GÖZLÜK

Hay Allah, gözlüğüm nerede diyerek evin içinde dolaşmaya başladı. Her zaman pencere önündeki, torunun maviye boyadığı ahşap gazeteliğin yanındaki sehpanın üzerinde dururdu hâlbuki. Gözlüğünü koyabileceği muhtemel yerlere de baktıktan sonra evde dolaşmaktan yorgun düşen dizlerinin farkına vardı bir ara. Pencerenin önündeki koltuğa oturabilmek için bile çaba sarf etmesi gerekiyordu artık yaşlanınca. Önce evin içinde dolaşmak için kullandığı sedef kakmalı bastonunu bir eliyle sıkıca kavradı, diğer eliyle de koltuğun bir kolunu tuttu. Yavaş yavaş dizlerini bükerek koltuğa doğru yaklaştı ve son bir hamleyle kendini koltuğa bıraktı. Sehpanın üzerindeki siyah beyaz resme kaydı gözleri. Resimdeki delikanlı kendisi olmalıydı. Yanındaki dupduru cilde sahip, ışıl ışıl gözleriyle gülümseyen hanım ise eşi Güler Hanım… Titreyen elleriyle resmi eline aldı.

Omuzları inip inip kalkıyordu acı acı. Biraz sonra yorgun ve kısık bir sesle hıçkırmaya, bir taraftan da konuşmaya başladı resme bakarak:

“Güler’im güzel gözlüm, temiz özlüm beni neden bırakıp gittin? Allah beni senden önce alsın derdim de sen de öyle dua etme ben sensiz yapamam, birlikte verelim bu emanet canı derdin, öyle dua ederdin. Bak Güler’im bak… Ne senin duan ne de benim duam kabul oldu. Sen gittin ben kaldım. Hangi günahın bedeli ki bu güzel gözlüm? Hangi günahın bedeli sensizlik?”

Güler Hanım elinde tepsi üzerinde çay odaya girmiş, karşı koltuğa oturmuş, tepsiyi de mermer sehpanın üzerine koymuş, kendisine gülümsüyordu hayalinde şimdilerde. Son günlerde zaten sık sık böyle hayaller görüyordu. Güler Hanım’ın uzattığı çayı almak için her uzattığında eli acı bir boşlukta kalakalıyordu. Bugün daha farklıydı sanki her günden, Güler Hanım ellerini uzatıyordu Asım Dede’ye. Hayret, elleri boşlukta kalmamıştı bu sefer! Güler Hanım’ın elleri yumuşacıktı. Israrla çalınan kapının zilini dahi duymuyordu bu tatlı hayalin içinde.

Ahmet, her zamanki gibi dedesinin uyuduğunu düşünerek kendisine verdiği yedek anahtarla kapıyı açtı. Direkt yatak odasına gitti. Dedesinin yatak odasında olmadığını görünce telaşlandı. Dede dede, diye seslendi. Fakat hiçbir ses alamadı. Salona geldiğinde ise kalbi duracakmış gibi oldu. Dedesi koltuğun üzerinde yığılmış, kolu sağa düşmüştü. Dedesinin elinden düşmüş resmi yerden kaldırırken dayanamayıp bir çığlık attı. Ambulansı aramak için telefonunu çıkardı. Tam arayacakken attığı çığlığa uyanan Asım dedenin cılız, yaşlı sesi duyuldu:

“Ahmet neden bağırıyorsun a yavrum Güler’imi görüyordum rüyamda yapılır mı bu bana?”

Ahmet bir ohh çekmişti, dedesinin iyi olduğunu görünce. Dedesinin gözlüğünü ters taktığını görünce de gülmeden edememişti. Gözlüğünü ters takmışsın dedeciğim, deyince Ahmet, dakikalarca gözlüğünü aradığını hatırladı Asım Dede. O da gülüverdi bu hâline, acıyla karışık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir