AY ÇİÇEĞİ

Şimdilerde bir sakinlik düştü üstüme

Öyle halsiz ki,

Ben bile şaşkınım kendime.

Solmuş ağaç gibi kurumaya hazır.

Gün içinde hissedilecek tüm güzel duyguları yaşayıp geldim gittiğim yolda. Kalbim, adeta hicret ettim gelincik tarlasına. Birilerine dert anlatma derdini unuttum, çok eskilerdeki bana ziyaret idi bu sanki. Kendimle birlikte ilkokul öğretmenimi de misafir etmiştim köyüme. Üçüncü sınıfa yeni geçmiştim, öğretmenimin askerden yeni geldiğini hatırlıyorum. Üzerimde gökkuşağı desenli süveter ve mavi önlükle yanına gidip “hoş geldiniz öğretmenim” deme cesareti dilimin ucuna geliyor; sonra o köy çocuğu çekingenliği ile tekrar saklanıyor dudaklarımın arasına. Bir adım ileri iki adım geri derken sonunda balon mutluluğu ile söylüyorum gönlümden geçenleri. Oh be! Ne güzel bir şey içindeki güzel duyguları söylemek. Karşılığında seni hiç pişman etmeyecek ay çiçeği gibi bir tebessüm… Hâlâ ay çiçeği bereketi var gülüşünde. Ve başlıyor ay çiçeği etrafında güneş olma sevdası. Aslında tam tersi olması gereken bir durum belki de, ama bizim ay çiçeğimiz güneşler yetiştirme derdinde olduğu için bize öyle görünmüştü; o zamandan bu zamana güneşler astı gökyüzüne. Kimi sadece geceleri doğdu, kimi ay tutulması yaşadı, bazısı kavurdu tüm başakları, bazısı da onun gibi ay çiçeği olmayı seçti. O vakitler çocukluk hafızası olduğu için midir nedir öyle canlıydı ki, bu gün tekrar yaşadım sanki. Okulun çatısında çarşaf gibi kaplı kar bizim için lunapark gibiydi. Düşünsenize bilmem kaç kilometre uzakta bir dağ başında kocaman bir lunapark! Ay çiçeği sayesinde böyle görüyorduk biz her şeyi. Gözlerine iştahla attığımız kartopları bize yine aynı içtenlikle ay çiçeği tebessümü ile dönüyordu. O gülüşü de alıp hep birlikte zaten çıtır çıtır seslerle yanan sobanın etrafında üstümüzdeki karların yolculuğunu izlerdik. Sobadan ziyade o gülüş içimizi ısıtırdı. Aynı beyazlıkta konuşan ağızlar hep birlikte kahkaha atardı. Cıvıltı halinde sesler yükselir, dalgalanır ve sonra huzur gibi bir sessizlik olurdu. Bu demektir ki herkes sırasına geçsin. Şimdi bu gün tekrar o sıraya, toprakları biraz eksilmiş, gövdesi biraz ihtiyarlamış, bir kaç yaprağı sararmış ama yine de tebessümü kocaman olan ay çiçeği ile oturdum. Onca zamandan sonra değişmeyen tek şey o gülüştü. Bunun etkisiydi beni bu kadar etkileyen sanırım. Kaldığım yerden devam ettim lunapark eğlencesine. Güneş batana kadar devam etti bu. Tekrar tekrar oynadım tüm oyunları resim defterimde.

Sonra birden bir eziklik hissettim. İçimde bir şeyler battaniye altına gizlenmiş korkuyor. Bu duygu handikabında boğuluyor. Sesi ev sahibi olduğu sokaklarda yabancı gibi çıkıyor. Herkes yolunu almış mendil sallıyor. Yığılıyor bir asma ağacının dibine. Yollar yılları da alıp kaçıyor acıyla. Kimse kusura bakmasın, kalamayız biz bu çağda diyorlar sanki. Süklüm büklüm anılarımı bohçaya koyup içime, taa battaniyenin altına giriyorum tekrar. Boşa sarf etme diye öğütlüyorum kendimi. Ay çiçeği aynı olsa da karların hepsi erimiş, tarumar olmuş oyun bahçemiz. Her tarafına işleyen bu kimsesizlik bundan kaynaklı, anla. Ay çiçeği yapraklarını da çiğdemlerini de çoktan feda etmiş serçe kuşlarına. Su dökmeli şimdi tekrar filizlensin diye. Toprak olup kucaklamalı tüm yaralarını.

Koşalım o zaman gökyüzüne!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir