EDEBİYAT İLE İÇ İÇE OLMAK BİZE NE KAZANDIRIR

Başlığa baktığımız zaman sanki her zamanki tarzda bir yazı okuyacakmışsınız gibi gelebilir. Lakin bu sefer öyle değil. Bu okuyacağınız yazıda edebiyatla ilgili olan bir kişinin –yani benim- hayatımda ne gibi güzellikler olduğundan bahsedeceğim.

Ben,

Kamil Kurt,

Edebiyatsever,

28 yaşında. (İsmet Özel üstadıma selam ve sevgilerle)

Edebiyat ile daha doğrusu kitaplar ile yolum kesiştiğinde ben çoktan ergenliği atlatmış, orta yaş buhranlarına doğru ilerlemekteydim. 22 yaşında sürekli okumaya başladım. Birçoğunuz 22 yaşında iken kim bilir hangi kült eserleri bitirmiş, hangi klasikleri hatmetmişsinizdir. Lakin ben her işe olduğu gibi buna da geç kalmıştım ve fazlasıyla kitap alıp okumaya, bu kitapları biriktirmeye, evimde kitaplığımın olmaması sebebiyle kendi gardırobumdan tutun da bazaların altına kadar kitapla doldurmaya başlamıştım.

Şimdi gelelim asıl meseleye. Edebiyat, bana ne kazandırdı?

Edebiyat; diksiyonumun güzelleşmesinin yanı sıra birçok dost ve arkadaş kazandırdı bana. Bir de bunlara ek olarak “Hayırda yarışmak” nasıl olurmuş onu öğretti. Nasıl olurmuş “hayırda yarışmak?”

2015 yılının Kasım ayında bir fotoğraf düştü Facebook hesabımın ana sayfasına. Bir çocuk. Sadece 1 tane çocuk. Karın, kışın ortasında ayakkabısız, incecik bir battaniyeye sarılmış yoksul bir çocuk. Nasibimize varmak için bir vesile olacak ya illa ki, işte benim de vesilem bu çocuk olmuştu. Tanımadığım etmediğim, bir kez olsun yüzünü dahi görmediğim bir çocuk benim kalbimi avuçlarının içine alıp parçalarcasına sıkıyor ve beni nasibime götürüyordu çıplak ayaklarıyla.

O gün “Bir şeyler yapmalıyım! Ama nasıl?” diye düşünürken insanlardan bağış toplamak geldi aklıma ama… Aması var işte. Yurdumuzda vatandaşımızın merhameti çokça sömürüldüğü için hiçbir resmi belgesi olmayan vasıfsız bir insana neden güvenilsindi? Sonra gözlerimi kitaplığıma çevirdim ve bütün kitaplarımı satmaya karar verdim. Benim için kıymette üstüne hiçbir şey koymadığım o kitaplarımı tek tek sattım. Elhamdülillah bu benim için bir dönüm noktası oldu. O güne kadar fazlaca önem verdiğim cansız varlıklar, daha fazla önem vermem gereken bir nasibe doğru ulaştırdı beni; Çocuklara…

Şimdi sene 2019. Tam 4 senedir aralıksız bu iş ile ilgileniyorum. Bu süre zarfında edebiyat ile olan her yolda yürüdüm. Dergi, ayraç, yazar baskılı defter ve bez çantalar, kitaplar ve hatta yazarlarla bile… 4 sene önce sadece 300 kitabımı feda ederek çıktığım yolda, bugünlerde birçok çocuk tebessümü, anne merhameti, baba duası alarak yürümeye çalışıyorum.

2 kardeş okulumuz, bir Kur’an kursumuz, 2 adet Su Kuyumuz –üçüncüsü yolda- ve tahmin edemeyeceğiniz kadar çok dostumuz oldu. Ve bunların hepsini sadece sosyal medya üzerinden yapmak da cabası. Yüzümü bir kere bile görmeden, bir kere sesimi duymadan, benimle hiç tanışmadan, bir kelam bile etmeden güvenen dostlarımız sayesinde “hayırda yarışıyoruz”.

Bir kitaptan bir satır okur hayatımız değişir.

Bir şarkı sözü değiştirir bütün düşüncelerimizi.

Bir hoş söz alır götürür uzaklara bizi.

Bir insan tutar ellerimizden ve ummadığımız diyarlarda gezdirir bizi hem de oturduğumuz yerden.

Kitap okumaya bile 22 yaşında başlamış birinin, kitapları araç olarak kullanarak amaca ulaşmaya çalıştığı bir hayatı okudunuz. Yaz dediler, yazdım. Şimdi gerisi siz de. Oku diyoruz, okur musunuz?

Portakal Sulu Ördek’in

Ördek’i

Bütün Portakal Sulu Ördek ve Deruhte ailesine
Ayrıca siz okurlara selam ve dua ile…

EDEBİYAT İLE İÇ İÇE OLMAK BİZE NE KAZANDIRIR” için bir yorum

  • 10 Ekim 2019 tarihinde, saat 20:15
    Permalink

    Okuruz, okuyoruz efendim. Daha güzel bir amaç uğruna feda edilemezdi o 300 kitap. Hayır’la..🌿

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir