ASYA

Dört duvar içinde deruni bir sessizlik hakim. Kulakları sağır eden bir yürek patlaması yırtıp geçiyordu bu sessizliği. Etrafa ruhlar saçılmış gibi çıldırmışım âdeta. Bir yandan kıyameti yaşıyor, diğer yandan film şeridi gibi gözümün önünden hafızama kazınan izler geçiyor. Pencere önünde ağlayan sardunyalar, bir çift kırmızı pabuç, yara almış bir dudak, kesilmiş saçlar… Her yere dağılmış siyah saçlar… Bir bebek ağlaması kulağımı çınlatıyor. Rutubet rengine boyanmış çirkin yüzler görüyorum hep. Kapıları örten kirli eller, ölüm kalım yarışında kaybolan hayatlar ve gözlerime oturan bir karanlık… Kabir azabı kokuyor üstüm başım. Darağacında sallanıyor gölgem. Et kırığı her yanım. Kan damlıyor sabır çeşmesinden. Baykuşlar çöküyor başıma.

Saniyenin tik takları, beynime çakılan bir çivi gibi deli ediyor. Kâbustan mı uyanıyorum?  Neresi burası? Bileğimi çepeçevre saran bu kelepçe niye? Üzerimde debelenen filler bir gerçek miydi? Canım ağrıyor, bir duyan var mı? Allah’ım, kim beni hapsetti bu yatağa? Neden yüzüme bakmıyor kimse? Beni duymuyorlar mı? Sırtımda bir kambur var sanki doğrulamıyorum. Doğrulsam da bileğimi acıtan bir şey beni yatağa bağlıyor. Ağlamak tutuyor. Soğuk bir ilaç damarımı yara yara geçiyor, bedenim uyuşuyor. Binlerce iğne bedenime batıyor. Tekerlekli bir sandalyeye oturtuyorlar beni. Temiz hava al diyorlar, ciğerim yırtılıyor diyorum, anlamıyorlar.

Bir aynada görüyorum silüetimi; soluk benizli, kaşları yok denilecek kadar az, gözleri çekik, boynu bükük bir şarkı gibi kimsesiz. Saçlarıma gidiyor elim, bir hayale dalıyorum, annem tutuyor ellerimi. Kurdele takıyor örgülü saçlarımın ucuna. Ekmek kokan ellerini öpmek istiyorum annemin. Kayboluyor. Sevmediğim bir üvey baba sesiyle irkiliyorum. Saçlarım kökünden kazılıyor, üstüme saç yağıyor. Ceza mıydı bu?

Ömrümün her anı sahneleniyor sanki bir mezar taşında. Ne olur uyandırmayın beni kendime. Üzerimden kaldırmayın bu toprak örtüsünü. Beynimin içinde dönen seslere tahammülüm yok. İlaçlar kadar yalan bir şey de yok. Tedavi olacak bir sebebim de yok. Kaldı ki bir hastalığım da yok. Annem de yok. Evim de yok. Yavrum da yok. Yok oğlu yok. Damarımdan vereceğiniz en kuvvetli zehir, ölüm olsun bu kez diyorum. Dayanacak gücüm yok.

Her ağladığımda sesime koşan hemşire ve hasta bakıcılarının kendi aralarında merakla konuştuğu hikâyemi defalarca dinliyorum. Delirmiş diyorlar bana. Adı Asya. Delirmiş. Konuşmuyorum. Uyumuyorum. Yürümüyorum. Gülmüyorum. Ama duyuyorum. Babamın tokat sesini duyuyorum. Dudağımın acısını duyuyorum. Kızımın ayak sesini duyuyorum. Tırnaklarım kanıyor. Bir bir koparıp attığım…

Yokluk çektiğim Özbekistan’dan çalışma ümidiyle geldiğim Türkiye’de, İzmir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeyim. Az bir ücretle hasta bakıcılığını yaptığım felç hastası Nevin Hanım’ın oğlu Nevzat ile evlendiriliyorum. Zamanla seviyorum. 10 yılımı veriyorum. Hiçbir ücret talep etmeden Nevin anneye bakmaya devam ediyorum. Yokluk nedir biliyorum, zor gelmiyor soğuk duvarlar arasında rutubet ile yaşamak. Pencere önüne sardunyalar dikiyorum. Güzelleşsin istiyorum hapis-ev hayatım. Bir kızım oluyor.  Tertemiz sütümle besliyorum, sevgimle sarıp ısıtıyorum. Astım tutuyor geceleri. Komşu yok, sokak yok, gülmek yok, et yok, sıcak yok. Yok oğlu yok. Annem ölüyor, içimden binlerce kuş uçuyor. Ben uçup gidemiyorum yanına. Bütün yokluklarımın yanında hepsine değer kızım var diyorum. Nevin annenin ölümüyle kendimi her şeyden habersiz sınır dışı edilmek üzereyken kapı önünde buluyorum. Benimle işi biten kocam, yani kızımın babası, beni kandırdı mı? Koymuyor o kadar, kızımı alır giderim diyorum. Sahi, kızım nerede? Kızımı da mı aldı ömrümü alan adam? Nerede kızım?

Üzerime gelen duvarları yıkmak istiyorum yine. Kanayan tırnaklarıma pansuman yapan bakıcı konuşuyor: ‘’E be Özbek kızı değer mi?’’ diyor. Değer mi? Vatanından kopmuş, ailesinden kopmuş, sevdiği adamdan kopmuş, can bildiği yavrusundan kopmuş. Et tırnaktan kopmaz diyordu kocası. Kopmuş işte. Koparmışlar.

ASYA” için bir yorum

  • 25 Nisan 2020 tarihinde, saat 10:42
    Permalink

    Çok güzel bir yazı 👏 Keyifle okudum. Kaleminize sağlık 🌹

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir