ÇALINMIŞ BİR HAYAL İLE BÜYÜMEK

14 Ağustos sabahı tekdüze hayatında yirmi beşinci yaşının ilk sabahına uyanmıştı Turgut. Uyandığı gibi aynaya baktı. Aynadaki yansıma, yirmi beş bahar görmüştü. Tabii ki az değildi, yolun yarısına yaklaşıyordu. Sokakta biri çevirip de “Büyüdüğünü ne zaman anladın?” diye sorsa “Ben büyüdüm mü?” diyerek karşılık verirdi. Uzun müddet ayna karşısında bunu düşündü. Geride bıraktığı yirmi dört yılda annesinin kaybını gördü, arkadaşının kaybını gördü, bağlandığı insanlardan ve yerlerden koptu. Onu büyütecek epey tecrübesi vardı. Gerçi kime göre, neye göre? Bu tecrübelere rağmen “İşte şimdi büyüdüm.” diyemedi hiçbir zaman. Çünkü ne zaman büyüdüğünü düşünse, onu şaşırtan olaylarla karşılaştı. Büyümek, acıları kabullenmeye atılan ilk adımdı. Ama Turgut o adımı atabilmiş miydi? İşte buna bir cevap bulmakta zorlanıyordu.

 Kafasındaki düşünceleri zorlukla silerek dışarı çıkma kararı aldı. Hava çok sıcak olduğu için evde duramıyordu. Başına şapkasını geçirdi ve çıktı. Güneş görevini en iyi şekilde yapıyordu ki Turgut’un her yeri yanmaya başladı. İçine bir ateş düştü. Ama o ateşe kapılmamaya çalıştı çünkü bugün onun günüydü. “İnsanlar en azından yılda bir kez kendilerini mutlu hissetmeliler.” diyordu içinden. Manava geldiğinde dükkanının önünde oturan Hikmet Amca’yı morali bozuk buldu. “Hayırdır Hikmet Amca, ne oldu?” dedi görür görmez. Hikmet Amca mahzun bir yüzle “Bize neden böyle davranıyorlar Turgut?” diye sordu. Turgut ne dediğini anlamamıştı. Biz kimiz? Kim, bize ne yapıyor? Kafasında bu sorularla Hikmet Amca’ya baktı. Hikmet Amca garip bir soru sordu:

-Sen kaç yaşındasın Turgut?

-Bugün yirmi beşe bastım Hikmet Amca.

-Yirmi beş… Ben senin yaşında bir dilek diledim: İyi bir insan olmayı diledim. Hayallerimi gerçekleştirirken iyi kalmayı diledim. Bak; bugün altmış sekizim ama ne iyiliğim kaldı, ne de hayallerim. Bence benim iyiliğimi de çaldılar, hayallerimi de.

Turgut, duyduklarından etkilenmişti. Ama onun yanında biraz da korku kaplamıştı içini. “Ya benim de iyiliğimi ve hayallerimi çalarlarsa?” dedi yüksek sesle. Hikmet Amca uzun uzun boş meyve kasalarına baktıktan sonra yüzünü Turgut’a çevirdi. “İzin verme oğlum, izin verme. İyiliğine de hayallerine de sıkı sıkı sarıl. Bir gün, hiç beklemediğin bir gün, bir insan topluluğu durur karşında. Hayallerini hala gerçekleştirmediysen, sana karşı gelen insanlara ağzını açıp tek kelime edemezsin. Ne iyilik bırakırlar sende, ne de heves… Buna mecbur kalma Turgut. Nefes alan bir ölü, yaşamaya mecbur bırakılmış bir robot olma bu hayatta.” dedi ve müşterisine gitti. Duydukları Turgut’ta şok etkisi yarattı. Direkt evine döndü ve bu sözleri düşünmeye başladı.

Turgut iki gün evden çıkmamış, o sözlere takılı kalmıştı. Sabah erken saatte kapıcı, mahalle manavı Hikmet Amca’nın birkaç saat önce vefat ettiği haberini getirdi Turgut’a. Hikmet Amca’nın o gün ne yaşadığını hiçbirimiz öğrenemedik. Turgut dahil. Fakat bilinen bir şey var ki, o günden sonra Turgut’un “Büyüdüğünü ne zaman anladın?” sorusuna verecek bir cevabı oldu. Yirmi beşinci yaşında, Hikmet Amca sayesinde.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir