DÜNYALIK HÂLİ

İnsan yabancısı olduğu kimi olayları sitemle karşılıyor. Sanıyor ki başına gelen her nahoşluk onun cezası. Sanıyor ki dünya bir tek kötü olana dünyalık ediyor. Nahoşun içerisindeki hoş gizillik, o buhran hallerinde kimsenin dikkatini çekmiyor. Bir de bir derdi, yaşa çok görmek meselesi var. İnsan bu yaşta bunca yükü nasıl sırtlar?

Oysa hepimiz aynı sıralarda sınanmıyor muyuz? Bu zemin, aynı dünyanın faniliğine değmiyor mu? Hangimizin acısı ertelenebilir? Hangimiz sınavımızın vaktini belirleyebiliriz? Bunun mukayesesi edilmeli. Sanırım yaşamak için bütün yaşam koşullarını kabullenmeli. Sancımızın bize hayrı haber veren sızısına güvenmeli fakat aslolanı da kaçırmamalı. Yaşamanın tutanağı, kalbimizi bize verildiği gün gibi sakınmaktır. İyi bellemeli ki her şey tam da olması gereken zamanda olur ve kendi kalbimizin sorumluluğundan başka yükümüz yoktur.

Yine de insana has bir hayretlikle sormadan edemiyoruz:

Bu yaşımda bunları da mı göreceğim?

Evet! Bu yaşına gelene kadar sana görünenler gibi bu yaşında da bunları göreceksin.

Bu yaşımda bunlara da mı sabredeceğim?

Evet! Tıpkı bu yaşa gelene kadar sabrettiğin gibi bundan sonrasına da sabredeceksin.

Bu yaşımdan sonra bunun sınavını da mı vereceğim?

Evet! Zorluğunu unuttuğun tüm sınavların gibi bu yaşından sonraki sınavları da verip, onları da ardına iteceksin.

Ve sen heybene yazılan yükü sırtından atana kadar bu fani yurdu terk-i diyar edemeyeceksin.

Öldüğünü sandığın her vakit yaşamaya devam edeceksin.

Ne diyordu Mevlâna Hazretleri: “Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma, rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir.”

Korkma! Yaşarken soluğun kesilse de yokla ki kalbin yerindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir