EDEBİYATTA SÜRGÜN

Sürgün… Başlı başına bir hayat kıvamı. Kimi zaman bir varoluş, kimi zamansa bir yok oluş. Dünya firaklar âlemi. Sürgün de bir firak, zindan da bir firak. Asıl kurtuluş nedir peki? Gerçek âleme iyi bir ad ile göçmektir. Sürgün çok geniş bir konu. Bu konuyu kolay anlamak ve anlatmak için sürgün ve sürgün çeşitlerini kendimce anlatmayı tercih ediyorum.

İlk sürgün, varlıktan geçilen sürgündür. Nesimi’nin sürgünü de diyebiliriz. Tasavvufi yorumlardaki belki yanlışlık belki de o dönemin yapısında var olan anlayamama durumu buna sebep olabilir. Fakat Nesimi’nin hayatında bir vazgeçiş olduğu görülmektedir.

İkinci olarak mecazi aşkın sürgününden ilahi aşka varan, asli vatana dönüş hikâyesini alabiliriz. Burada da halk hikâyeleri, mesnevileri ve nice efsaneyi alabiliriz. Pek tabii Doğu’da bilinen en büyük aşk hikâyesi olan ve Fuzuli’nin eseriyle yan yana anılan Leyla ile Mecnun’u örnek verebiliriz. Batı’da ilahi aşk formu olmamakla birlikte Shakespeare’in Romeo ve Juliet’ini bir aşk sürgünlüğü olarak alabiliriz. “Aşk, âşık olma”nın adıdır.

Üçüncü bir sürgün olayı adı sürgün olmamakla birlikte vatandan ayrılmayı ifade eder. Buna hicret deriz. Hicret, İslâmî bir kavram olup Allah’ın dinini yaşamak için zalimler hükümranlığından kurtularak dini yaşayacak başka bir beldeye göç etmektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, “Allah’ın dinini yaşama gayesi”dir. Hz. Musa’nın kavmini alıp Mısır’dan uzaklaşmasını da buna benzetebiliriz.

Dördüncü olarak bugün asıl konumuz olan sürgünü verebiliriz. Bu sürgün, devlete ve konjonktüre uymayan yazar ve şairlerin devlet kararnamesiyle yaşadıkları ortamdan sürgün edilmeleridir. Nef’i’yi burada anabiliriz. Yazdığı hicivler haliyle devletluların hoşuna gitmeyecek kadar ağır olduğundan sürgüne gönderilme kararı alınmıştır. Diğer bir örneğimiz de Nurettin Topçu’dur. Fransa’da felsefe ve sanat tarihi alanında birincilikle ülkesine dönen ve vatanını terk etmeyen bu güzide profesörümüze üniversite hocalığını layık görmedikleri gibi, yazdığı yazılar nedeniyle evlendiği gün İzmir’e tayininin (aslında sürgün) çıkarıldığı bilgisini almıştır. Bu olayda bir kez daha görüyoruz ki, bir isyan ahlakına sahip olan insanın bu dünyada haksızlık yapanlara sessiz kalacak durumu olmadığı gibi, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar atasözünü de yerine getirmiş olmaktadır. Bu örneğin bir benzerini Sabahattin Ali yaşamıştır ki, sonu çok hazin bitmiştir. Bu noktada şu ayrımı yapmak gerekiyor. Kalemiyle doğru bildiğini söyleyenlere karşı biz de kalemimizle söyleriz. Ama iş yalana, hileye, ahlaksızlığa ve arkadan vurmaya dönecekse o zaman bu tür bir insanın affı doğru değildir.

Sürgün konusunda pek çok örnek vardır. Namık Kemal’in Kıbrıs’a sürgünü, Pasternak’ın Rusya’da ülkesinde sınır dışı edilmesi, Alişya Rosenbaum’un yani Ayn Rand’ın ülkesinin baskısından kurtularak Amerika’ya kaçması gönüllü sürgün gibi bir şeydir. Bu yüzden diyebiliriz ki, her sürgün kendi özelinde değerlendirilmelidir. Bazı sürgün kararları doğru ve isabetli iken bazıları da haksızlıktır.

Beşinci bir sürgün olarak hapis cezasını verebiliriz. Az önce vermiş olduğum ahlaksızlık çeşitleri dışında kalan yazdığı bir yazı nedeniyle hakaret etmese dahi, düşünceleri nedeniyle hapis cezası alan insanlar bunlara örnektir. Burada ilk aklımıza gelen Necip Fazıl Kısakürek’tir. Gerçi Kısakürek’te kimi yerde, “Gel ceza, gel” diye yazıları kaleme almış ve o günün hararetli ortamında hapis kararıyla geçirmediği gün kalmamıştır. Elbette bu alınan kararların hukuka uygunluğuna ve uygun olmadığına dair bir şey söylemek benim haddime değildir. Ama ortada haksızlıklar manzumesinin dolandığı da bir gerçektir.

Son olarak altıncı bir sürgün ise tecrittir. Bir ırkı, toplumu, inancı kendinde var olan toplumları adeta soykırıma uğratmak istercesine zorbalıkla baskı altına alınması da bir nevi sürgündür. Buna örnek olarak, elbette Peygamber Efendimiz ve ashabına yapılan büyük boykotu gösterebiliriz. Diğer yandan Komünist Rusya’nın Özbekleri, Türkmen, Azerileri, Kazak ve daha belki de sayamayacağımız pek çok kardeşimize yaptıkları da buna örnektir. Kolhozların içerisinde inim inim inleyen nice insanın hayatına şahit oluyoruz Komünist Rusya döneminde. Cengiz Aytmatov, Cengiz Dağcı ve Abdullah Kadiri’yi burada rahmetle analım. Ve buna en çarpıcı örnek olarak Doğu Türkistanlı kardeşlerimize 1950’den bu yana Çin tarafından uygulanan tecrit ve soykırım faaliyetlerini göstermeliyiz. Mazlumların sesine büyükler, başımızdaki devlet görevlileri ses olmuyorlar. Onların ayıbı zaten herkes tarafından görülüyor. Bizlerin sesi daha gür ve her yere yayılacak şekilde çıkmalıdır. Allah, Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin sesine ses olanlardan, mazluma umut, zalime karşı kavi duranlardan eylesin.

Kaliteli Sosyal Medya Hesapları

Sosyal medya konusuna girince duruma uzaktan bir bakmayı artık adet edindim. Bu da ne demek diye soruyor olabilirsiniz. Zira sosyal medya ve haber kaynakları üzerinde yanlış bilgi ve haberlere dair endişe duyan insanımızın oranı % 61,6’dır. Bu oran dünya ortalamasından %5,2 fazladır.[1] Demek istediğim o ki, sosyal medya kullanıcıları takip edeceği hesapların anlattığı konuları anlatan başka hesaplar da takip ederek doğru olanı çok yönlü bir tarama ile bulabilir.

Şimdi asıl konumuza geçelim. Yazarların ve yayınevlerinin resmi hesapları bunlardan ilkidir. Açıkçası çok ilgim olmadığından gündeme dair paylaşımlarda bulunan hesapları takip etmiyorum. Zaten sosyal medya gündemi şampiyonlar ligi gibi. İstemesen de görüyorsun ne olup bittiğini. İlgimi çekenleri derinlemesine araştırıyorum. Siz de ilginizi çeken konularda yetkin hesapları takip edebilirsiniz. Kültür ve edebiyat sahasına gelince: @psordek (Portakal Sulu Ördek), @EdebiyatHaber (Edebiyat Haber), @ADAtolyesi (Ankara Düşünce Atölyesi), @ide_enstitu (İslam Düşünce Atölyesi), @cocukvakfi (Çocuk Vakfı), @İstiklalmarside (İstiklal Marşı Derneği), @dunyabizim (Dünya Bizim), @_gokhanozcan_ (Gökhan Özcan), @mosquesty (Mosquesty), @parmakuclari (Yasin Ramazan),  @ckonumalar (Çeviri Konuşmalar), @gztcom (GZT), @ihsanfazlioglu (İhsan Fazlıoğlu), @necipt (Necip Tosun), @IHalilUcer (İbrahim Halil Üçer), @trt2tv (TRT 2), @Fatma_Barbaros (Fatma Barbarosoğlu), @SavasSBarkcin (Savaş Ş. Barkçin), @lutfisunar (Lütfi Sunar), @anarsedat (Sedat Anar).

Tiyatro Karakterleri

Tiyatro karakteri deyince aklıma gelen ilk karakter, Haldun Taner’in Keşanlı Ali’sidir. Muhakkak okuyun derim. İzlemek isterseniz YouTube’da da bulabilirsiniz. Bir diğer tiyatro karakteri, Bir Adam Yaratmak’ın Hüsrev’idir. Filmi pek tat vermese de okuması hayli zevkliydi. Tiyatrosunu Mehmet Tahir İkiler’den izleyemeyen bir Ankaralı olarak da kendimden utanç duyuyorum. Anmadan geçemeyeceğimiz bir diğer tiyatro karakteri, Şair Müştak Bey’dir. Edebiyatımızın ilk modern tiyatrosu olan Şair Evlenmesi bu konuda başka yere konmalıdır. Bir de Türk Tiyatromuzun olmazsa olmazları Hacivat ile Karagöz’ü ve de Orta Oyunu ana karakterleri olan Pişekâr ile Kavukluyu anmadan geçme gafletine düşmeyelim.

Batı Edebiyatı’ndan Shakespeare’in Romeo ile Juliet’i, Macbeth’i, Hamlet’i; Moliere’in Cimri’sindeki Harpagon, Hastalık Hastası oyununun baş karakteri Mösyö Purgon’u, son olarak Victor Hugo’nun Hernani karakterini söyleyebiliriz.

Bizi dinlediğiniz ve sohbetimize katıldığınız için teşekkür ederiz.


[1] We Are Social, Ocak 2021 Raporu, s. 70.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir