ABDULLAH HARMANCI İLE KÜÇÜREK ÖYKÜ ÜZERİNE

Küçürek öykü üzerine sonuncusunu Vural Kaya ile gerçekleştirdiğimiz soruşturmaya, öykü alanının en keskin kalemlerinden Abdullah Harmancı ile devam ediyoruz. Abdullah hocamıza beni kırmayıp sorularıma yanıt verdiği için teşekkür ediyorum. Keyifli okumalar…

Abdullah Hocam, öykü ile ilgilenip de sizi tanımayan yoktur ama adettendir, soruşturmaya başlamadan evvel kendinizi tanıtmanızı isteyebilir miyim?

Bence bu soruya cevap vermeyeyim. Zira edebiyata ilk girdiğim zamanlarda bu soruya çokça cevap verdim. Ayrıca artık birçok farklı kanaldan beni tanıyabilir okurlarınız. 1993’ten beri öykü yazan, 1995’ten beri de öykü yayınlayan biriyim.

1) Küçürek öykü sizce nedir?

“Kısa öykü” diye tabir edilen ve 19. asırda ortaya çıkan edebi türün 20. yüzyılın ortalarında daha da kesifleşmiş ve kısalmış halidir. Yeni bir edebi tür değildir. Ama belki bu cümlemin sonunda “henüz” ifadesini kullanmam gerekebilir.   

2) Küçürek öykü yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız, buna nasıl karar verdiniz?

Öncelikle böyle bir soruyla ilk defa karşılaşıyorum. Soruyu okuyunca şöyle bir düşündüm. Sizi tebrik ederim. 2003’te yayınladığım ve ilk öykülerimi içeren ikinci öykü kitabımda küçürek öykü olduğuna göre bir hayli eski tarihlerde yazmışım. Yani ilk dönemlerden itibaren yazmışım. Küçürek öyküyü öyküden hiç ayrı düşünmedim. O sebeple bunun bir kararı olmadı. Küçürek öykü yazmak öykü yazmaktır.

3) Küçürek öykülerinizi oluştururken nasıl bir yol izlersiniz?

Öykü yazarken izlediğim yolu izlerim. Beni bilgisayarın başına geçmeye ikna edecek bir fikrin zihnime ve bu fikri harekete geçirtecek bir duygunun ruhuma hakim olması gerekir. İkisi birleşmeden olmaz. Genelde sağlam bir final olmalı. Yahut daha önce anlatmadığımı düşündüğüm sıra dışı bir ruh halini yakaladığımı hissetmeliyim.  

4) Küçürek öykülerinizde en çok hangi hususa dikkat edersiniz?

Finali çok güçlü olmalı. Okuru bittiğine ikna etmeli. İnsana dair bir derinlik içermeli. İnsanın bilinmeyen bir yönüne dokunmalı. Okurda duygu yaratmalı.

5) Küçürek öykülerinizi oluştururken size ilham olan şeylerden bizlere bahsedebilir misiniz? Örneklendirmeniz bizler için çok faydalı olacaktır.

Kulağı ağrıyan bir kadın hayal ettim. Kulağı uğuldayan demeliyim. Ama neden çınladığını doktorlar bulamıyor. Senelerce bu dertten muztarip. Sonunda bir gün ölüyor ve cennete gidiyor. Cennette kendisine verilen bahçenin ortasında bir çağlayan var. O ses bu sesmiş. Ömür boyu “çektiği” ses bu sesmiş. Bu öyküyü bana yazdıran şey, yani fikir, dünyada aranan sesin ahirette bulunması oldu. Aslında metafor olarak da düşünülebilir. Dünyada aradığımız ahirette bulunur. 

6) Diğer türlerin de küçürek öykü ile bağını merak ediyoruz aslında. Fakat daha spesifik bir soru olması açısından; küçürek öykü ile kısa öykü arasındaki ilişkinin nasıl olduğuna dair düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.

Küçürek öykü, öyküdür. Daha konsantresidir. Daha kesif olanıdır. Gücünü finaline yükler. Kullanılan her kelime sizi tartar. Siz her kelimeyi tartarsınız. Ama öyküden başka bir şey değil.  

7) Hocam, bir dönem şiir yazdığınızı söylemiştiniz. Buna istinaden bir soru sormak istiyorum şimdi. Öykü yazarken şair yönünüz tesirli oluyor mu? Yani küçürek öykü ile şiir birbirine benziyor mu? Ya da iki tür arasında bağ kurmak mümkün müdür?

Öykü için söylenir bu. Şiirle kardeştir denir. Bence de öyledir. Öykü şiirle çok yakındır. Ama romanla da doğaları benzer. O sebeple öykü, romanla şiir arasında ise, küçürek öykü de öykü ile şiir arasındadır.

8) Küçürek öykü veya öykü -hatta daha genel olarak- yazmaya yeni başlamış veya hevesli gençlere neler önerirsiniz? Okumalarını önerdiğiniz yazarlar ve kitaplar nelerdir?

Maalesef edebiyat okumaları yeterli sanılıyor. Edebiyattan başka bir şey okunmuyor. Yazarların yeni metinler üretmek dışında bir derdi yok sanılıyor. Düşünsel taraf ihmal ediliyor. Entelektüel emek önemsenmiyor. Dünyaya ait özgün bir fikriniz var mı? Bunun düşünülmesi lazım. İnsanın her şeyden önce insanlığa dair dertlerinin olması lazım. Bunlar sanki bitti. Asıl sorun bu. Keşke edebiyat okuyup edebiyat yazmak yeterli olsaydı. Ama yeterli değil. Düşünce temelli okumalar yapılmalı. Yapılmayınca sade suya tirit şeyler çıkıyor meydana.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir