ÇOBANIN ÖLDÜĞÜDÜR

Davut’u hatırlarsın belki. Ama yine de kısaca anlatayım sana.

*

Davut çobandır. Topluma karşı kaygısız ve saygısızdır. Keçileriyle bir o dağ bir bu dağ gezer durur. Hani İsmet Efe’nin cenazesi defnedilirken kalabalığın içinden bir ses “Ulan Davut!” diye bağırıp imamın sesini bastırmıştı ya! İşte o günün üzerinden seneler geçti. Davut hırslandı, keçilerin sayısını üçe katladı. Üç kızını sırasıyla evlendirdi, oğlu okumak istedi ama okutmadı. Oğlan askere gidip geldiğinde oğlanı da everdi. Beş tane kız çocuk peş peşe geldi. Davut, erkek oğlu erkek bir torun sevmek istiyordu. Kızlarının her birinin oğlu vardı ama oğlanın da oluverseydi ya! Böyle diye diye yatar oldu geceleri. Sırtına kambur indi, bacaklarına hükmedemez oldu. Dağlar artık onu çağırmıyordu. Sabah karnını doyurur, çayını eline alır, dağlara doğru bakarak höpürdete höpürdete içerdi. Bazen oğlanı gördüğü olurdu, keçileri güderken. Kendisi emekli olunca oğlana devretmişti mesleği.

Vakit erişip Azrail, Davut’un yanına yaklaştığında oğlan dağlarda keçi güdüyor, hanımı komşuda dedikodu arıyordu. Yalnız başına ölüp gitti Davut. Hanım eve gelince bir kızılca kıyamet! Dün hakaretler ettiği, senin gibi adam olmaz olsun dediği kocasının ardından methiyeler methiyeler…

Davut öldüğünde vakit akşama yaklaşıyordu. Bu yüzden ertesi güne bıraktılar cenazeyi.

Eve gelen giden akrabalar… Komşu köydeki Davut’un kızı, damadı, torunları…

Almanya’daki kıza haber saldılar ama en yakın uçağa atlasa bile gelmesi iki günü bulacak diye pek niyetlenmedi. Üçüncü kız kayıplardaydı. Kocası bir kazada ölünce evvelden sevdiği bir çingeneye kaçtı denmişti. Torunlardan ufak olana devlet sahip çıkmıştı. Büyük oğlan zaten delikanlıydı. Çalışıyordu. Arada bir de dedesini arayıp hâl hatır sorardı. Haberi alınca o da iş yerinden izin alıp köye koşmuştu.

Mevtayı bir odaya koydular, misafirleri diğer odada ağırladılar. Saat ilerleyince misafirler dağıldı, Davut’un çocukları anneleriyle baş başa kaldı. O sırada erkek kardeşin telefonu çaldı. Arayan Almanya’daki kız kardeşiydi. Telefonu açar açmaz bir sürü emir üzerine yağmaya başladı. ‘’Sakın ola ben yokum diye mirastaki hakkımı yemeyin!’’ diyordu.

İki kardeşin telefon konuşması, sus pus olmuş odadakileri harekete geçirmeye yetmişti. Herkes yola yakın olan ya da verimli olan tarlayı istiyordu. Çok geçmeden odada hakaretler baş gösterdi. Zaten çocukken de böyleymişmiş de kamburun dölüymüşmüş de…

Onların sesi yükseldikçe ağıldaki ses de artıyordu. Keçiler, sanki mirasçıların seslerini bastırmak için bağrışıyorlardı. Ne de olsa yukarıda pay edilen kendileriydi, onların etleriydi kasaplara satılan…

Biraz sonra söylenecek söz, edilecek küfür, kırılacak kalp kalmayınca herkes köşesine çekildi. Keçiler de duruldu. Gece kendini sabaha teslim etti.

*

– Böyle mi bitti şimdi?

– Elbette öyle bitmedi. Herkes payını alınca dağıldılar. Kimse kimsenin yüzüne bakmak zorunda kalmadı. Davut’un oğlu çobanlıktan kurtulunca şehirde işe girdi, evini taşıdı. Anneleri de artık keçi kokmayan evlerinde yıllar sonra bir bayram arifesinde yalnız başına can verdi. Komşulardan birisi oğlunu aradı. Önce ulaşamadı, sonra ulaştığında oğlan, “Sakın ben gelmeden cenazeyi kaldırmayın, annemi öpeceğim.” dedi. Dediği yapıldı. İkindi gibi geldi. Cenaze gömüldü. Bir zamanlar keçilerin meleştiği ev ıssızlığa terk edildi. Böyle. Olan bu.

– Ee, güzel öykü olmuş. Tamamla da dergiye gönderelim.

– Öykü değil ki, gerçek.

– Nasıl yani, anlamadım.

– Evet gerçek, dün gece yaşandı. Şahidim buna.

– İyice kafamı karıştırdın! Dün gece mi? Yanımda uyuyordun ya? Ne ara yaşandı bunlar? Sen ne yaptın dün gece?

– Dün bunlar yaşanırken sen uyuyordun, evet. Bense toprağa methiyeler düzüyordum.

– ?

– Toprak! En iyi şifacıdır.

– Nasıl yani?

– Öyledir ki mal, para, şöhret, güç, kadın, güzellik hırsını; kini, nefreti, saygısızlığı, kıskançlığı… Her türlü, her türlü putu içine aldığı bedenle birlikte yok eder. Davut’u da çocuklarını da kavgalarıyla birlikte içine aldığı gibi.

(Gördes, Mart 2020)

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

4 thoughts on “ÇOBANIN ÖLDÜĞÜDÜR

  • 4 Kasım 2020 tarihinde, saat 14:03
    Permalink

    Çok iyi bir gerçek öykü

    Yanıtla
    • 11 Kasım 2020 tarihinde, saat 10:47
      Permalink

      Teşekkür ederim Emine Hanım 😌

      Yanıtla
  • 13 Kasım 2020 tarihinde, saat 15:09
    Permalink

    Peki toprağa sorulmuş mudur, her türlü putu ğöğsüne bastırıp yok etmek istiyor mu?

    Yanıtla
  • 18 Kasım 2020 tarihinde, saat 16:34
    Permalink

    İnsanoğlu olarak neyi danıştık ki?
    Toprağı mecbur ettik buna da…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir