BİR DERVİŞ SABRETMEKTEN AZ ÖNCE VAZGEÇTİ

Her şey cenneti terk etmekle başladı. Ve biz alıştık terk edişlere. Önce anne karnını, ardından göbek bağını ve nihayetinde beşiğimizi terk ettik. Özenlice katlanmış ve halının altına konulmuş bayram poşetini, yedi yaş dişini ve ardından çocukluğumuzu terk ettik. Basınca yanan lambalı ayakkabılar çekti kahrımızı, terk ettik. Büyümek için çocukluk oyunlarını terk ettik. İlkokula başladık annemizi terk ettik, eve gitmek için öğretmenimizi. Karne alınca okulumuzu, yaz bitince köyümüzü terk ettik. Liseye başlayınca ilkokul aşkımızı, üniversiteye başlayınca kravatımızı terk ettik. Biz terk etmeye devam ettikçe hep terk edildik. Yılmadık, yirmisine dayandık, sivilceleri, kenti görünce adetlerimizi terk ettik. Çay içmek için gittiğimiz çaycıda dışarıyı, dışarı çıkınca çaycıyı terk ettik. Şehirler arası yolculukta şehrimizi, vardığımız yerde muavini terk ettik. Uzadığında kestik, saçımızı terk ettik, kesme işlemi bitince berberimizi terk ettik. Kalbe zarar diye yağı, kabre yarar diye günahı terk ettik. Anlaşılmayız diye konuşmayı, anlatmak için susmayı terk ettik. Kibrimizden duymayı, hüznümüzden uyumayı terk ettik. Gerçekleşmez diye hayali, gerçekleşir diye bedduayı terk ettik. Biliyoruz diye kitabı, bilmiyoruz diye kutsalı terk ettik.
Ve büyüdük, yılları terk ettik. Mutlu olduk diye hüznü, hüzünlendik diye mutluluğu terk ettik. Şahit iken davayı, şehit iken sevdayı terk ettik. Bahar için kışı, yaz için baharı terk ettik. Yatmak için gündüzü, uyanmak için geceyi terk ettik. Yılmadık. Vapura binince karayı, karaya varmak için denizi terk ettik. Martıyı sevindirmek için simidi, martıya varmak için simitçiyi terk ettik. Fazla duamız var diye dilenciyi, sevdalımız yok diye çiçekçiyi terk ettik. Kazanmıyor diye tuttuğumuz takımı, doktor dedi diye tutamadığımız orucu terk ettik. Yakalanırız diye kopya çekmeyi, tutmaz diye film çekmeyi terk ettik. Okunmaz diye yazmayı, dinlenmez diye türkü söylemeyi terk ettik. Yaralar diye şiiri, hüzünlüdür diye geçmişi terk ettik. Âşık olduk diye yalnızlığı, baş başa kalmak için kalabalığı terk ettik. Evlendik diye bekârlığı, eşimiz istemiyor diye bekârları terk ettik.
Ve yaşlandık, gençliği terk ettik. Günümüz az kaldı diye kini terk ettik. Bayram sabahı torunlar gelince tüm kırılmaları terk ettik. Kalbimiz yoruldu diye uzun yürüyüşleri terk ettik. Kolesterol yükseldi diye ağız tadımızı terk ettik. Ağır geldi diye yaşamak, dik yürümeyi terk ettik. Kamburlaştı diye belimiz gökyüzünü terk ettik. Geç kalındı diye hayallerimizi, erken geldi diye saatleri terk ettik. Yelkovan hızlı ilerledi diye akrebi, dakikalar doldu diye saniyeleri terk ettik. Zaman su gibi aktı diye nehirleri, atık doldu diye denizleri terk ettik. Oltaya gelmiyor diye balıkları, kafese sığmıyor diye kuşları terk ettik. Yıllara sığmıyor diye umutları, mezarlıkta yetişmiyor diye goncaları terk ettik. Kokmuyor diye menekşeyi, açmıyor diye incir çiçeğini terk ettik. Çatlamıyor diye sabır taşını, doyurmuyor diye yetim aşını terk ettik. Selvi’yi andırmıyor diye kaşları, yürek ateşini söndürmüyor diye gözyaşlarını terk ettik. Anlamıyoruz diye divanı, anlatamıyoruz diye aruzu terk ettik. Hecelendi diye dili, kekeledi diye yüreği terk ettik. Sayfa doluyor diye kelimeleri, kelimeleri anlatamıyor diye harfleri terk ettik.
Ve her şeyi cennete gitmek için terk ettik …

BİR DERVİŞ SABRETMEKTEN AZ ÖNCE VAZGEÇTİ” için bir yorum

  • 19 Eylül 2019 tarihinde, saat 03:28
    Permalink

    Başlık çok dikkat çekici ama içerikle çok bağdaştıramadım. Yazı çok manidar kaleminize sağlık.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir