FELSEFE İLE OKUMAK

Askerden döndüğümden beridir okumak ve yaşamak üzerine derin teatîler içerisindeyim. Öncelikle kendimle kavga ediyorum, ömrüm boyunca da kavga edeceğim gibi. Zira bizler Attar’ın Hüthüt kuşlarıyız. Kavgamız kendi benimizle. Firakın gayyasında var oluş savaşı veriyoruz.

Yaşamımı -dediğim gibi- askerden sonra bazı değişimlerle tanıştırdım. Ve İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı’nda dediği hakikati müşahede ettim:

“Eskiler iz sürerdi.

Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.”

İz sürmeyi öğrenmek için açtım bağrımı, döndüm yüzümü güneşe. Ve “hakikat işçisi olmaya gayret etmeli.” dedim. Hakikate râm olanın gönlü harabât olur mu? Güneş bizi neden ısıtır ve aydınlatır, yıldızlar karanlıkları ne de güzel ısıtır öyle? Sorular soruların üzerinde bina eyliyor günbegün.

İnsan tekâmüle muttasıl olmalıdır. İki gün aynı olan ziyânda değil midir? Ki insan, hakkı tavsiye edenler ve sabredenler dışında hüsranda olduğu gerçeği ile karşı karşıya ise… Dünyanın geçimlik bir tarla olduğuyla hareketle yaşama ve yaşamın özüne dair her gün bir gerçekle karşılaştığın bilse ve görse neler olur? Yaşamanın felsefe okumak nazarında def’ini buradan çınlatmak isterim.

Bize yıllarca “Felsefe okumayın aklınız karışır.” denildi, denilmeye de devam ediyor, öyleyse ben de soruyorum: Düşünmeden nereye varılır? İlahi kitabımız Kur’an-ı Kerimde “düşünmez misiniz?” diye defalarca sormuşken biz gidip de düşünmemezlik kolaylığına ‘köle’ olabilir miyiz? Olamayız, olmamalıyız.

Felsefe ile filozofların neyi amaçladıklarının da izini sürmemiz gerektiğini ifade etmeliyim. Zira filozoflar hakikat ile kordon bağını kurmadan salt bilgelik sevdasına tutulmuşlardır. Öncelikle evrenin ilk ana maddesi (arkhe) sorgulanmış, metafizik dışı bir somutlaştırmaya gidilmiş ve her bir filozof kendi yolunu çizmiştir. Oysa hakikat, tektir, tek kalacaktır. Filozoflar en başta mağlup olmuşlardır. Mağlubiyetin arayışında olunca da hakikatin tekliğine kani olmayanlar dolaşıp durmuştur deli gibi. Kimi Tanrı’yı öldürmüş, kimi migrenleriyle yaşamak için çabalamış, kimi de aşkınlığı yakalamışken burnunun dibinde olan hakikati müşahede edemeden gitmiştir öte âleme. Oysa ülkemin muhtelif yerlerinde yaşayan güzel ninemin aşkı kütüphaneler dolusu kitap taşıyandan daha salimdir. Arif gönüllü olmanın felsefeden çok daha başka bir mecrada olduğunu bilerek okuyalım felsefeyi. Felsefe okuyalım, akîdeye yapışarak. Dua edelim gönül gölünün maya tutması için.

“Hakikat işçisiyim” dedim. Sigortamı ise “hikmet” veriyor. Salt felsefe düşkünlüğü ise kesilen “vergiler”dir. Zira akıldan öteye gidemeyen ve hikmetsiz var olan felsefede takılıp kalsam benden vergi kesilecektir. Fakat dünyayı anlamak için, geçmişten günümüze yaşayanlarla doğal bir bağ kurmak için tanımalıyım onları diye düşünüyorum, o yüzden vergi muafiyetine talip oldum. Hikmetin enginliğinde dinginleşmek istiyorum.

O yüzden soruyorum: Siz hep kendinize faydası dokunan insanlarla mı tanıştınız? Felsefe yolunda faydasız nice insanla tanıştım, akıl gayyasında sürüklenen. Ama nice insanla da tanıştım akıl gayyasından oluşan zihin sarmalında bazı hakikatleri söyleyen. Kierkegaard, Heidegger, Kant ve Garaudy bunlardan sadece birkaçı. Nietzsche’nin arayışlarını bugün koltuklarında rahat rahat uyuyan insanların konforundan ve düşünmez oluşundan daha anlamlı buluyorum.  Felsefenin bir noktası da budur benim için.

Felsefe ile okurken unutulmaması gereken asıl nokta: kavramlar üzerine inşa edilmeden yapılan okumanın çölde dolaşmak gibi olduğu gerçeğidir. Kavramlara vâkıf olmak özlenen vahaya kavuşmaktır. Felsefe ile okuyun, okuyun ki insanın düşünce atlasını görün dostlar! Ama hikmetsiz okursak vay halimize. Gönlümüzün Hak ile mamur olması duasıyla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir