ERZURUM

Son günlerde yağan kar ve yüzleri soğuğuyla yakan hava, karlı coğrafyalardan bir şarkıyı getiriyor akıllara. Bir şehre, o şehre duyulan sevgiye yazılmış kıpır kıpır bir şarkıyı. Şarkı ise şöyle başlıyor: ‘Bugün hava Erzurum aman aman’.

Erzurum, Doğu Anadolu’nun en büyük şehri,  namıdiğer dadaşlar kenti. Çayın açık içildiği, şekerin yanında kıtlama yapılarak tüketildiği, yaz akşamlarının dahi mont giydirecek kadar serin olduğu, rüzgârın bir şeylere meydan okurcasına kuvvetle estiği memleket.

Erzurum denilince yalnızca soğuğunu hatırlamak bu güzel şehre büyük haksızlık olur. Erzurum tarihi olarak da önemli bir konuma sahiptir. Yakın tarihten 93 harbi olarak da adlandırılan Osmanlı-Rus Savaşı, Erzurum Kongresi gibi kritik olaylara şahitlik etmiş, kültürel mirası ve mimari yapılarıyla da önemli hale gelmiştir. Osmanlı-Rus Savaşı döneminde kenti korumak amacıyla inşa edilen tabyalar Erzurum’un önemli simgelerindendir. Bunlardan en önemli ikisi, isimleri herkesçe tanıdık olan Aziziye ve Mecidiye tabyalarıdır. Tabyaların hemen yanında 93 harbi açısından yine önemli simgelerden kabul edilen Nene Hatun’a ait mezar yer alır.

Merkeze doğru inildiğinde medreseler, camiler göze çarpar. Çünkü hepsi eski dönemlerden kaldığı belli, görüntüleri ve mimari özellikleriyle ilgi çekici yapılardır. İlginç rivayetlere konu olmuş Selçuklu Dönemine ait Çifte Minareli Medrese, Türk- İslam eserleri içerisinde özel bir yere sahip olan Yakutiye Medresesi, Üç Kümbetler, Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Kervansarayı görülmeye değer, insanı geçmiş dönemlere götüren özel yapılardır.

Erzurum’dan bahsedip, şarkılara, şiirlere konu olmuş Palandöken’e değinmemek olmaz. Özellikle kış mevsiminde birçok ziyaretçiyi ağırlar Palandöken. Nitekim kış olimpiyatlarına da ev sahipliği yapmış ve birçok festivalin adresi olmuştur. Yılın yaklaşık 150 günü kayak yapılacak potansiyele sahiptir. ‘Bak Palandöken Dağlarında karlar erimiş’ sözlerine ilham olması belki de baharının geç gelmesi sebebiyledir.

Erzurum’un simgelerinden biri de kuşkusuz Oltu taşı ve bu taştan yapılan meşhur tespihlerdir. Bu tespihlerin simsiyah rengi ve incelikli işlemeleri dikkat çekicidir. Tespihinin dışında bir de meşhur yemeği cağ kebabından söz etmek gerekir. Oltu’da yaygın olan, Erzurum’a özgü bir yemektir cağ kebabı. Bir de barı vardır Erzurum’un. Erzurum’a ait, topluca oynanan, öğrenilmesi, oynanması zor ve çokça emek isteyen bir halk oyunudur. Topluluğu, birlik beraberliği ve şuurlu bir duruşu temsil eder ve bu sebeple de Erzurumlular tarafından bu oyuna atfedilen önem büyüktür.

Erzurum da tıpkı diğer tüm şehirler gibi özgün ve görülmeye değer bir şehirdir. Her şehir kendine hastır. Her şehrin yapısı, yaşantısı, kültürü, insanları kendine özgüdür. İlginçtir ki Erzurum hep soğuğu çağrıştırır. Şüphesiz her şehirde olduğu gibi Erzurum’a ait, diğer özellikler yanında öne çıkan bu özellik bu çağrışımın sebebidir. Erzurum’un kendisi soğuk, tarihi geniş, yemekleri güzel ve insanları yapmacıklıktan uzak ve doğaldır. Yoksa şu köşe başındaki Aşkaleli bakkal amca neden o tatlı Erzurum ağzıyla ‘şimdi git de sıcak ekmek gelince gel’ diye eve yollasın müşterilerini?

Son olarak yazıyı başlarken bahsettiğimiz şarkıyla bitirelim.

‘Bir çay getir kıtlama, e bi dur içim patlama’

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir