BİR TIK HER ŞEYE BEDEL

Size şimdi çok güzel şiirler söylerdim ama onu da internetten bulacağım. İlk dizesini ezberlediğim şiirlere dair bilgimi basit görmeyin. İkinci mısraını da ezberlediğim pek çok şiir var, hatta üç ve dördü de… Beş, biraz zorlarsak o da gelir. Altı ve yedi bana mısın demiyor çoğu zaman. Sekizinci yani son mısra ise beni üzüyor. O müthiş sonu yapamıyorum. Nedense bir türlü aklıma gelmiyor. En güzeli internetten yazmak “Monna Rosa”, “Ben Sana Mecburum”, “Hürriyet Kasidesi”, “Mataramda Tuzlu Su”, “Tek Hece”, “Beyaz Bir Kadınsın” ,“Üvercinka”, “Su Kasidesi”, “El Gazeli” ve daha yüzlercesi. Belki son dönemin en popüler şairinin ismini yazarım arama motoruna yahut “aşk şiirleri”, “tabiat şiirleri”, “metafizik şiirler” diye konu bazlı bir arama yaparım. Veyahut en büyük halk ozanlarımızdan Karacaoğlan’ın güzel bir şiirine tutunurum. Ama o ummanda bir katreyi mutlaka bulurum.

Size şimdi çok güzel bilgiler sunabilirim. Pasteur’un adının yazılışından hangi aşıyı bulduğuna dair pek çok bilgiyi sıralayabilirim. Sonuçta elimin altında harika bir makine var. Yararlanmasam olmaz. Veyahut dünyanın enlerini sunarım ayağınıza. Guinness Rekorlar Kitabı’ndan pek çok bilgiyi sıralayabilirim. Bir cümlenin anlamını da söyleyebilirim. Mesela “hakikat” ne demek bakabilirim. Karşıma çıkan anlamları sıralarım mesela. “Bir işin doğrusu, gerçek.” “Gerçeklik” imiş internet âleminde. Oysa hakikat daha başka bir anlamı ihtiva ediyor benim nezdimde. Ve hakikatin anlamı ruhlarda gizlidir. Ruhuma sızamayan bir makinenin sonsuz(!) kudreti olduğunu kim iddia edebilir. Arka arkaya sıraladığı cümlelerin benim anladığım hakikatten ne derece nasibini aldığını kim bilebilir?

Harika bir araştırma dosyası oluşturabilirim mesela. Elimin altında ne de olsa harika bir aygıt var. O zaman arama motoruna soruyorum: Kaç tür bilgi kaynağı vardır? Hemen bakalım… Biraz yavaş yükleniyor sayfa. İnternet mi yavaş yoksa bilgi mi fazla? Neyse sayfa düştü önüme. Şöyle bir bakıyorum da sekmelerin ilki bir üniversitenin adresi, ikincisi dini bir sayfa, üçüncüsü Kur’an’daki bilgi kaynaklarına dair makale, bir diğeri İslâm Ansiklopedisi’nden. Hangisi daha isabetli bilgi vermektedir. Hangisi doğrudur, ya da aralarında fark var mıdır? Benim ön kabullerime ne demeli? Ya da şöyle sorayım: Ben ne arıyorum? O zaman ilk sekmeye bir bakayım. Bilgi okuryazarlığı hakkında bir risale düştü ekranıma. Bahsettiği şeyler üniversite kütüphanesinde yer alan kitaplara dair, görme engellilerin faydalanması için hazırlanmış olduğunu görüyoruz. Konumuz bu değil, geçelim.

İkinci sekmeyi tıkladım. İlk olarak güzel bir görselle karşılaştım. Düşünen bir insan… Ne düşünüyor acaba? Benim gibi, bilgi kaynaklarını mı düşünüyor ki? Öncelikle ekollerden bahsediyor. Yazı, bilgiye dair beş ekolden söz ediyor. Ardından dört tür bilgi kaynağını açıklıyor: Akıl, duyu organları, sezgi ve kalp ile son olarak vahiy ve nakilcilik. Bu bilgi kaynaklarının doğru olarak kabul edilmesi aslında bir ön kabuldür. Yani ön kabulün olmadığı bir bilgi kaynağından bahsedemeyiz. Önce inanacak sonra adım atacaksın. Mantık ilmi de buna temas etmektedir. Bilgi kaynakları hususunda da akıldan duyu organlarına, oradan kalbe ve sezgilere, son olarak da ilahi olana temas edilmekte, aklın yeterli olmayacağı fakat akılsız da bir şeyin olmayacağı vurgulanmaktadır. Akıl insan için önemli bir cihazdır. Ardından duyu organlarına geçilmekte olup “beş duyu organlarımın görmediği bir şeye inanmam” diyenlerin sadece duyularına güvenmekle aslında eksik kalacakları beyan edilmektedir. Kalbi işaret edenlerin de sadece kalp ile doğruyu bulacağımızı iddia etmesinin de yetersiz bir bilgi kaynağı olduğu söylenmektedir. Sadece kalbi rehber edinenlerin safsatalarla dolu bir inanca sahip olacağı açıktır. Son olarak vahyin bilgi kaynağı olarak değerlendirmesi yapılmakta, sadece vahyi göz önüne alıp diğer bilgi kaynaklarını göz ardı eden Yahudi ve Hristiyanlara işaret edilmektedir. Orta Çağ kilise tarihinde bu durum açık bir şekilde görülmektedir ve sadece tek bir bilgi kaynağını kabul edip diğerlerini reddeden anlayış yanlıştır.

Bir diğer sekme olan Kur’an’a göre bilgi kaynakları hakkındaki makalede de ıstılahı bilgilerin yanı sıra Kur’an’da geçen ayetler ışığında bilgi kaynaklarını sıralamakta ve bu bilgi kaynaklarının yerini tayin etmektedir.

Dördüncü sekmede yer alan İslâm Ansiklopedisi’ne baktığımızda öncelikle “bilgi” kavramının hangi kökten geldiğini vurgulamakta, ardından tarihsel süreçte bilgiye dair neler konuşulmuş hepsini sıralamaktadır. Başlıkta, özellikle İslâm âlimlerinin bilgiye dair araştırmalarına yer veren yazıda, Kelam âlimlerinin konu hakkında pek çok düşünce öne sürdüğünü görmekteyiz. Kelamcılara göre gerçeğe uygun haberin (haber-i sâdık) doğru bilgi olduğu vurgulanmakta, gerekçe olarak da realiteye uygunluk şartından ileri geldiği ifade edilmektedir. Bilgiye dair hangi konuyu seçmek istiyorsam o konuya yönelme vaktim geldi artık…

Size şiirlerden, şairlerden, bilgilerden, hakikatten ve en son olarak bilginin kaynağından bahsettim. Ve bunların hepsini şu an bu satırları yazmakta olduğum bilgi-sayar vasıtası ile gerçekleştirdim. Bu bilgilerin çoğuna dair genel geçer bilgilerim bulunmakla birlikte hiçbirini tam olarak bilmiyorum. Zira beynimi ne diye bunlarla meşgul edeyim ki? Sonuçta elimin altındaki sayar ile bilgilerin hepsini istediğim zaman elde edebilirim. O zaman önce genele dair bilgi edin, sonrasında arama motoru işini görsün. Bu düşünce beni çok düşünmekten kurtaracağı gibi uzun yıllar yaşamamı da sağlayabilir. Aman canım ne gerek var bilmeye, hazır internet varken. Bir tık her şeye bedel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir