ANIMSATICILAR

Küçükken kelimelerle bir oyun oynardık, hani şu önceki kelimenin son harfi ile başlayan yeni bir kelime bulma. İşte o son harf bize yeni bir kelime anımsatırdı ve aklımıza gelen ilk kelimeyi söylerdik.        

Şimdilerde o “son harf” kavramı benim karşıma daha geniş anlamlarda çıkabiliyor. Mesela bugün benim için o harf bir haberdi. Yine bir göçmen teknesi batmıştı Akdeniz’de. Üzülmüştüm, üzülmüştük. Bu sefer bu durum “son harf” oldu, yeni bir “kelime” beliriverdi zihnimde. Fikret Kızılok’un bir şarkısıydı bu. Sözlerinin bir kısmı şöyleydi;

Bir gün gelir dünya sana uymazsa, değiştirmek eğer elden gelmezse

Şarkılarım sana miras kalmışsa

Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum,

Böyle büyür insanlar, ağlamak çare değil

Zaman değirmenini durdurmak kolay değil.”

Haberdeki duruma bakılırsa dünya bana, bize uymuyordu. Değiştirmek elde miydi? Bilmiyorum. Sonra şarkı cisimleşti, bir madde halini aldı. Bir bütün olarak düşündüm onu. “Son harfim” şarkının tümünde anlatılandı artık. Bir babanın evladına söyledikleriydi şarkının sözleri. Evlat-baba ilişkilerini düşünmeye zorladı beni. Yeni kelime buydu artık oyunda. Akabinde bir kelime daha, babama ilişkin bir anı.

Bu hatırayı bulanık da olsa hatırlayacak yaşlardaydım. Bir akşam babam anahtarıyla dairenin kapısını açarken sesleri duymuş ve babamın gelmesine karşı kayıtsız kalmıştım. Her gün eve gelen babam yine gelmişti, o kadar. Anahtarları ve üstündekileri astı, ellerini yıkadı ve git gide yaklaşan adım sesleriyle çocuk odasına girdi. Önce beni sonra kardeşlerimi öptü tek tek. “Sizi seviyorum” dedi. Meraklanmıştık.

“Ne oldu baba?”

Babam anlatmaya koyuldu. Bir konferansa gittiğini ve orada ebeveyn-çocuk ilişkisi ile ilgili                   anlatılanlardan etkilendiğini söylemişti. Babam beni öptüğü için mutluydum elbet ama mutluluğumun başka bir sebebi daha vardı, o zamanlar ne olduğunu anlayamamıştım. Şimdilerde babamın o konuşmadan etkilenmesine, bu duygusal ve zihinsel yapıya sahip olmasına içten içe sevinmiş olabileceğimi düşünüyorum.

Zihnim bu “son harfleri” kendisine uçan bir halı yapmış; denizden denize, imgeden imgeye, şarkıdan şarkıya ve insandan insana dolaşıyordu. Bir ara kendimi ilkokul birinci sınıfta buldum. Annem ürkek ürkek yürüyen beni sınıfıma bırakmıştı. Sınıf “son harf” idi artık. Yeni kelime öğretmenimdi.

Öğretmen, saç, kırlaşmış, dedem.

Dedemde biraz durakladı zihnim. Şimdi yoktu dünyada. Vefatından önceki son bir senedir hastaydı. Bir gün hasta haliyle dedemi izlerken içimden “deden belki yakın zamanda burada olmayacak ve sen bu anı hatırlayacaksın onun olmadığı bir zamanda” diye düşündüm. Evet tam da bu satırları yazarken o anı hatırlamıştım işte. Elini öpmüştüm o gün, babama çekmişim.

Dedemin vefatı “son harf” oldu. Yeni kelime bir şarkıydı. İsmi, “yitirmeden” idi.

Son kez oynayalım öyleyse. Hadi son harften kelime bulalım.

Yitirmek, kayıp, pişmanlık, kızgınlık, küsmek, küstah, hamur, renk, kıvam.

-e biz de kıvamında bırakalım öyleyse.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir