BİLİNMEZLİK BİLMECESİ

Bir taşı suya attığımızda nasıl bir ses çıkaracağını bilemeyiz. Bileceğimiz tek şey etrafında oluşturacağı halkalardır. Çıkaracağı ses ise suyun derinliğine göre değişir.

İşte insanın da bazen böyle bir durumda olması mümkün. Önce bir taşı eline alırsın. Taşın elinde olduğunu şu durumda bilirsin. Suya atınca ıslanacağını, halkalar oluşturacağını bilirsin. Ama çıkaracağı sesi bilemezsin. Tıpkı bir haber verdiğimizde insanların tepkilerinin ne olacağını bilemeyişimiz gibi. O da karşındaki insanın derinliğine göre değişir. Fakat arada bir fark vardır. İnsan derinleştikçe daha az ses çıkarırken, su derinleştikçe daha yüksek bir ses çıkarır.

İnsan doğası bilinmezlik üzerine kuruludur. Mesela ölümü ele alalım. Kesin olan tek şey öleceğimizdir. Nasıl ve ne zaman sorularına cevap veremeyiz. Verebilseydik eğer hayat ne kadar yaşanılası olurdu orası ayrı bir muamma.      

Bilinmezlik insanın çoğu zaman gözünü korkutur. Fakat bazen insanın bilinmezlikten korkması gereksizdir. Bir şeyin sonucu bilinmeyince dışarıdan daha ürkütücü gelir. Oysa o olguyu ya da olayı yaşadığımızda, içine dahil olduğumuzda aslında o kadar da ürkütücü olmadığını fark ederiz. Herhangi bir sınava girmeden önce henüz yaşanılmamış olduğu için bilinmezlik kavramının da etkisiyle insan telaşlanır, heyecanlanır. Oysa sınavda birkaç soru çözdükten sonra bilinmezlik etkisini yitirir, insan rahatlar.

Her şeye rağmen bilinmezliğin zirve yaptığı bazı anlarda insan olumsuz etkilenebilir. Panik atak yaşayan bir insanı ele alırsak, bunun asıl sebebinin ölüm korkusu olduğunu görürüz. Hasta kişi kendisine atak sırasında “Acaba ölecek miyim?”, ”Şu an ölürsem geride kalanlar ne yapar?” gibi sorular sorar. Peki, insanın ölüm korkusu yaşamasının ardındaki sebep öldükten sonraki yaşamın bilinmezliği değil midir? Buna bir akıbet bilinmezliği de diyebiliriz.         

Yine de tüm bunlar ele alındığında bilinmezlik hayatın temel gereksinimlerinden biridir. Geleceğe anlam katar. İnsana yaşaması için gerekli olan amaç, gaye ve hayallerinin hala ulaşılabilir olduğuna dair umut sunar.

Ya da olaya biraz daha lirik bakalım. Bir beyefendi veya hanımefendiden hoşlandığınızı düşünün. Ona açılacaksınız. Peki, sizce vereceği cevabı bilmek ya da onun hislerini tam anlamıyla önceden kestirmek sizin bu öykünüzün değerini azaltır mı yoksa artırır m? Bilinmezlik kavramının manası tam olarak burada devreye girer ve olaya bir anlam katar, onu değerli kılar.

Sizlere bir soru sorayım:

Bilinmezlik sizce de bir nimet değil midir?

16-17.yy’da insanlar, Mozart adında bir bestecinin gelip de böyle besteler yapacağını bilselerdi, Mozart böyle bir üne kavuşabilir miydi?

İstanbul’un 1453 yılında fethedileceğini, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında yıkılacağını, sudaki oltamıza ne zaman balık takılacağını, çocuğumuzun ilk defa bize ne zaman güleceğini bilseydik hayat çekilir olmazdı.

Eminim hayatınızın bir evresinde kiminle evleneceğinizi merak etmişsinizdir. Acaba şu an ne yapıyor diye düşünmüşsünüzdür. İşte bilinmezliğin anlam ve değer kattığı bir olgu daha. Böylece içinizdeki merak size aradığınız kişiyi bulmada yaşam enerjisi verir.

Şimdi size gördüğüm bir yazıyı aktarmak istiyorum:

“Bilinmezlik, bireyleri içlerindeki boşluğu veya korkuları doldurmaları adına gerçek dışı alternatiflere yöneltir çoğu zaman. Oysaki bilinmezlik, bir süreçten daha fazlası değildir.

Bazı şeyler belli bir zaman için anlaşılamaz fakat bunun geçici olduğu unutulmamalıdır. İnsanlık, onlarca asır önce açıklayamadığı birçok şeyi bugün rahatça tanımlayıp, hiç zorlanmadan mantık tabanına oturtabiliyor. Gerçeklerden uzaklaşma tehlikesi konusunda, en büyük düşmanımız kendimiziz. Anlamlandıramadığımız şeyler için kolay olan alternatifleri değil, mantıksal yolları tercih etmeliyiz; modern insan evrenin anlamını dogmatik veya kültürel ön yargılarıyla barışta değil, bilimsel yöntemin zaferinde aramalı. Bir örnek vermek istiyorum:

1066 yılında Normandiyalılar, Halley kuyruklu yıldızının geçtiğine tanık oldu ve bu sıra dışı olayı anlamlandırma ihtiyacı içerisine girdi. En sonunda bu durumu, büyük bir krallığın düşeceğinin habercisi olarak değerlendirdiler ve tüm güçleriyle birlikte Britanya adasına çıkartma yaptılar; on binlerce insan birbirlerini yok etmek için savaştı. Herhalde bu tarihteki en saçma “casus belli” (bkz: *savaş sebebi manasındaki hukuk terimi) durumlarından birisidir. Bugün, Edmond Halley’in çalışmaları sayesinde bu olayın, her 75 yılda bir yeryüzü üzerinden de görülebilen, bir kuyruklu yıldızın yörünge döngüsünün eseri olduğunu biliyoruz…”

Bilinmezliğin yazıda da anlatıldığı üzere bir süreç olduğunu düşünüyor, sınava girme konusundaki örneğimde olduğu gibi bunun geçici olabileceğini, nadiren ise sürekli olabileceğini düşünüyorum. Bilinmezliği hayata anlam kattığı için seviyorum.

Bu yazıyı niçin mi yazdım? Bilmeyin.

BİLİNMEZLİK BİLMECESİ” için 2 yorum

  • 3 Ağustos 2019 tarihinde, saat 10:23
    Permalink

    Sonucu iyi yada kötü, yaşamayı heyecanlı kılan bilinmezlik unsurunu çok güzel anlatmışsınız Mehmet bey tebrikler.

    Yanıtla
  • 8 Ağustos 2019 tarihinde, saat 23:06
    Permalink

    Teşekkür ederim Yakup Bey

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir