EDEBİYAT VE PRESTİJ

 “İyi Bir Eserin Ödüle İhtiyacı Var mıdır?”

Bir eser ilk çıktığında yazarı neler hisseder? Buradan başlamak lazım. Kim ne yazarsa yazsın kişinin elinden çıkan adeta çocuğu gibi olur. Kimi eser sahibi çocuğunu kusursuz olarak görür, kimi de hala eksik ve doldurulamayan tarafları olduğuna inanır. Bu iki bakış arasında ikincisi kesinlikle doğru olandır. Hiçbir kul yapısı mükemmel değildir. Sadece diğer eserlerden daha iyidir. İşte burada devreye ödüller giriyor. Bir esere ödül vermek o eserin üçüncü kişiler tarafından beğenildiğine işaret etmektedir. Bu üçüncü kişiler yayıncılar, yazarlar, okurlar ile başka kurum ve dinamiklerdir.

Bir esere ödül verirken elbette çeşitli açılardan değerlendirme yapılır. Eserin konusu, anlatımı ve okurda bıraktığı iz gibi. Tüm bu şartlar altında bir eser diğer eserden daha iyi olduğu kanaatine varılır. Böylece eserin yeri okurun gözünde daha farklı bir yere oturmuş olur. Bir de uluslararası bir ödül aldı mı eser ve yazar şöhretini daha da çok artırır, başka dillere çevrilmesi gündeme gelir. Bir yazarın yerel ve ulusal anlamda ödül alması demek bir anlamda kendini günümüz görüntü çağında ispatlaması demektir.

Dünya üzerinde verilmekte olan kültür ve edebiyat ödüllerinin geçmişi çok eski değildir. Ödüllerden önce güçlü adamların etrafında yer alan yazarlar ve şairler ordusuna şahitlik ediyoruz. Yazdığı bir şiir ile ekmeğinin peşinde olan nice sanat ve zevk sahibi insanlardır bunlar. Bu eserler genelde güçlü adamın yanında onun da övüldüğü bir dize ile taçlandırılır ve böylece şair geçimini sağlardı. O dönemdeki en büyük ödül, güçlü adamın eseri beğenmesiydi. Bugünün toplumunda ise güçlü adamların yerlerini, vefat etmiş yazar ve şairlerin anısına her yıl verilen ödüllerle doldurmuş bulunmaktayız.

Öyleyse soralım: İyi bir eserin ödüle ihtiyacı var mıdır? Eserin ihtiyacı yoktur ancak yazarın ve okurun ihtiyacı vardır. Hatta o eserin çıkarıldığı yayınevinin de. Bu konuyu biraz daha açalım: İyi bir eserin ödüle ihtiyacı yoktur çünkü iyi bir eser dört başı mamur, okurun zevk ve hayranlığını kazanacak kadar dolu ve güzeldir. Bunu kimsenin takdir etmesine ihtiyaç yoktur, eğer yazar takdir edilmeye ihtiyaç hissetmiyorsa. Eser kendi gerçek güzelliğiyle orada bekliyordur. Burada okurun zevk ve kavrayışı devreye girmektedir.

Eserin ödüle ihtiyacı olmadığını söylediğimiz gibi yazarın ve okurun ödüle ihtiyacı olduğunu da belirtmemiz gerekir. Zira iyi bir eseri yaymak günümüz dünyasında bir prestij meselesi haline gelmiştir. Estetik açıdan insana zevk veren çalışmaları okumayı istemek okurun hakkıdır. İşte burada da devreye ana akım ödüller girmektedir. Ödül okurun gözünde yazarın ve eserinin onaylandığı anlamına gelmektedir. Bu şekilde okur; yazarın eserini satın alırken, yazar ve yayınevi de sunmuş olduğu hizmetin karşılığını almaktadır. İşte burada edebiyat piyasası gibi kimi zaman iyi kimi zaman da bedbaht bir yapı girmektedir. Sonuç olarak bu camianın ödüller vasıtasıyla kendini duyurması, sanat için görünürlüğü artırması gerekmektedir.

Eserin ödüllendirilmesi mevzusunda tehlikeli bir noktaya temas etmek gerektiğini düşünüyorum. O da kurum ve dinamiklerdir. Özellikle sanata ideolojik fikirlerini karıştıran zihinlerin ağam-paşam diyerek ödüller vermesi durumu, sanatı ve edebiyatı zedelemektedir. 2019 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü alan Peter Handke bunlardan bir tanesidir. Bosna’da yapılan katliama şapka çıkarken zalim bir insanın, ne insanlığından ne de yazarlığından bahsedilebilir. Yine aynı Nobel 1907 yılında sömürgeci zihniyetin ürünü olan İngiliz yazar Rudyard Kipling’e aynı ödülü takdim etmiştir. Bugün ülkemizde de 2006 yılında Nobel alan Orhan Pamuk’a tepki gösterilmektedir. Oysa Yaşar Kemal daha çok hak etmemiş miydi? Öznel bir değerlendirme olduğundan, bu ödülleri neye kime göre verdiğinizin sorgulanması ve en önemlisi de vicdan mesabesinde hareket edilmesi gerektiğine inanıyorum. Özetle, bir yazarın kalemi ve eseri iyi olabilir ancak iyi bir eserden önce yazarın toplum vicdan ve ahlâkına halel getirecek davranışlarda bulunmaması gerektiğini düşünüyorum.

UNUTAMADIĞIMIZ ÖYKÜ KARAKTERLERİ

Bazı karakterler hiç unutulmaz. İnsanın zihnine öyle bir yer eder ki, yazar ile özdeş olur. Tabii bu karakter yapılanması daha çok romanlarda olur. Zira roman, konusu itibarıyla uzun ve derinlemesine anlatım imkânına sahiptir. Dostoyevski deyince Raskolnikov, Balzac deyince Goriot Baba, Yaşar Kemal deyince İnce Mehmed akıllara gelir. Peki ya öykülerde? Şimdi unutamadığımız öykü karakterlerinden bahsedelim:

Dede Korkut Hikâyeleri: Dede Korkut, Türk’ün ölmez ve eskimez ozanı, büyüğü ve dedesidir. Onsuz bir hikâye düşünemiyorum. Onun ad verişine, sazın teline vuruşuna kim hayran olmaz ki… Bu ölümsüz kahramanı bu eseri okuyan hiç kimse unutamaz.

Cahit Zarifoğlu’nun İns’i: Doğan, büyüyen ve nice dağları ovaları aşan, sonunda değişime tanıklık eden bir İns’ten bahsediyoruz. Cahit Zarifoğlu’nun İns adıyla ilk baskısını yaptığı bu öykü kitabının ilk öyküsü İns ile derin düşüncelere dalıyorsunuz.

Mustafa Çiftçi’nin Handan Yeşili: Bu öyküde ne Handan ne de ona saf bir aşkla tutulan Çetin unutulabilir. Öyle güzel bir anlatımı var ki Çetin’in(aslında yazarın), insan içine düşüyor. Öyle güzel bir sevgiden bahsediyor ki, sonu hayal kırıklığı da olsa insan içine düşüyor. Çetin oluveriyor bir an. Öyle güzel bir insan, öyle içimizden biri Çetin. Onunla ağlıyor, onunla gülüyoruz.

Tolstoy’un İnsan Ne ile Yaşar kitabından: Bu eser benim için olmazsa olmazdır. “İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?” öyküsündeki çiftçi Pahom’un daha fazla arazi çevrelemek için nasıl canından olduğuna tanık oluyoruz. “İnsana ne kadar toprak lazım” sorusuna, “bir mezar kadar” cevabını veriyor öykü.

KÜÇÜREK ÖYKÜYE DAİR

Ahmet Yetik’in büyük emeklerle dergimize kazandırdığı küçürek öykü soruşturma dosyasının üçüncü konuğunu geçtiğimiz günlerde ağırlamıştık. Ahmet, dördüncüsü için çalışmalarına başladı. Edebiyat sahasında hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Mesneviler biterken yerini romanla ikame ediyoruz, gazel ve kasideler biterken yerine şiiri koyuyoruz. Aslında hepsinin kaynağı aynı, hepsi de içimizdeki “yaratma cesareti”nden geliyor. Küçürek öykü de öykünün, hikâye etme sanatının, hacim olarak kısa hale getirilmesidir. Bu kısalığa sade hacim gözüyle bakmak elbette eksik bir bakış olur. Kısa anlatımın derin bir öze de sahip olması gerekmektedir.

Küçürek öyküyü basit sosyal medya paylaşımlarının üzerinde bir kaliteye sahip olması gerekmektedir. İşte tam olarak burada sorun başlamaktadır. Sosyal medya bumerangı içerisinde iyi eserler paylaşan(tweet atan) küçürek öykü yazarlarını görmek gerekmektedir. Kısa olmasının yanında küçürek öykü içerisinde bir şiirsellik olması gerektiğine inanıyorum.

EDEBİYAT VE SAZ

Son dönemde sazın Türk kültüründeki önemine dair net olarak ifade bulan görsel ve yazılı çalışmalar yer almaktadır. Bizim için sazın, edebiyat sahasında derin bir yeri vardır. Âşıklık geleneğinden gelen bu bağ İslam öncesi Türk kültüründe de kopuz olarak merkezî bir noktada yer almıştır. Bugünkü müzik sektöründe yer alan pespaye içeriklere karşı âşıklık geleneğimizden gelen türküleri ve yeni eserleri sonuna kadar desteklemek gerektiğine inanıyorum. Bugün saz deyince herkesin aklına Neşet Ertaş geldiği gibi Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Gül Ahmet Yiğit, Âşık Mahsuni Şerif ve daha pek çok güzide ozanımız gelmelidir. Bizde saz çalmanın ve âşıklığın yeri çok başkadır. Tasavvuf musikisinde ney ne ise Âşıklık geleneğinde saz da odur.

*

Sizlerle bu hafta edebiyat ve prestij başlığı altında “iyi bir eserin ödüle ihtiyacı var mıdır?” sorusu üzerine konuştuk. Ardından kısa kısa unutulmaz öykü karakterlerine, küçürek öyküye ve edebiyatın saz olan ilişkisine değindik. Bizi dinlediğiniz için teşekkür eder, iyi geceler dileriz.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir