BİR VALİZ UMUT

Valizini muavine teslim etti. Daha sonra koltuk numaralarına bakarak ilerledi. Cam kenarından ayırtmıştı yerini. Giderken yol boyunca uzanan elektrik direklerini, başı dik dağları, tarlalarda çalışan insanları ve memleketinin mis gibi kokan zeytin ağaçlarını izleyecekti.
İçini buruk bir sızı kaplamış; anası, babası, kız kardeşleri, sılası burnunda tütmüştü. Zeytin bahçelerinde az mı koşturmuşlardı? Hele o zeytinyağlı sabunların kokusu yok mu? Özledikçe içine çekerdi ki, sıla özlemi daha fazla burnunda tütmesin diye.

Dile kolay, tam dört yıl olmuştu Ege’nin o tatlı, şirin köyünden ayrılalı. Çok özlemişti ama değmişti. O artık bir öğretmendi. Ailesini getirdi gözünün önüne tek tek.
Babası garibanlığa inat okutmuştu ya onu.   İşte bu yüzden yoksulluğun büktüğü başını bundan böyle dik tutacaktı. Anasının kalbi evlat hasretiyle artık yorulmayacaktı. Kardeşleri Fatma ve Gülsüm de ablalarının açtığı yoldan gideceklerdi.

Köyünü seviyordu Nuran. Her şeyden önce kökleri buradaydı. Hiçbir rüzgâr onu alıp savuramazdı. Büyük şehirlerdeki yalnızlığa ve menfaat duygusuna inat, köyünde vefa vardı, imece vardı.

Ah şu yollar bitmek bilmiyordu. Yılan gibi kıvrıldıkça kıvrılıyordu. Ailesi onu karşısında görünce nasıl da sevinecekti. “Ne iyi etmişim de sürpriz yapmayı düşünmüşüm.” dedi.

Öğretmeni Gül Hanım’ı düşündü sonra. Onun hakkını nasıl ödeyecekti, az mı kahrını çekmişti? Nuran okuyabilsin diye senelerce defterini, kitabını o karşılamıştı. “Vatana, millete hayırlı insan ol, sen de başkalarına vesile ol, başka bir şey istemem. Elbet karşılığını Rabbim de bana verir.” demişti.
Gözleri buğulandı Nuran’ın, içi cız etti. Çantasından çıkardığı mendille göz pınarlarını kuruladı.

Daldığı hayal âleminden muavinin anonsuyla birlikte uzaklaştı. Otobüs perona yanaşmıştı. Az ilerideki duraktan köyüne giden dolmuşlar kalkıyordu. Valizini aldığı gibi eline, çevik bir hareketle dolmuşa doğru koşturdu. Nihayet… Son anda kendini koltuklardan birine külçe gibi bıraktı.

Saçlarını örerdi annesi. “Akıllı kızım” diye severdi Nuran’ı. Hiç boş durmazdı annesi karınca misali. Ya zeytin toplardı ya tezek yakardı ya da komşuların işine koşardı. Son ders zili çalınca Nuran hemen eve, anasına koşardı, yazılıdan “beş” aldığını müjdelemek için.

“Son durak” sesiyle irkildi Nuran. Hay aksi! Geçmiş günler hatırına gelince ineceği yeri kaçırmıştı. “İşin yoksa şimdi valizle yürü bakalım!” Okulunun olduğu taraftan giderse kestirmeden varırdı evine. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Okulu sanki biraz bakımsız kalmış gibiydi. Duvarları boyansa, yabani otlar budansa cillop gibi olurdu.

“Annemler beni karşılarında aniden görünce kesin kalpten giderler.” diye düşündü Nuran. Bu düşüncelerle evine yaklaştı. Fakat bir tuhaflık vardı. Zira evlerinin önü hiç olmadığı kadar kalabalıktı. İnsanlar ağlaşıyordu. Nuran’ın yüreği sıkıştı. Valizi fırlattığı gibi eve koştu.

-Gizlemeyin benden; annemin kalbi vardı; anneme mi bir şey oldu? Annem nerede? Anneeeem!

Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Kadıncağız daha bu sabah sapasağlamdı ya da onlar öyle sanıyorlardı. Arada bir göğsü daralıyordu. Babası, kardeşleri toplanmış ağlaşıyorlardı. Nuran’ı bir anda karşılarında görünce az kalsın yüreklerine iniyordu. Acı haber tez duyulur derler ama kendileri bile daha yeni konu komşuya duyuruyorlardı kadıncağızın bir anda yere yığılıp kaldığını. Nuran’ın boğazına bir yumru oturmuştu. Gözleri bulut olmuş, adeta bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Kavuşmayı hiç böyle hayal etmemişti. “Anneeee!” “Beni bırakıp gitme anneeeem!”

-Hanımefendi! Hanımefendi!

Nuran sarsıldığını hissetti. Ağırlaşan göz kapakları, dün geceki heyecana ve uykusuzluğa daha fazla dayanamamıştı.

-Neredeyim ben?
-Bütün yolcular indi. Tek siz kaldınız.

“Allahım sana şükürler olsun!” dedi Nuran ve yarı uykulu gözlerle otobüsün çıkış kapısına doğru yöneldi.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir