CEVİZ

Âlem-i İslam dünyanın her yerinde zelil, yaralı ve gözü yaşlı hâlde bulunmakta. Ehl-i küfür Filistin’de Siyonizm olarak karşımıza çıkarken Mısır’da diktatörlük, Arakan’da Budizm zırhına bürünüyor. Yaralı coğrafyalarımızdan biri olan mavi gök ve mavi bayraklarının altında esaretle nefes almaya çalışan Doğu Türkistan’da zalimler komünizm üniforması giyiyor. Sosyal medya ağlarından öğrendiğimiz Doğu Türkistan’ı acılarla aynı şemalara koyuyor; önümüze resimler, belgeler yani hakikatler atıldığında iç çekip hayatımıza devam ediyoruz. Sloganlar atmak, retweet yaparak destek olmak, hamasetin coştuğu bir anda mal ve can feda edilme hususunda cömert davranırken mevzuu iş yapmak ve eyleme geçme kısmına gelince kıl ü kal düşüyor payımıza.

Peki bu hikâyede benim rolüm ne diye sorarsak? 

İşte tam burada başlıyor repliğiniz. Sormak, rahatsız olmakla ilgili bir şeydir. Yani soru, sorun olunca ortaya çıkar. Sormak yani bilme isteği. Bilmek etkilenmeyi doğuracak. Etkilenmek, hareketi… Hareket, içte ve dışta etkilemeyi…

Doğu Türkistan’daki karanlık dağılsın istiyoruz. Var olan dünya düzeni değişsin, ümmetin çocukları gülsün, çiçeklerimiz yeniden yeşersin istiyoruz ama sadece istiyoruz. Doğu Türkistan’daki olayların büyüklüğü, zalimin zulmünde devam ediyor oluşu bizlere artık dualarımızın değişme vaktinin geldiğini bağırıyor, duymak isteyen sadırlara.

“Allah’ım! Bu davanın kalkınmasına beni kurban et, Sen Allah’sın, istersen olur, bizleri artık eyleme geçenlerden eyle!”

Müslümanlar olarak her sözün ve her bahsin başında ve sonunda cevaplanması mutlaka lazımmış gibi usanmadan ısrarla şu soruyu soruyoruz: Ne yapmamız gerek? Müslümanlar bu soruyu sorduğunda cevabını muhataba bırakıyor ve karşıdakinin onu yönlendirmesi ile yola giriyor. Kalkınmak için birilerinin kalkmasını beklemek. Ancak sürekli bir çabayla hedefe varabilir, mavi göğü alaca dumanlardan ancak sürekli çabalayarak kurtarabiliriz. Bu sürekliliği mümkün kılacak bitmeyen yakıta yani kesintisiz bilince ihtiyacımız var. Tam anlamıyla bunu kastediyorum. Duaları değiştirecek, gözyaşlarını can suyuna çevirecek, etkileyen, dinamik, Allah’ın vaat ettiğine inanan bir bilinç. Çok uzun ve ziyadesiyle karmaşık gözüktüyse iki kelimeyle açıklayalım; tahkiki iman. İman erleri olarak yürümeliyiz diyorum. 

Doğu Türkistan’ın kurtulmasının önündeki tek engel benim. Tüm ümmetin tek sorunu benim. Benim zaaflarım ve benim büyük cihadım diye düşünmedikçe ilimle iç içe ama amel etmeyen, bir bakıma zırhını giyen ama savaşmayan asker olmaya mahkûm olacağız. Ben yoldan geçen ablama selam vermediğim için, dualarımı Önderim aleyhissalatü vesselam, “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.” demesine karşın Rabbim sen konuyu biliyorsun tembelliği ile yaptığım için, îsâr nedir bilmeyen nefsim olduğu için… Her şey her şey ile bağlantılıdır; yani en ufak şeydeki bir değişim, alakasız gözüken başka bir şeye etki edebilir. Kâinatta muazzam denge ile Rabbimiz sizin halis minik niyetinizle Doğu Türkistan’ın akıbetini değiştirebilir. Bir seher vakti duanız oraya rüzgâr olup gider. “Okyanustaki fırtına da öyle… Son bir damla gibi olan kelebek kanadı rüzgârı, büyük fırtınanın başlaması için küçük bir nüvedir. Aslında minik hava akımı değildir fırtınayı başlatan. Büyük fırtınanın her bir salınışını, her bir kıvrımını bir bir takdir eden Yaratıcı irade, fırtına kararını ‘son damla’ üzerinde icra eder. Karar baştan bellidir oysa. Nizam gereğidir bu!  Yaratıcı irade, son rüzgâr kıpırtısını yaratırken, önceden takdir ettiği minik kıpırtılardaki kararını sürdürür. İradesiyle koyduğu nizam gereği fırtına başlatılır. Karar ‘fırtına’dır. Bu Yaratanın koyduğu nizam gereğidir. Öyle nizam koymuş, öyle de yaratıyor.” Allah kâinatta öyle hassas ve muazzam bir düzen kurmuş ki basit bir şey bile bu nizama dahil olduğu için büyük sonuçlara etki edebiliyor. 

Öyle topunuzu, tarağınızı alın yola çıkıyoruz demiyorum sizlere. Galeyana gelecek bir ordu peşinde de değilim. Sadece bir ceviz kabuğunu dolduracak iyilik, hasene ve halis niyetlerinizin peşindeyim. Bir ceviz ki; “İki dağ birbiriyle eşit ağırlıkta olsa, bir ceviz bir dağı semaya, diğer dağı en aşağıya indirmeye yeter.” cümlesindeki ceviz olalım istiyorum. Zalimin zulmüne devam ettiği, bizim her gün her dakika cenneti özlediğimiz şu dünya hayatında bir ceviz olalım. Namaz kıldığımızda huzurda olduğumuzu iliklerimize kadar hissedip bizi bunca insan yığınları içinden bizi huzura alan Rabbimizden Doğu Türkistan’ı isteyelim.  Dağlar kadar inanalım ceviz kadar eylemimiz olsun, kazanırız biiznillah. Nefislerimizi değiştirmeye adayalım kendimizi. Kazanınca kurtulacağız değil, kurtarınca kazanacağız. Kurtarmaya ilk nefsimizden başlayalım, gün olur Doğu Türkistan’a açılmış bir fırtına oluruz. 

CEVİZ” için bir yorum

  • 31 Ocak 2020 tarihinde, saat 22:05
    Permalink

    İki arkadaş yürürken biri diğerine; “iki evin olsaydı, birini bana verir miydiniz?” Diye sormuş. Arkadaşı tereddütsüz “verirdim” demiş. Diyalog böyle devam etmiş;
    “Peki iki araban olsa birini bana verir miydin?”
    “Elbette verirdim. ”
    “Peki iki tavuğun olsaydı birini bana verir miydin?”
    “Vermezdim. ”
    “Evin araban olsa veririm dedin de neden tavuktan vermezdin?”
    “Var da ondan” diye cevap vermiş adam.

    Uzaktan konuşmak herkes için kolay ama ne yazık ki bir duayı bile çok görüyoruz bazen.

    Bir de şu boyutu var. Bazen de gerçekten bir şeyler yapabilmek isteriz ama nereden başlayacağımızı bilemeyiz. Böyle durumlarda da sizin gibi önderlere ihtiyaç duyarız. İyi ki varsınız.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir