AYIN KİTABI

Yepyeni bir yılın ilk ayında ayın kitabı olarak seçeceğimiz eserin oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz, bu sebeple  2020’de tercüme edilerek edebiyatımıza kazandırılmış bir eseri seçmek yerinde geldi, seçtiğimiz kitabın büyüleyici dili de seçimimizin cabası. Bu ay sizler için  Robert Seethaler’in “Toprak” kitabını seçtik.  

Kitabı bitirdiğinizde akıl almaz bir boşlukta bulacaksınız kendinizi. Kitap ne eksik ne fazla;  bu sebeple büyük de bir huzurla bitireceksiniz kitabı. Yaşadığımız hayatta hep uzaktan gördüğümüz şeylerin yaklaştıkça aslında hiç de uzaktan göründüğü gibi olmadığını ustalıkla ifade ediyor yazar.  Ölümden korkan biriyseniz eğer, aslında bu derece olağan ve gerçekleşmesi kaçınılmaz bir olaydan korkulacak hiçbir şey olmadığını anlamanızı en güzel ifadelerle sağlıyor kitap. 

Uluslararası Man Booker Ödülü’nün finalistleri arasında yer alan Robert Seethaler’ın yazmış olduğu Toprak kitabı Regaip Minareci tarafından çevrilmiştir. Arka kapağında yazılandan da anlaşılacağı üzere ölümün insan hayatındaki yerini konu alan Toprak, ölüm üzerine deneyim kazanmış, onun ne olduğunu tam anlamıyla çözmüş biri tarafından yazılmadı elbette. Hatta yazara bir röportajında ölümü sorduklarında şöyle demiş: 

“Bu konuda fikrim yok. Ölümü tanımıyorum. Kimse tanımıyor. Sadece ölmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor ve bundan korkuyoruz. Ölüm, ancak yaşarken düşünebileceğimiz bir kavram. Ölümle uğraşmanın sadece bir amacı vardır, o da bizi daima yaşama geri göndermesidir. Ya korkudan donup kalırız ya da yaşamımıza anlam ve değer katarız. Seçim bize kalmış.” (TKitap, Zeynep Kılıç) 

Ölüm ne zaman birisine uğrasa bizim için hep erken bir ölüm olarak nitelendirilir. “Çok erken gitti.”, “Daha yaşayacaktı.” Ve daha zihnimize yer etmiş birçok cümle kurulmuştur ölenin arkasından. Peki ölüm bir son mudur? Robert Seethaler cümleleriyle bize ulaşırken aslında bir yolculuk bileti de uzatmış elimize. Ölülerin bulunduğu toprağın altına yolculuk bu… Çünkü onlar toprağın altında rahat uyumaları için sessizliğe terk edildiklerinde bizim onları terk ettiğimiz gibi terk etmiyorlar kitapta. Yattıkları toprağın üstünde kim geziniyor, mezarına gelip üzerine toprak atanlar ne düşünüyor, bunca zaman hayatlarında neyi yaptılar, neleri yapamadılar anlatıyorlar. 

Ben size kolayca ulaşabileceğiniz bilgiler vermeyeceğim. Kaç sayfaydı, kaç öykü vardı ya da kaç ölüm, bunlar kimlerdi, isimleri neydi, peki ya mezarları neredeydi… Bu soruların cevabı kitabı okumadan önce bir kitapçıda elinize aldığınızda bile kendi başınıza öğrenebileceğiniz küçük ayrıntılar. 

Peki, bu öykülerdeki veya yaşamlardaki insanların bağlantısı neydi? Bir insan nasıl ölürdü ki? 

Monoton hayatın içinde sizi büyük bir muhasebeye de sürükleyecek bu eser, hele ki toprağın gücüne bu kadar inanılan medeniyetimizin insanları bizler için dokunaklı olacağını düşünüyoruz.  İyi okumalar.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir