BİR YIL VE DAHA FAZLASI

Deruhte Dergi ne der? Şimdiye kadar söylediklerinin toplamına bakarak ortalama bir cevap verebiliriz bu soruya. Bu cevap bize kısmi bir iç tatmin sağlayabilir. İkinci bir yöntem olarak, yolun en başında ‘ne demeye’ varlık sahasına çıktığını beyan eden bir tutumu olup olmadığını araştırabiliriz. Toplantı tutanakları, ilk yazılar, fotoğraflar ve sosyal medya hesapları bizi bir yere kadar götürebilir. O yer, iç tatminimizin belirsiz kıyılarıdır. Peki, nereye bakacağız? Dikkatimizi yoğun olarak sabitleyeceğimiz nokta neresi? İçeriden bildiriyorum; maddi şartların nasıllığına sıkça takıldığımız ilk dönemde ortaya çıkışımızın niçinliğini kafamızın içinde araştırıp durduk. İnsan cevap bulduğunda kendini güvende hisseder ya da bir takım cevaplar bulduğu hissine kapılıp öyle zanneder. Niçinimize dair belirli modeller inşa ettik tabi. Sadece modellerimizi çağa uygun şekilde ‘veciz’ cümleler/aforizmik söylemlere sığdırdık. Belki de öyle yapmamıştık, fiile dökülenlere ve en başından beri vurgulanan noktalara dikkat kesilecek kulaklar frekansı kaçırmayı yeğlemişti. Tercih meselesi. Türkiye’de bir e-dergi yayımlıyoruz ve okurumuzun yarısı sosyal medyadan geliyor. Okurun niceliğini-niteliğini ne düzeyde umursadığımız da kendi içimizde farklılıklar gösteriyordu. Farklı dalga boylarında yaklaşıyoruz meselelere. Öyle mozaik benzetmesi veya çeşitlilik güzellemesi için söylemiyorum. Zihin değirmenini doldurmak için buğday hasadı yaptığımız tarlalar farklı. Gönül kuşunu eğlemeye dile gelen şarkılar çeşit çeşit. İşte bu un ve beste çeşitliliği belirli dozlarda bir araya getirildiğinde bir bütün çıkabilir ortaya. Varlığımızın niçinliği ve okura yaklaşımımızdaki bu durum, tablo içindeki farklı renklerin temsili olabilir. Bir bütüne ihtiyacımız var mı peki? Değindiğim hususlar tamamıyla soyut şeyler değil. İnsanların bir araya gelip ortak bir çabayla, sonucunda ortaya ‘bir şeyler’ çıkarma gayesi güttüğü bir topluluktan bahsediyorum. Herkesin kendi edebi serüveninde yeri olan bir dergi. –Ne de çok ‘bir’ dedim. Bir’le bir derdim var belli ki! Bu sayma sayılarının ilkiyle, sıfırdan sonra gelen bu pek doğal sayıyla bir derdim olduğunu, onu çok tekrar etmeme bakarak açıkça söyleyebiliriz. Her konuyu kendim için de tam anlamıyla aydınlatamıyorum zaten. Bir ile olan meselem de kalsın ortada.-

“Edebiyat zorunlu değildir.” cümlesine edebiyat dergisinde yer vermek riskli olsa gerek. Fakat risk uğruna gerçekliğin hatırını kırmayacağım. Gönüllülük esası dillerde sakız olalı beri sarsıcı etkisini yaratamıyor. O ihtişamlı tesiri için çok şeyden vazgeçilebilir. Yakın zamanda Necatigil, Tanpınar ve Sait Faik’in mektup ve günlük eserlerini kurcaladım. Devrin hayat şartlarının damgasını taşıyan söz konusu eserlerde ortak noktalar dikkatimi çekti. Edebiyatı gayet ciddiye alan insanlardı bunlar. Yöntemleri farklıydı, bakış açıları ve eserlerindeki diller şahsiyetlerine özgüydü. Biriciktiler fakat ortak bir yanları vardı; edebiyat kaygısı. Güzele ulaşma çabası yolunda estetik değerleri sıkı bir terbiyeden geçirerek verdikleri eserler elimizin altında. Tabii ki hepsinin eleştiriye açık noktaları var. Sait Faik’in tip tercihlerinden Tanpınar’ın ertelemeciliğine değin uzatılabilir bir liste. Benim vurgum ortak noktalarına baktığımızda beliriveren edebî kaygıdan yana. Ona ne çok ihtiyacımız var! E-dergi olarak yayımlanmanın biçimsel konforunun sonuçları olsa da, neticede edebiyat dergisiyiz. ‘Kültür ve sanat’ alt başlığını da içeren bir dergi. Asıl kaygı noktasını, asıl nesnesini edebiyatın oluşturduğu bir kavramdan söz ediyorum edebiyat dergisi derken. Günümüz magazin dergilerindeki çoğalma ve sosyal medyayla matbu bir dergiye nazaran daha yakından muhatap oluşumuz bizi yanıltmasın, okuru da yanıltmasın. Belirttiğim bütün fikrinde bu konunun da yeri var. Aslında derginin içeriğinden yapılan geri dönüşlere kadar rotaya dair işaretler verdiğimizi düşünürdüm hep, işin aslı öyle olmuyor demek ki. Edebiyat dünyasında dahi dolaylı söylemin yeri yok. Göstergeler işlevsizdir, asıl noktayı direkt göstersek dahi o bile işlevsiz kılınabilir. Edebî kaygıya dair söylediklerimi test etmenin bir yolu yok mu? Var, hem çok kolay! Yayımlanan yazıların günümüz edebiyat dünyasına -Öyle bir dünyanın varlık-yokluk kavgası da tartışılabilir. Halüsinasyonlar bize umut aşılamasın, nostalji bataklığına düşme hakkımızı da dolduralım artık. Sakin ve gürültüsüz gerçeklikler iyidir.- ne dediğine bakmalı. Derginin toplantıları özeldir, bir şey diyemem. Fakat herkesin kendi içinde yaptığı uzun soluklu toplantılarda ana konuyu neyin teşkil ettiğini düşünmesi de sürece dâhildir. Okurundan editörüne, mürettebatından yazarına bu konudaki cevaplar asıl nesnenin ne olduğuna götürebilir bizi. Bütünlüğe götüren yolda aynı manzarayı seyretmek açısından edebiyatın seyrini yakından takip etmenin önemini belki bin birinci kez belirtelim. Dergilerin takipçisi olur mu bilmem fakat okuru olur. Bizim iç tatminle pek bir işimiz yok, acı-ama-gerçekler gerekli bize.

Selametle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir