GEÇİP GİDEN İNSANDIR

“Devrim, yeryüzüne yalın bir bakıştır.” diyor Tarık Tufan, aynı ismi taşıyan şiirinde. İnsanın gerçek devrimini ve devinimini bu cümleyle açıklıyor. Gerçek devrimci, yaşadığı dünya adlı küreye yalın, insani, gözünün önüne çekilen binbir perdeden arınmış bir bakışla bakabilen kişidir. Onun eylemi şu yeryüzündeki en hakiki devrimdir. Zira kendine muktedir olup hakikati görebilmek için çaba göstermek zordur. İnsanın kendisine hükmetmesi; insanlara, hayvanlara, bitkilere ve kısacası tüm mahlûkata hükmetmesinden güçtür. Fakat imkânsız da değildir. Tek yapmamız gereken, devrimci olup içimizdeki uyuyan güzeli uyandırmaktır. Ve bir devrim yapıp kalbimizin içindeki o gözün kapaklarını sade bir bakış için aralayabilmektir. Akıp giden zamanın, olayların, düşüncelerin, eylemlerin, sevindirici güzelliklerin, üzücü musibetlerin, nereden gelip nereye gittiğimizin, en büyük hakikat olarak insanlığımızın ardındaki manayı görebilmek, anlayabilmek ve kavrayabilmek ancak bununla mümkündür.

Bakabilmek, insanın devrimine giden yolu açar; x-ray ışınları gibi yaşadığı, yaşamakta olduğu ve yaşayacağı olayların içini görmesini sağlar. İnsan, gerçeğin yalnız gözünün gördüğünü aklının anlamlandırmasından ibaret olmadığının farkına varır. Böylelikle sorgulamaya başlar insan.  Geçip gittiğini düşündüğü zamanı, olayları ve de kendini…

İnsan, yol misali zamanın içinde bir yolculuk yapar. Fakat sadece yolun bir kısmında ve kendine tanınan müddet kadar yürüyebilir. Müddetinin bittiği yerde ise kalır. Oysa yolun ondan öncesi de vardır, ondan sonrası da. Peki, burada asıl geçip giden, yitip eriyen zaman mıdır yoksa insanın kendisi mi? Zaman yoluna devam eder, insan olsa da olmasa da. Geçip giden de yitip eriyen de insandır. Pek tabii olarak da yaptıkları, ettikleri ve yaşadıklarıyla birlikte. Elinde kalan tek baki sermayesi, yapmış olduğu iyilikler ve etmiş olduğu kötülükler…

Hayat ile ölüm arasında bir varsayım olarak yaşayan insan için her şey geçip gidecektir. Üzüntüleri, sevinçleri, söyledikleri, söyleyemedikleri, fakirliği, zenginliği, zelilliği, şöhreti… İşte tüm bu geçip gidenin hengâmesi arasında zordur, “Bu da geçer ya Hu!” diyebilmek. Ancak o devrimci bakış söyletebilir bize bu sözü. Tüm yaşananların ardındaki sırrı gösterebilecek tek hakikat, o yalın bakıştır. Yaşadıklarının, gördüklerinin ve hissettiklerinin etkisiyle zehirlenmiş birine tek panzehirdir o bakış. İnsanoğluna her şeyin gelip geçici, baki olanın yapılan iyilik edilen kötülük olduğunu bildiren, anlatan, kavratan ve hatırlatan tek çare.

Ancak o bakış açısıyla bakabilen “Bu da geçer ya Hu!” diyebilme yürekliliğine erişebilir. İşte o zaman Sabahattin Ali’nin dediği gibi, “Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır.” diyebilir. Şu dünya denilen küreye bir daha dönüp baktığında anlar ki insan ne sevindiği sevinmeye değer ne üzüldüğü üzülmeye. Yaşadığı her şey –tebessüm ettiği de gözyaşı döktüğü de– gelip geçmekte. Her şeyden önce kendi varlığı yok olup gitmekte. Eski bir şarkıda da denildiği gibi, “Her şey olur / her şey büyür / her şey geçer / hayat kalır…” İşte tıpkı öyle. Zaman akıp gitmekte, bizler ise içinden geçip giden yolcular misali. Biraz konaklayıp geçip gideceğiz bu diyardan. Şöyle diyelim o zaman, “Bu can da geçer ya Hu!”     

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir