GURBETE GİDEN ÂŞIKLAR İÇİN İSTANBUL SEYAHAT REHBERİ

MUKADDİME

Not: Bu yazı, tek nüsha olarak tasarlanan eserin mukaddimesi mahiyetinde hazırlanan müsveddenin düzenlenmesi ile ortaya çıktı. Gelişigüzel bir kurgu izlendiği için boşluklar, eksiklikler mümkün olduğunca korundu. Parantez içleri sonradan eklenmiştir.

“..Nihade, söyle…”

(Nazan Bekiroğlu-İsimle Ateş Arasında)

“Ev miras değil, mirasın hayaleti”

(Sezai Karakoç-Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine)

“…Oysa benim sana, düşlerimden başka verebileceğim bir şeyim yoktu. O yüzden sana, şimdi elinde tuttuğun garip kitabı verdim. Ama ne yazık ki Dünya’yı gösteremedim. Sana aslında Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adıyla tercüme edip bir nüshasını hediye ettiği Atlas Minor gibi bir eser bırakmak        isterdim. Oysa dünyaya sırt çeviren benim gibi birinin zihninde Boşluktan başka ne olabilir ki? Kendisinden düşler yarattığım Boşluğun atlasını, Atlas Vacui’yi bu yüzden yazdım: Sen okuyasın diye değil, yaşayasın diye.”

(İhsan Oktay Anar-Puslu Kıtalar Atlası)

Yarım kalan yankılar

[Barok-rokoko sıralaması. Anadolu yakasında orman içre muhabbet keyfi. Mezarlıkların hükümranlığı. Pierre Loti’nin Divanyolu’ndaki evi. Basın Müzesi’nde Ahmet Mithat Efendi’nin masası. Gülhane Yahya Kemal-Tanpınar Müzesi. Arkeoloji ve Çini Müzesi. Roma su kemerleri. Taksim’deki simitçi İbrahim Amca(76’dan beri orada!). Taksim Anıtı’ndaki Sovyet komutan. Tanpınar’ın Ünver’e vasiyeti. Cağaloğlu(Karakoç taşınmış!). Kutlu. Eyüp’teki ulu çınar ve İsmet Bey, Çamlıca(sana dün bir tepeden baktım). Safiye Ayla. Haliç’te eliyle balık yakalayan Romalılar ve kirli suda yüzen çocuklar. Balığı Karaköy’de. Boğaz manzaralı ucuz çay(Mimar Sinan’a yakın). Süleymaniye manzaralı kütüphane; dünyanın en güzeli. Galata(belki İlhan Berk). Tramvay ve “ev miras değil”. “Resmen başkentini İstanbul’a taşıdın, gönlümün”(adlı hayali parça eşliğinde)].

Gelişin törenlerle kutlandı, yeniçeriler ocaktan çıkıp Ayasofya’nın önünden ağrı yürüdü. Hipodrom’da üç gün atlı arabalar koştu, Çemberlitaş şahit.

Dikilitaş’ı sırtlarında neşeyle taşıyan leventler görüldü, hiyeroglifleri dikkatle okumak istercesine çevresinde uçan güvercinlerle birlikte.

Gelişine vapurlar selam durdu. Beşiktaş’ta Yahya Efendi -gitmediğim-; Fatih’te Ahmed Cevdet Paşa ve hatta koca II. Mahmud kalkıp selam verecekti ki zor tuttular Hünkârı. “Bu kadar nümayişe gerek yok, gelen sultan degül, bey degül” dediler.  Mütevazı kabrinden gelişini haber veren Şeyh Bedreddin’in nidası ta Galata eşrafınca duyuldu. Bankerler telaşa kapıldı, Ceneviz’e casuslar eliyle haber yollandı, Venedik’te teyakkuza geçildi. Haliç’e gerdikleri zincirleri bile aradılar da, fethin ardından bir numarası kalmadığını hatırlayıp esefle geri koydular. İstiklal’de gezinen ve saç ektirmeye, fotoğraf çekmeye gelen gereksiz kalabalık arı kovanı gibi dağıldı. Geriye gariban gitarcı çocuklar ve keman çalan masum kadınlar kaldı. Görmediğim erguvanlar, Alçak Ülkeler’de adına yeni türleri türetilen laleleriyle, konağında tanrı misafiri gözleyen telaşlı ev sahibi gibi hazırlandı koca şehir.

İnsanı heyecana sevk eden yeni defineler bulundu, Boğaz’ın ranta açılırken kazılan yerlerinden. Saraylar son altın kaplamasına dek yeniden sökülüp de takılmış gibi titredi. İnönü’de otuz iki bin taraftar bağırdı birden ve yâdlarına Beleştepe’deki mutlu günler geldi bayrak satan dayıların.

Bir balıklar bir de balıkçılar usturuplu sevindi. Balık deyip de geçme; levrek, uskumru, hamsi, palamut mevsim mevsim uğrayıp ne zaman geleceğini sordular da balıkçılar olanlardan habersiz bu olağanüstü hadiseyi ahir zamana yordular. Balıkçı deyip zinhar geçmeyesin; Eminönü-Karaköy birbirine girdi en kılçıksız balık ekmeği hazırlamak için.

Beyazıt Sahaflar Çarşısı sessizce sevindi. Elli beş yangınından beri yüzü ilk kez güldü. Batasıca sınav kitapları arasından kafasını çıkarabilen yazmalar esaslı bir huzuru hissedebildi, çünkü yalnız onların hakkıydı.

Seni görmeye Haydarpaşa’ya koştu herkes. Üçüncü havaalanı uzak, Esenler tekinsizdi. Denizlerden gelemezdin, Boğaziçi gırtlağına çöken beleşçi gemilerle cebelleşiyordu.

İstanbul seni köprüleriyle değil Kanaat Lokantası’nın artık efsanelere karışan kredi kartsız zamanlarından kalma sevinciyle karşıladı. Çirkin gökdelenler bilmediğin bir dili konuşurken, martılar Byzantion lehçesinde türküler okudu ve nasıl olup da simide alıştıklarını hayretle anlattılar sana. Pür dikkat dinledin.

Topkapı hareminde duyuldu gelişin de Enderun hizmetkârları büyükçe bahçenin önünde demirhindi ve gül şerbetleri dağıttı. Vefa Bozacısı bir baharat daha ekledi formülüne haberin olmadan.

Şehrin yükünü çeken kâğıt toplayan çocuklar aralarında sözleştiler, ilk görenin beyaz kâğıttan bir uçak salıp diğerlerini uyaracağı üzerine. Beyazıt Yangın Kulesi’nin pala bıyıklı şefi XVIII. asırdan fırlamış gibi geldi tulumbacılarıyla birlikte. Bir yandan yanan kâgir konaklara su yetiştirirken öte yandan bağrı tutuşan şehri baştan başa ıslattılar serinlesin diye. Küllük Kahvesi’nde bunun faydaları tartışıldı. Mükrimin Bey uzayan tartışmalar üzerine sohbeti yarıda bırakıp terk etti ortamı.

Beyoğlu’ndaki ecnebi gazeteler yalan gerçek daha pek çok haber uydurdular. Vay efendim daha gelmeden Pera’nın sosyete gecelerinde adın duyulmuş da neymiş! Muhtelif semtlerde devam eden bir seri konferans-sempozyum-söyleşi de olaylardan nasibini aldı. O kuru pasta-karton bardaktan müteşekkil ünlü molalarından birini feda etmek zorunda kaldılar. Ne konuşmacıların ne dinleyicilerin içi yandı olanlara. Sadece belediyeden alacağına odaklanan anlı şanlı dersaadet yazarları seni onur konuğu olarak davet ettiler, gitmedin.

Itri’den, Dede Efendi’den yahut Tamburi Cemil Bey’den eser kalmayan semasında artık mahzenlerden yükselen bangır bangır gürültünün ve Türkçe olduğu iddia edilen kötü müziklerin yankılandığı şehirde bir anlık sessizlik oldu. Sayende bir dakika dahi olsa şehrin kulakları dinlendi, pencereleri açıp sessizliğin sebebini araştırdı herkes. Yukarıda da belirttiğim üzere henüz gitme şerefine nail olmadığım yerlerden İstanbul’un pek çok nazik semtinde, sade mezarlarında istirahate çekilen (ve aslında orada yatmadıklarını bilsek de böyle düşünmekte bir beis görmediğimiz) yufka gönüllü nice âdemoğlu teşekkür etti. Ali Emirî Efendi sana kurtların ve tozların elinden kurtarıp da alelacele istinsah edebildiği en son hazinesini sundu. İbnülemin el alışkanlığı ile hemen şecereni  kayda almak üzere kağıdını kalemini hazır etti. Saib Bey kütüphanesindeki kedilerini derhal hizaya soktu sen ürkmeyesin diye.

Baki son gazeline noktayı koyarken, şeyhülislamlık kariyerinden vazgeçmeye güç bela ikna etti kendini. Tesadüf bu ya, tam o sıra Behçet Bey, ev haliyle yeni şiirine başlamanın vakti geldiğine kani olmuştu. Bizim Evliya Çelebi seni bir köşede kıstırıp şehri uzun uzun anlattıktan sonra hemen ardından şu sıra ellerden düşmeyen “Gurbete Giden Âşıklar İçin İstanbul Seyahat Rehberi” nam menfur kitaptaki yanlışlar üzerine önceden hazırladığı nutkunu irat etmeye koyuldu. Toplar şahilerin ağzına sürüldü, gülbanklar dudaklardaki yerini aldı ve Kızkulesi’nden son kontrolleri yapılan hızır kuşları göğe salındı.

Daha nice rivayetler duyuldu zamanın farklı köşelerinden de, sen bedenen ayak bastığın bu şehre henüz tam manası ile gelmemiştin.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir