BU YIL BİTERKEN…

Deruhte Dergi olarak 2020 yılı üzerine konuşacağız. Bu sene çok şey yaşadık, ama hiç de bir şey yaşamadık gibi. Evlerimize hapsolduk. Tecrit edilmiş hayatların iz düşümü olan bu sene daha çok acısı ile geride kalıyor. Pek çoğumuzun yakınında, yöresinde hastalıktan öte âleme irtihal eden sevdikleri oldu. Öncellikle vefat edenlere Allah’tan rahmet yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. Biz dergi olarak bu yıl edebiyat dünyasında dikkatimizi çeken hususları konuşmaya niyet ettik bugün. Yaz ayında başlamış olduğumuz Deruhtece Şeyler’in devamı olan bu programlara devam etme niyetimizi sonunda harekete dönüştürdük. Öncelikle belirtmek gerekir ki biz bu işin ustası değiliz. Biz bu yolun arayıcılarıyız. Siz de iz sürüşlerimize katılırsanız çok memnun oluruz.

COVİD-19 ile birlikte ülkemizde ve elbette dünyada yoğun bir tecrit ortamına mazur kaldık maalesef. Bu durum hâliyle edebiyat alanında da etkisini gösterdi. Dergimizde olduğu gibi pek çok yazar ve dergi COVİD-19 ile ilgili öykü, deneme, makale gibi alanlarda çalışmalara imza attı. Bu dönemde dijitale yansıyan pek çok eser kabul gördü, beğenildi. Sosyal izolasyon dediğimiz bu dönemde bibliyomanlar kitap raflarına şöyle bir baktı. İki üç toz aldı, yeni kitaplar sipariş etti, belki birkaç kitap okudu. Yazarlık istidadı olduğunu düşünenler yazmaya tekrar başladı, kimileri ilk adımını attı. Fakat burada bir sorun çıkıyor karşımıza. Sosyal izolasyon gerçek dünyadan kopuşu ve içindeki ben ile baş başa kalmayı sağlamadı. Gerçek dünyayı değiştirdi ve dönüştürdü. Çünkü sosyal medyadan izole olamayacak kadar hayatımızın bir parçası internet. E-ticaret bu sene patlama yaparken Türkiye bu konuda dünya üzerinde ilk sırada yer aldı. Bu, istifçi ve müsrif damarımızın işaretidir. Aldığımız kitaplarda da bunu yaptık mı? Açıkçası okuyacağım kadarını alan bir insan olamadım bu zamana kadar. Bibliyoman olduğumu düşünmüyorum ama aldığım kitapların da hakkını veremiyorum. 2020 biterken bu soruyu kendimize soralım: Kitabın hakkını verebiliyor muyuz?

Bu sene yoğun bir dijital ağ çemberiyle iç içe geçtik. Özellikle matbu dergiler e-dergi olarak okumak yolunda adım attılar. Daha önce maddi sebepler nedeniyle matbu tarafını kapatan dergiler mecburen e-dergi olarak çıkmaya başlamışlardı. Ama bu sene özellikle bazı dergiler ücretli veya ücretsiz dijital ortama aylık çalışmalarını yüklemek durumunda kaldılar. Geçtiğimiz günlerde İzdiham’ın da çeşitli sebeplerden dolayı e-dergi ağında devam etme kararı alması kâğıda dair talebin azaldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Fakat biz deruhte olarak kâğıdın onarıcılığına inanıyoruz. O kokunun, sesin verdiği hazzı yapay sesler veremez. Matbu her zaman bir hayal olarak içimizde yer tutuyor. Ayrıca dergiyi matbu çıkarmak demek bir beklenti demek. Bu beklentiyi tam anlamıyla karşılayabilir miyiz, buna söz veremiyorum. Kemiyet ve keyfiyet meselesi bu.  Biz yaparken özgün ve kaliteli bir şey ortaya çıkarmak istiyoruz. 2020’de bu konuyu sık sık konuştum. Konuşmaya da devam edeceğiz.

Deruhteden söz açılmışken bahsetmeden geçmek olmaz. Dergimize bu yıl 400 yazı geldi. Elbette bu eserleri derinlemesine değerlendirmek için gayret sarf ediyoruz. Üstüne kendi yazdığımız eserler için günlük okumalar, masa başı kavgalar veriyoruz. Özel hayatımız, işimiz ve okullarımız derken zamanın nasıl geçtiğini bazen anlayamıyoruz. Bu yüzden bizlere yazı gönderen arkadaşlarımıza bir ay gibi bir süre verdik dönmek için ve biz dergi olarak derinlemesine, âdeta yıllardır hemhâl olduğunuz bir dostunuz gibi dönmeye gayret ediyoruz. Biliyorum, çok heyecanlısınız, yazdığımız eserler içimizden çıkan bir çocuk gibi. O yüzden acele ediyorsunuz. Ve elbette olumlu dönüşlerimizi de bekliyorsunuz. Bazılarınıza elbette olumlu dönüşler yapıyoruz. Çünkü eserin kıvamı yerinde. Yazar hamuru iyi yoğurmuş oluyor. Ama bazı eserler de çok zayıf kalıyor, bazıları ise üzerine çalışılsa daha iyi olacak ve kıvama gelecek gibi duruyor. Fakat pek çok arkadaşımızın bu andan sonra yaptığı bir hata var; küsmek. Neye, kime ve ne için küsüyorsun arkadaşım? Yazmak, küsmekle yan yana gelemez. Sonra okumaya da küsersin tam olur! Böyle durumda olanlara itiraf ediyorum çok ama çok kızıyorum. O masaya oturmak ve iyi bir yazar olmak istiyorsanız hiçbir şeye küsmeyeceksiniz. Yeniden ve yeniden deneyeceksiniz. Belki elli defa aynı şeyi döndürüp duracaksınız kafanızda. Belki aradığınız iki mısraı bilmem kaç sene bekleyeceksiniz. Sizden rica ediyorum zayıf doğmuş eserlerinize hakkaniyetli davranın. Biz böyle davranmaya gayret ediyoruz. Yazma konusunda elbette pes etmeyenleri de anmak lazım. Belki on defa ret yemiş bir kardeşimiz var. Ama hiç yılmadı, ilk eserinden bu yana gerçekten gelişim kaydetti. Bizim için de aynı şey geçerli. Dergi ekibi olarak içimizde bazı eserlere çok rahat ret cevabı verebiliyoruz. Alınan arkadaşlar duvara dönsün yüzünü. Çünkü biz masaya oturup yazmaya devam edeceğiz.

2020 yılında çoğu kez gündeme gelen iki kavrama da değinmeden geçemeyeceğim. Transhümanizim yani insan ötesi. İnsanlığın sonu mu geliyor, robotlaşıyor, mekanik hâle mi geliyoruz diyoruz kendimize. Black Mirror’daki karanlıklar gerçeğe mi dönüşüyor. Farmakoloji, tıp ve gıda üçgeninde bir hayat. İnsanlıktan çıkacak mıyız? Bu konuda okunacak pek çok eser var. Ama ilk olarak Francis Fukuyama’nın Tarihin Sonu ve Son İnsan’a bakabilirsiniz. Bu konuda Nazife Şişman hocanın editörlüğünde çıkan Yeni-İnsan kitabını da tavsiye ederim. Biyoteknolojiye de bir göz atarsanız dünyanın korku filmlerinden bir sahnesinin içerisine girmiş olursunuz. Bu konuda Thomas Lemke’nin Biyopolitika kitabı okunabilir. Bir diğer kavramımız ise posthümanizm yani insan sonrası. Bu kavramı ortaya atan Rosi Braidotti’nin İnsan Sonrası kitabı okunabilir. Kitabın tanıtım bülteninde yer alan “İnsan sonrası kuramı, “insanın sahnesi” olarak bilinen biyogenetik çağda, insanın evrende bütün bir yaşamı etkileme gücüne sahip jeolojik bir kuvvet hâline geldiği bu tarihi anda, insan için temel ortak referansın ne olduğunu yeniden düşünmemize yardımcı üretken bir araçtır. Ayrıca evrensel ölçekte, hem insan hem insan olmayan faillerle etkileşimimizin temel ilkelerini yeniden düşünmemize de yardımcı olacaktır.” sözü ile dünyada neler oluyor ya diyecek konuma getirecek gelişmelerden bahsediyor. Avrupa uzun yıllardır bu konulardan bahsediyor. Bizim de Müslümanlar olarak bu konuda söyleyecek çok şeyimiz var. Bunun için Nazife Şişman’ın editörlüğünde çıkan kitabı yeniden tavsiye etmiş olayım. Koronavirüs aşısı ile ortaya çıkan iddialarla bu alanı birleştirerek okuma yapabilirsiniz. Tabii meraklısına…

Şimdi reklamlar…

Deruhte Dergi 2020 yılında diğer iki seneye göre sosyal medya üzerinde daha aktif oldu. Bu sene daha çok yazı paylaştık, daha çok kişiye ulaştık. Bundan dolayı kıvanç duyuyoruz. Daha fazla kişiyle tanışmak istiyoruz. Hayallerimiz var ve her yazma eylemi bir hayalden başlar ve gerçeğe doğru uzanır. Kanalımıza abone olmayı ve bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın…

Şimdi deruhte dergi zamanı…

Gelelim yılın en sevdiğim bölümüne. Bu yıl neler okudum? Hangi kitapları takip ettim ve hangi kitapları alamadım? Öncelikle alamadıklarımdan başlayım:

Almak istediğim pek çok kitabı listeledim. Özellikle İz Yayıncılık’ın Muhayyel serisi. Ancak birkaç tanesini alabildim ve aldıklarımı bir çırpıda bitirdim. Yeni nesil öykücüleri takip etmek büyük keyif veriyor. Aynı dili konuştuğun yazarların dili daha bir başka oluyor. Hele bir de yazma istidadınız olduğunuzu düşünüyorsanız… Almayı çok istediğim ama alamadığım bir diğer kitap Abdürreşid İbrahim’in iki ciltlik Alem-i İslam kitabı. Japonya’ya İslam’ı götürmüş değerli bir büyüğümüzün hatıralarından bu sene de mahrum kaldık. Bir diğer eser Raci El-Faruki ile eşi Lamia el-Faruki’nin yazmış olduğu İslam Kültür Atlası kitabıdır. Onu da kütüphaneme kazandıramasam da kütüphaneden alıp okuyacağım inşallah. Daha çok eser var ama biz biraz da diğerlerine vakit ayıralım.

Bu yıl yeni çıkan pek çok kitabı takip ettim. Ancak maddi durumlar nedeniyle hepsini alamadık doğal olarak. Clark Kerr’in ‘’Üniversitenin Kullanımları’’ kitabı geçtiğimiz günlerde Küre Yayınları’ndan çıktı. Bu kitap deneysel üniversitelerin kullanımına dair bir perspektif sunuyor. Seneye okuma listemde baş sıralarda. Bir diğer okumak istediklerim, 1983’ten sonra tekrardan çevirisi yapılan ve İthaki Yayınları’ndan çıkan Dune serisi. Eski baskılarından dört kitabını okuduğum serinin devamını da merak ediyorum. Bakalım Dune gezegeninde başka neler olacak?

Son olarak bu sene neler okudum? En beğendiğim kitapların ismini veriyorum:

Mehmed Niyazi-Dâhiler ve Deliler, Fatma Barbarosoğlu-Hakikat İncinmesin, Mustafa Çiftçi-Bozkırda Altmışaltı, Ahmet Uluçay-Küller ve Kemikler, Cengiz Dağcı-Korkunç Yıllar, İhsan Fazlıoğlu-Akıllı Türk Makul Tarih, İsmet Özel-Henry Sen Neden Buradasın I-II, Malcolm X-Köklerimiz, Haldun Taner-Keşanlı Ali Destanı, Peyami Safa-Fatih Harbiye, Kolektif-Korkut Ata Ne Söyledi, Aykut Ertuğrul-Kusurlu Rüya, Remzi Şimşek-Borges mi Ben mi?, Frank Herbet-Dune, Cahit Zarifoğlu-Okuyucularla, Ahmet Uluçay-Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Alper Canıgüz-Kan Ve Gül, John Steinbeck-İnci, Muhammed Esed-Mekke’ye Giden Yol, Abdullah Harmancı-Behçet Bey Neden Gülümsedi?, Fatih Balkış-Fars, Rasim Özdenören-Aşkın Diyalektiği, Faruk Duman-Kırk, Bahaeddin Özkişi-Sokakta.

Bir sonraki yayınımızda Deruhte’ce Şeyler’de görüşmek üzere…

Selamlarımızla…

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir