BİR MERHABA

Bütün sesleri sessize aldığımda kendi sesimi duyabiliyorum ancak. Pencereden dışarı baktığımda fark edebiliyorum çiçekleri. Bahar gelmiş. Ya ben göremeden dökülseydi çiçekler ve “merhaba” diyemeden geçip gitseydi bahar? Tutabilir miydim? Neyi tutabildim ki, anılarım dâhil? Bakıp göremediğim her şeyin acısını çıkarmaya karar verdim. Dışarıyı, pencere kenarına tünemiş kanadı kırık bir kuş gibi izlemekten vazgeçtim. Her şeyin önümden geçip gitmesini izlemek ama hiçbir şey yapamamak yetmişti. Baktığımda görebilmek istiyordum, bir “merhaba”ya vakit bırakabilmek…

Pencerem… Ah, benim sığınağım. Kendimden kaçışım. Dünyaya bakışım ve göremeyişim. Ayrılma vakti… Rüzgârın yüzümü okşamasına izin vermeyeli ne kadar olmuştu sahi? Üzerimden yıllanmış hırkayı çıkarmayalı, sabaha bir merhabayı çok göreli ne kadar olmuştu? Sahildeki yosun kokusunu unutmuştum, maviye hasret kalmıştım. Sahil iyi fikirdi öyleyse. Bir taksi çağırdım. Otobüse binip o kadar kalabalığa karışmaya henüz hazır değildim. Az uzakta görünüyordu deniz. İstemsizce kalbimi tuttum. Acı hissettim. Sonra hızlı hızlı çarpmaya başladı. Panik atak geçiriyorum sandım. Kendimi sakinleştirmeyi biliyordum. Derin bir nefes alıp “Artık inmeyecek misin?” der gibi gözlerimin içine bakan taksiciyi daha fazla bekletmeden indim taksiden. Kalbim hala acıyordu. Hatırlamam gereken bir şeyi mi unutmuştum? İşte bu his… Beni pencere kenarına hapseden bu histen kurtulamamıştım hala. Hatırlayamamak canımı daha ne kadar acıtacaktı? Bomboş hissediyordum. Kazadan sonra hiçbir zaman dolu hissetmemiştim zaten. Hep eksik ve yarımdım. Atlatamadım. Onca yılı hatırlayamamayı, sevdiklerimi unutmayı hazmedemedim. “Keşke unutsam.” diyen herkesten nefret ettim. İnsan acısını bile hatırlamalıydı. Acılar ve hatalar bizi tamamlardı ama kimse bilmiyordu. Kuma ayaklarımı sürüye sürüye yürüdüm. Dalgalar ayağımı ıslatıncaya kadar yaklaştım denize. Rüzgâr yüzümü okşadı usulca. Onun merhaba deme şekli buydu. Karşılık verdim ben de.  “Merhaba”.  Bir deniz kabuğu çarptı gözüme. Eğilip aldım. O kadar güzeldi ki. Çukur olan kısmına gözümden akan yaş düştü. Nasıl görmeden yaşadım Allah’ım, nasıl aç bıraktım kendimi bütün güzelliklere? Merhaba diye haykırmak istedim ufka doğru, yeni hayatıma. O sırada uzaktan birinin bana doğru geldiğini gördüm. Önce emin olamadım ama yanıma gelince durdu. Neden kalbimdeki acı şiddetlenmişti? Uzun uzun baktı ama konuşmadı. Beni birine benzettiğini düşündüm ve gitmek için arkamı döndüm. Elimden tuttu. Ağlıyordu. Avucumun içine bir deniz kabuğu bıraktı. “Hatırladın mı?” dedi. “Ben hiç yanımdan ayırmadım.” Hatırlamamıştım. Kalbim daha çok acıdı. Gözümdeki yaşın yanağımı ıslattığını hissettim. Ben hatırlamamıştım ama içim hatırlıyordu. Kalbim biliyordu bu kızın kim olduğunu. Kalbime güvendim, içime sığındım. Bu aldığım en güzel işaretti.  Dalgalar hala ayağımı ıslatıyordu ve ötelerden deniz kabukları seriyordu önüme. Kıza dönüp “merhaba”  dedim. Ve hoş geldin…

O an; ayağımı ıslatan dalgayı, yüzümü okşayan rüzgârı ve etrafı aydınlatan güneşi gördüm. Hissettim. İçim hissetti. Artık hiçbir zaman unutmayacağımı biliyordum. Bütün hücrelerimin bildiği bir şeyi unutamazdım. Pencere kenarına tünemiş kanadı kırık bir kuşa benzetmiştim kendimi. Şimdi değişti her şey. Bir an ve bir merhaba, bütün dengeyi değiştirebiliyormuş meğer. Hayat, anlarda ve merhabalarda gizliymiş. Kaçmayacağım. Bu sefer tutacağım.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir