EDEBİYATTA MAHALLÎLEŞME

Canlı yayınımıza geçmeden önce Deruhte Dergi’de bu ay neler paylaştık siz değerli takipçilerimizle de paylaşmak isteriz.

Bu ay Aralık ayından itibaren düzenlemekte olduğumuz ve şimdi altıncısı olan canlı yayınlarımızın dokümanlarını paylaştık. Umarım faydalı olmuştur. Süleyman Çınar’ın Geçip Giden İnsandır ve Modern Safsata denemeleri de bu alanda dikkatleri çekmektedir. Normalde öyküleriyle bildiğimiz Süleyman Çınar 2021’e denemelerle adım atmıştır. Sanırım eğitim hayatına yeniden dönüş yapmasında bunun etkisi var. Bu ayın şiiri Charles Baudelaire’den İnsan ve Deniz; Ayın Türküsü Şah Hatayi’ye ait Muhabbet Bağında türküsüdür, ayın sözü ise Viktor E. Frankl’dan. Ayın kitabı ise 2020’de tercüme edilerek edebiyatımıza kazandırılmış bir eser Robert Seethaler’in “Toprak”. Bu ayın öyküleri ise Bengisu Artıran’dan Biraz da Sen Anlat, Nur Cömert’den Altmış Atıncı Gün, Yonca Kardaş’tan Yağmurlu Bir Gece, Mehmet Miraç Filiz’den Bir Kap Yoğurt; şiirler: Yeliz Yıldız’ın Fars şair Hüseyin Penhani’den çevirdiği Bu Muydu Hayat ve Sevde Nur Yeşil’den Mefrûz. İnceleme ve soruşturma alanında önemli çalışmalar dergimizde yayımlandı. Onur Çelik’ten Erzurum’da Binbir Gece Masalları, Burak Yasin Taş’tan Türk Akademisinde Metotsuzluk Sorunu Ve Tarihi Arka Planına Bir Bakış ve Eslem Yavcuşar’ın kaleme aldığı Üçler’in Gurbetçisi Eva De Vitray Meyerovitch inceleme alanında yayınlanan çalışmalardır. Ahmet Yetik’in Vural Kaya ile Küçürek Öykü Üzerine yapmış olduğu soruşturmaların üçüncüsü olarak dikkatleri çekmektedir. Ahmet Yetik’ten bu çalışmaların devamı gelecek inşallah. Son olarak 2020’de okurlarımızın en çok beğendiği eserlere dair yapmış olduğumuz anketin sonucu yayınlanmıştır.

Şimdi ise konumuza geçelim:

Edebiyatta mahallîleşme konusunda evvelemirde sosyolojik bir olgu ile başlamak istiyorum. Köyden kente göçerken aynı memleketin insanlarının bir arada yaşama olgusundan hareket eden bir yaşam formu oluşturulduğunu ve bu formların ardından kolektif bir anlayış olarak mahallî derneklerin kurulduğuna şahit olmaktayız. Hatta yaşadıkları mahalleye bile asıl memleketlerinin adlarını verildiği somut bir gerçektir. İnsan, asli yerini unutmak istemez. Edebiyat sahasında mahallîleşmenin de asliyete sahip çıkmak ile yakınlığı bulunduğunu düşünüyorum.

Halk Edebiyatı içerisinde özellikle saz âşıklarının türkülerini yakarken geçmiş kimliğin ve şimdinin değerlerini taşıdığını görmekteyiz. Örneğin İç Anadolu’da bozlak, Gaziantep ve çevresinde barak, Doğu Anadolu bölgesinde türkü olarak geçen türlerin bile özü aynı olsa da ezgi ve melodi de farklılıklar yer almaktadır. Bu da edebiyat sahasında yerlileşme, mahallîleşme, zümreleşme gibi kültür birlikteliklerini doğurmaktadır.

Dergimiz yazarlarından ve Farsça tercümelere imza atan Yeliz Yıldız hocamın ise bu yayına şu katkıları olmuştur: “Halk Edebiyatı’nın Anonim Edebiyat, Tekke Edebiyatı ve Âşık Edebiyatı olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Özellikle bu üç kategori içerisinde Âşık Edebiyatı alanındaki çalışmalar yerli edebiyat bağlamında son derece önemlidir. Çünkü ozan baksı adını verdiğimiz şaman inancından gelen şair tiplemeleri, Anadolu’ya ayak bastıklarında Tekke Tasavvuf Edebiyatı ile karşılaşmış bu yeni edebiyatı da kendi potalarında eriterek Âşık Edebiyatı dediğimiz edebiyatı ortaya çıkarmıştır.

Klasik edebiyatın revaçta olup âşık edebiyatının küçümsendiği o dönemlerde, ozanlar kendilerini kabul ettirme arayışlarına girmiş ve ozanlık yeteneklerinin ilahi bir ikram olduğunu söylemişlerdir. Bu ikramın verilmesine örnek olarak da rüya yollarını anlatabiliriz: maddi veya manevi olarak büyük sıkıntılar içinde olan âşıklarımız bir rüya görürler. Bu rüyada ya pirler, şeyhler ya da bir güzel tarafından kendilerine bade sunulur. Badeyi içen âşık kendinden geçer. O bu hali yaşadıktan sonra ancak yanında sazın tellerine vurulması ile kendisine gelir.  Ve dilinden gönlü mest eden kelimeler dökülür,  bir de artık kendisine yüklenen bir görev vardır. Köy köy, mahalle mahalle gezecek ve deyişlerini söyleyecektir. Pir Sultan Abdal gibi pek çok ozan ve aşığımızı bu yolda görmekteyiz. İsimlerini burada saya saya bitiremeyiz… Bu yolculuklar daha sonra âşık fasıllarını doğurmuş; bu âşık fasılları Konya, Kastamonu ve Doğu Anadolu’da bir yerlileşme olarak karşımıza çıkmıştır. Âşıklar bu fasıllarında, doğaçlama olarak yaşanan atışmalarla yetkinliklerini ortaya koymuşlardır. Bu yolla bir yandan âşık edebiyatımız kült bir yerel edebiyat olarak gelişirken bir yandan da onu oluşturan ozanların ait olduğu bölgelere ve yaşantılarına göre biçimlenmiş; geçmişinde bulunan şaman ve salt tasavvuf özelliklerinin de ötesinde yerelleşme yoluna girmiş gittiği yerin dil özelliklerini ve ruhunu kazanmıştır. Böylece türkülerimiz bugün, bir müzik eseri olmanın ötesinde kültür kodlarını da ihtiva eden önemli yapılar olarak karşımıza çıkmıştır.

Edebiyatta Mahallîleşme deyince Türkî-î Basit akımından da bahsetmeden geçmek olmaz. Bu akım 16. Yüzyıl gibi bir tarihte üç şairin (Tatavlalı Mahremi, Aydınlı Visâlî ve Edirneli Nazmî) şiirde Türkçe kelimeleri kullanılması gerekliliği üzerinden doğmuştur. Akım, 17. Yüzyıl’da Şeyhülislâm Yahya, 18. Yüzyılda ise Nedim ile etkisini göstermiştir. 19. Yüzyılda ise Necati Bey ile en büyük temsilini gerçekleştirmiştir. Bu akımın savunduğu şey eserlerde atasözleri ve deyimlerin kullanılması, halk tabirleri ile mahalli söyleyişlerin şiire girmesi, günlük ve sıradan şeylerin de şiirin konusu olması ve eserlerde konu ve kahramanların mahallî çevreden seçilmesidir.

Sondan devam edecek olursak eğer zümreleşme, bir edebiyat sahasının aynı düşünceyi paylaşan bir gruba hitap etmesi anlamını taşımaktadır. Divan Edebiyatı bunun en açık göstergesidir. Osmanlı Devleti’nde Mustafa Reşit Paşa tarafından Fransız İlimler Akademisi’ni örnek alarak kurulan Encümen-i Daniş’te aynı ufku gören bir milletin ilim kurulu olarak boy göstermiştir. Bu encümenin içerisinde ulema, yazar, şair, mütercim, üst düzey asker ve sivil bürokratın bulunduğu bilgisi yer almaktadır. Bu kurul içerisinde yapılan dikkat çekici çalışmalar: Kavaid-i Osmani ve Tarih-i Cevdet’in telif edilmesi ile Mukaddime’nin Türkçe’ye çevrilmesidir.

Türk Edebiyatı dersinde sıklıkla işlediğimiz Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Milli Edebiyat gibi adlarla anılan dönemler de aynı düşünce ve ufka bakan yazar ile şair kurduğu bir kültür topluluğudur. Her dönemin kendince sesinin işitildiğini görmekle birlikte kültür dünyasının toplum üzerindeki derin etkisine de şahit olmaktayız. Bunun en net örneklerinde biri de Kurtuluş Savaşı ile birlikte boy gösteren Milli Edebiyat anlayışıdır. Tarihsel arka planda var olan olaylar, aydın ve toplum nezdinde olgu haline gelmesiyle ortaya bir kültürel altyapı çıkmaktadır.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte edebiyat sahasında daha farklı anlayışlar ve kültür ile dile dair yeni denemelere şahit oluyoruz. Birinci Yeniciler bu seslerden birini söylemektedir. Garip Akımı olarak da bilinen bu akım içerisinde Türk şiiri içerisinde yer alan kalıp yargılardan kurtulmak, güzelliği ön plana çıkarmak gerektiğini savunmaktadırlar. Kuraldan çok kuralsızlığa doğru bir yol izlediler. İlerleyen yıllarda İkinci Yeni olarak adlandırılan ve aslında bünyesinde bulunan her yazar ve şairin bu tanımlamayı kabul etmediği bir akım da Garip akımına dair eleştirilerde bulunmuşlardır. Bazen aynı düşünce altında olup aynı bildiri altında toplanmamak gibi bir olguyla da karşılaşabiliriz.

Mahallîleşme konusunda söylenecek çok şey var. Aynı ufku paylaşan ve kültürde aynı yöne bakan nice yazar ve şairin ortaklığı ile geçmiş ve günümüz toplumumuzu etkilediği görülmektedir. Mesela bugün Yedi Güzel Adam dizisi ile revaçta olan yazar ve şairlerin aslında nasıl yağmalandığına tanıklık etmekteyiz. Diğer yandan sosyal mecraların ve özellikle Wattpad mahallinin sundukları da ortadadır. İnsan, bir yere bağlı kalmak ister. Bu kimi zaman toprak, kimi zaman fikir, kimi zaman da teknoloji olabilir. Değişen dünya algı ve tasarısında mahalli olanla çevrelendiğimiz apaçık bir gerçektir.

Yerel Edebiyat Üzerine

Yerel edebiyat diyerek aslında bir yayınevi ve dergi ile çevrelenmiş, toprağa, fikre, günümüz şartlarına bağlı topluluklardan bahsetmek istiyoruz. İbrahim Tenekeci 2020 Ocak ayında çıkarmaya başladıkları Muhit Dergisi’nde her insanın bağlı olduğu bir muhiti vardır diyerek aslında bugünkü konumuza ışık tutmuştur. Dr. Necdet Subaşı’nın: “Dâhil olduğumuz muhitle özdeşleşmek kimliğimizin, kişiliğimizin billurlaşmasında en az ailemiz kadar, okul ve müfredat kadar etkili olur”[1] sözleriyle tasdik etmektedir. Muhit deyince aklıma nedense hep Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana kitabı gelir. Anamız doğup büyüdüğü, sevincini ve çokça acısını paylaştığı topraklarında binbir acıyla kıvranarak geçip gitmiştir. İnsan o yüzden bir yere bağlı olmak zorundadır. Kök salan ağaç daha iyi meyve verir.

Şimdi burada sözü değerli yazar kardeşim ve öykü editörüm Ahmet Yetik’e bırakmak istiyorum. Memleketlerinde edebiyata gönül vermiş nice güzel insandan bahsediyor:

Yerel yayınevlerinde aklıma ilk Çizgi Kitabevi ve Uysal Kitabevi (Uysal’ın sahiplerinden birisi akrabam olur uzaktan) var Konya’da, onlar geliyor. Yine Konya merkezli Mahalle Mektebi geçtiğimiz senelerde en iyi dergi ödülünü aldıktan sonra ulusala seslenmeye başladı ve Salı günü yeni iki (biri çocuk) yayınevinin müjdesini verdiler: Loras ve Beyaz Bulut. Akşehir merkezli Ketebe Piyan dergisi unutulmamalı.

Eskişehir merkezli Porsuk Kültür Dergi/Yayıncılık var. Birkaç önemli yazarı şairi var. Orhan Haşim Elmalı, (Manisalıdır) Engin Topuz var mesela.

Hayal Bilgisi dergisi vardı bir aralar, hâlâ çıkıyor mu bilmiyorum, oldukça uzak kaldım da. Van/Erciş merkezliydi.

Bir zamanlar Tokat’ta Tahrir dergisi çıkartıyordu İbrahim Aslaner ve ekibi.

Denizli’de İkrar dergisi var örneğin bir de. Bir ara güzel bir ivme yakalamıştı. Şimdilerde durgun.

Kayseri’nin meşhur Şehir ve Düşünen Şehir dergisi var mesela. Askeriyenin içine kadar girmiş. Gördükçe alıp bakıyorum. Yerel edebiyata en büyük örnek bu dergi olabilir bence. Maraş merkezli Sin Edebiyat dergisini de buraya alabiliriz.”

Ahmet’in söylediklerine ek olarak Tokat’ta Dört Mevsim Edebiyat Dergisi ve Ankara’da devam eden Deruhte Dergisi’ni de buna dâhil edebiliriz. Bence biraz da internet camiasında yer edinmiş dergilerden bahsetmeliyiz. Burada sözü yine Ahmet Yetik’e bırakıyorum:

“Sade İmge, Edebistan, Dünya Bizim, İshak Edebiyat, Hişt Hişt Öykü, Oggito, Parşömen Sanal Fanzin. Bu siteler bizim gibi yazı yayımlama mantığında olan sitelerdir. Gözlük, Miyar, Lahitteki Baykuş ise PDF olarak yayın hayatına devan eden dergilerdir.”

Bu sefer sözü Kütahya’dan değerli öykücümüz ve editörümüz Süleyman Çınar’a verelim: “Yerellik bahsi açılırsa yerel dergilerin konuşulması lazım bence.

Ahmet’in de bahsettiği gibi Dava dergisi var Konya merkezli. Şu an 15. sayıdalar galiba. Bir sayısında benim de denemem yayımlanmıştı. Genel yayın yönetmeni Enes Celep. Bir edebiyat öğretmeni. Gayretli gördüğüm kadarıyla. Geçen birkaç ay önce öğrencileriyle kolektif bir öykü kitabı bile çıkardılar. Kara Öyküler ismiyle. Bir ara maddi sıkıntılardan dolayı dergi kapanma noktasına geldi. Şimdi devam ediyorlar hamdolsun. Dağıtım sıkıntısı vardı. Onu da çözmüşler galiba.

Maraş’ta son zamanlarda iki yeni dergi çıkmaya başladı. Evelahir ve Yitiksöz. İkinci sayıya ulaştılar.

Samsun’da Gergef isimli bir e-dergi yayına başladı.

Diğer yandan Tokat’ta Dört Mevsim Dergi var. Turhal ilçe milli eğitim müdürlüğü bünyesinde çıkıyor.

Sonra Açıkkara Dergi var. Hece Taşları var. İkisi de şair Tayyip Atmaca’nın önderliğinde Maraş’ta çıkan e-dergiler.

Sade kahve dergisi var. Burdur merkezli bir öğrenci dergisi. E-dergi olarak çıkıyor.

Kirpi edebiyat dergisi var. 61. sayıya ulaşmışlar.

Gözlük Dergi var. E-dergi olarak devam ediyor.

Kervan Dergi var. Boğaziçi Üniversiteli öğrenciler tarafından çıkartılıyor.

Yine yürüyüş dergisi bar. Konya merkezli. Dönemlik bir öğrenci dergisi.

Trabzon Belediyesi’nin adımıyla T Dergi yayın hayatına başladı geçenlerde. Emin Gürdamur çok methetmişti dergiyi.

Sivas’ta çıkan Aşkar Dergisi var.

Hisdüşüm Dergisi var Malatya’da. Bildiğim kadarıyla 6. sayıya ulaştılar. Öğrenciler tarafından çıkarılıyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

Diğer yandan Yerelde edebi faaliyetler önemli. Bunlara da değinmek lazım. Tavşanlılı bir abimin öykü kitapları olduğunu öğrendim geçenlerde.

Diğer yandan yerel yayınevleri var. Misal usta öykücü Necati Mert, geçen yıllarda kapanan Gelişim Kitabevini 48 yıl ayakta tutmayı başardı. Yerelde, bir taşradaki bir kitabevi 48 yıl nasıl ayakta kalır? Bu azmi düşünmek lazım. Ayrıca Necati Mert kendi bir zamanlar yayınevi kuran, gazete çıkaran birisi. Yayınevleri kitabını basmıyor, o da kendi yayınevi kurup basıyor kitaplarını. Yanlış hatırlamıyorsam, Çark suyu yayınlarıydı galiba. O zamanlar Sakarya taşra bir yer. Bu faaliyetler zor ama gayret ediyor.

Aklıma gelen örnekler şimdilik bunlar.”

Şiir Karakterleri

Bu konuda hiç düşünmeden Kitab-ı Sengi Mezar şiirinin Süleyman’ını derim. Son olarak bu şiiri koyarak sözlerimi noktalıyorum:

Kitabe-i Seng-i Mezar

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda

Anmazdı ama Allah’ın adını,

Günahkâr da sayılmazdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.

II

Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duysalar öldüğünü alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet.

Alacağına gelince…

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini depoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir ruzigar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

“Ölüm Allah’ın emri,

“Ayrılık olmasaydı.”


[1] Muhit Dergi, 1. Sayı, Ocak 2020.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir