AYIN KİTABI

Bu ay sizler için seçtiğimiz eser, Said Halim Paşa’nın Buhranlarımız ve Son Eserleri adıyla birleştirilip yayınlanan kitabıdır. Kitaptan önce Said Halim paşa kim diye soracak olursanız; o, Osmanlı Devleti’nin çekirdekten bir devlet adamı ve idarecidir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu ve vezir Halim Paşa’nın oğludur. Kendisi de devlet idaresinde çeşitli görevler yapmış, 1913’ten 1917’ye kadar Sadrazamlık görevini icra etmiştir.

Uzun yıllar devlet bünyesinde çeşitli görevlerde bulunan ve hayli fırtınalı bir siyasi yaşam süren Paşa dönemin politik şartları gereği sürgünlerle dolu bir hayat geçirmiştir. Bu tecrübeler ile devlet mekanizmasının birçok yerinde görev alan Paşa, devletin içinde bulunduğu vahim durumu bizzat tecrübe etmiştir ve bu sayededir ki sorunların çözümü için ortaya koyduğu fikirlerin altyapısı sosyolojik olarak tutarlı olabilmiştir. Nitekim kendisini çağdaşı diğer birçok Osmanlı Aydın’ından ayıran en temel fark da budur: Tecrübe. Onun Batı ve İslam’a vakıf oluşu eserlerinde de bariz bir şekilde görülmektedir. Batı’nın sorunlarını aktarırken sorunun derununa olan hâkimiyetini gösterir nitelikte örnekler vermesi ve İslam’ın sorunlarına değinirken direkt kaynak eserlerden de yararlanmak suretiyle ortaya koyduğu çözümler onun entelektüel seviyesini ortaya koymaktadır. Kaldı ki Paşa’nın Batı dilleri ve düşüncesindeki yetkinliği bazı yazılarını Fransızca olarak kaleme almasını ve okuyucu yelpazesini geniş tutmasının yanında bu yazıların Avrupa’da da okuyucu bulmasını sağlamıştır.

Elimizdeki kitap 8 ayrı eserden oluşuyor. Eserler oldukça kısa ve net tutulmuş. Paşa eserlerde Türk aydınına ciddi eleştiriler getiriyor. Batılılaşmaya savaş açmış. Eleştirileri için mantıklı argümanlar sunuyor. Ve izlenmesi gereken yola değiniyor. Kitabı okuyup günümüze baktığınızda verdiği bilgilerin ve yaptığı tespitlerin tutarlılığı ile karşılaşacaksınız.

Yanlış Batılılaşma ile ilgili ortaya koyduğu bu fikirlerin yanında Paşa’nın bir diğer önemli iddiası da Ümmetin kurtuluşunun İslam ile olacağı düşüncesidir. Osmanlı Entelektüellerinin aklına yerleşen “İslam terakkiye mani midir?” sorusunu oryantalistlerin empoze ettiğini savunan Paşa, dönemin aydınlarına da ciddi eleştiriler yöneltmektedir. İçinde bulundukları toplumun yaşadığı sosyal bunalımı Batı’ya has ilaçlarla tedavi etmekle suçladığı bu insanları kendi toplumlarını yeteri kadar tanımamakla eleştirmektedir. Batı’da ortaya çıkan ve Batı’yı ileriye taşıdığı düşünülen fikirler ve düzenlemelerin herhangi bir filtre uygulanmaksızın alınmasının devleti ve milleti bir çıkmaza sürüklediğini düşünen Paşa, terakki için Batı’nın vazgeçilmez olduğunu kabul etmekle beraber alınacak şeylerde seçici olunmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.

Son bölüm yazarın hatıratını kapsıyor. Maalesef tamamlanmadan şehit ediliyor. Kitap, Said Paşa’nın Yüce Divan’da yargılandığı sual-cevaplar ile son buluyor.Kitap Paşa’nın eserlerini bir arada göstermesiyle kendisinin fikri yapısına nüfuzumuzu da kolaylaştırmakta ve düşüncelerindeki tutarlılığı görebilmemizi sağlamaktadır. Yapılan -bazı yerlerde aşırıya kaçıldığını düşündüğümüz- sadeleştirme ve –kitaba nüfuzumuzu kolaylaştırması amacıyla- eklenen dipnotlar ile okuyucuya dönemin sosyal ve siyasi yapısıyla ilgili doyurucu bilgiler sunan kitap, kendisinin edebi meziyetleri sayesinde gayet anlaşılır bir durumdadır. Paşa’nın yazdıklarının (o) günün sorunlarına çözüm arar nitelikte olması onu sistematik bir çalışma yapmaktan alıkoymuş ve yazılarının konularını muhalifi olduğu düşünceler üzerinden şekillendirmeye itmiştir. Ancak eserlerinde cevap aradığı mezkûr soru dikkate alındığında eserleri arasındaki bağlantıyı sağlamak çok zor olmayacaktır. Her ne kadar Paşa, günün sorunlarına çözüm arayan yazılar kaleme almıştır desek de onun fikirlerinin çoğu bugün bile hala geçerliliğini yitirmemiş ve üzerinde düşünüldüğünde bize çok şey katacak niteliktedir.

Bunların yanında Paşa’nın İslamcı bir mütefekkir ve devlet adamı oluşu siyasi eylemlerini bu yönde şekillendirmiş ve didaktik ögeler barındıran bu eserleriyle de mücadelesini çok katmanlı bir şekilde sürdürmeye çalışmıştır. Bu durum ayrıca yüksek rütbeli bir devlet görevlisinin devletin içinde bulunduğu zor şartlara ne şekilde reaksiyon gösterdiğini belirtmesi bakımından da kayda değerdir.

Kitaptaki metinler, yazıldıkları dönemde İslamcılık düşüncesinin geliştirilmesinde çok büyük katkılar yapmış ve İslamcı kesimin fikriyatında önemli etkiler bırakmıştır. Bu nedenle bu kitap bugün yapılan İslamcılık araştırmalarında dönemin fikri atmosferini bu denli etkileyen Said Halim Paşa’nın düşünce dünyasını aktarması bakımından araştırmacılar ve döneme ilgi duyan herkes için büyük bir öneme haiz başvuru kaynağıdır.

Dönemi tanımak isteyen, tarihe meraklı olduğu kadar gerçeklerin de peşinde olan kıymetli okuyucularımıza tavsiyemizdir. Şimdiden iyi okumalar.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir