DİKKATLER BİR

Önce yayımlanan ‘toplam’dan başlamalı. Eldeki verilerin güvenilirliğini yoklaya yoklaya ilerleyelim. Masanın üzerindeki birikimi dışarıdan incelemeye başlasak yeridir. Dışarıdan bakış da ne ola ki? Eksikliğini fark etmediğimiz, bu yüzden de her seferinde aynı yorumlara muhatap olduğumuz bir nokta. İnsan kendinin dışına çıkarak kendisine bakamıyor maalesef. Keşke bakabilse! Kendisinden dökülen kelimeler için benzeri bir yol öneriyorum. Yazdıkları için, iç bakışa nazaran daha uzaktan bir bakışın mümkün olduğuna inanıyorum. Dergiye gelen yazılara dönüş yaparken sık kullandığım bir cümledir: “Metninizi yazdıktan sonra bir süre bekletin, sonrasında daha soğukkanlı biçimde tekrar bakmanız, kendi dilinizi kurmanıza yardımcı olacaktır.” Soğukkanlılık metin sahiplerinin içini açmıyor çoğu vakit. Metinlerine nasıl kıysınlar? Coşkun ilhamlarının eseri olarak gördükleri yazılarının biricikliğine ve değerine kolayca kanıveriyorlar. Aslında bu doğaldır da bir yanıyla. Zaten yazdığını bekletip tekrar eğilmek, o yazının biricikliğine dair inancı gidermeye yaramaz. Bunun için yazmayı sıkı okumaların takip etmesi gerekir. Başka metinlerle yüzleşmeli insan. Tekrar bakışın faydası ilk andaki o aldatıcı histen kurtarmasında yatar. Bu noktada şairlerin ilham perileriyle olan fırtınalı ilişkileri suyu bulandırmıştır tarih boyunca. Eserin ilk halinin aynı zamanda tamamlanmış olduğuna dair devasa bir ön yargıyla hareket ederiz. Daha önce de belirttim; bütün hisseyi ilhama verdiğimizde güzelin peşinde harcanan bir yığın emeğin hakkını yemiş olmuyor muyuz? Kendimizi kelimelerle sarmalayıp yoğunlaştığımız o ruh halindeki kıymetli uğraşımızın payı ne olacak? Ya okumalarla geçen saatlerin hükmü, şairlerle mısraları üzerinden uzun uzun söyleşmeler, onları ne yapmalı da her şeyi perilerin uğruna feda etmeli? İnsanlar gizemin peşi sıra sürüklenmeyi seviyor. Halbuki kendinden yontarak bir şeyler ortaya çıkaran herkes bilir ki, ilhamın payıyla çalışmanınkini bir teraziye koysak, o terazi dengede durmaz, çalışmak ağır gelir. Aynı zamanda tamamlanmış hali olduğuna dair herkesin bildiği bir sır (!) vardır ki, şairler, yazarlar o kelimeyi oraya yerleştirmek için epey uğraşırlar. Periler gelir gider, kelime hala yerine oturmamıştır. O noktada bir ‘insan’ müdahalesi gerekir. Gözünü ve gönlünü dünyanın çeşitli anlarından derlediği resimlerle, seslerle dolduran insanın o pek güzel müdahalesidir metnin tamamlandığı hissini veren. Aşırı mistifikasyon sevdası, ruhun dolambaçlı yollarında geçen onca zamanı değersizleştirmeye meyletti mi, ilhamın abartıldığını düşünürüm. Adil bir dağıtım yaparak kalemin kağıt üzerindeki salınmalarının hakkını da vermeliyiz. Metnimizi ‘duygu seline kapılarak yazdığımız’ hissinden kurtulmak için bir hafta bekleyip sonra ona tekrar dönmek zor değil. Araya zaman girmesi güzeldir, yazı yine aynı kalabilir ama biz değişmiş oluruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir