İBRAHİM KALIN: BEN, ÖTEKİ VE ÖTESİ

Pandemi sürecinin ardından bu kez de soğuk havalar yüzünden evlerde daha çok vakit geçirmeye başladığımız bu günlerde sizler için daha yoğun içeriğe sahip bir eser seçtik. Uzun süredir İslam ve Batı ilişkisinin farklı boyutlarına yönelik çalışmalar yapan İbrahim Kalın’ın Ben, Öteki ve Ötesi adlı eserini Kasım ayında ayın kitabı olarak tayin ettik. Eser eleştirilmeye, tartışılmaya ve geliştirilmeye müsait bir şekilde Türkiye’de sosyal bilim ile uğraşanların ilgisine sunulmaktadır. Kalın’ın Ben Öteki ve Ötesi adlı çalışması esasında bu eserin yazıldığı döneme kadar ki akademik birikiminin ve ilgisinin ürünüdür. Zira Kalın hem Malezya’daki yüksek lisans ve Amerika’daki doktora çalışmalarında hem de daha sonrasında muhtelif yerlerde verdiği derslerde bu eserin alt yapısını oluşturan İslam ve Batı ilişkilerini merkeze almıştır. Dolayısıyla eser uzun süreli, istikrarlı ve ısrarlı bir akademik ilginin yansımasıdır.

İslam-Batı İlişkileri Tarihine Giriş alt başlığını taşıyan eser on ana başlıktan oluşmaktadır. Her bir başlık İslam ve Batı ilişkilerinin dini, siyasi, kültürel ve iktisadi boyutlarını kronolojik olarak ele almayı hedeflemektedir. Bu bağlamda eser İslam ve Batı ilişkisinin farklı düzlemlerini ortaya koymaya ve tarihsel süreçte bu ilişkideki yakınlaşmaların ve uzaklaşmaların nabzını tutmaya çalışmaktadır. Böylelikle eserin amacına uygun olarak geliştirilmeye çalışılan öneri belirgin hale gelmektedir. Eser iki temel amaca yönelik olarak kaleme alınmıştır. Bunlardan ilki İslam ve Batı toplumlarının tarihsel süreçte geliştirdikleri çok katmanlı ve çok boyutlu ilişkisine ışık tutmaktır. Böylelikle İslam ve Batı toplumlarının birbirlerine temas ettikleri noktalara ve bu temasın neticelerine dair bütüncül bir yorum ortaya koymaya çalışılmıştır.

Eserin bir diğer amacı ise tarihsel tecrübeden ortaya çıkan ‘ben’ ve ‘öteki’ arasındaki ilişkileri, kırılmaları ve gerilim alanlarını anlamaya çalışmaktır. Bu amaçla birlikte eserin iddiası daha da belirgin hale gelmektedir. Kalın’a göre ontolojik olarak “ben” ile “öteki” ayrımından kurtulmak mümkün değildir. “Ben”in olduğu her yerde öteki de mevcuttur. Fakat bu ayrımı mutlaklaştırmak ve bu ayrım üzerinden düşmanlık üretmek bir zorunluluk değildir. Ötekiyi ayna metaforu üzerinden konumlandırabilecek bir perspektif de mümkündür. Konuya ilişkin ortaya konan perspektiflerde olduğu gibi öteki ile ilişkiyi karşıtlık, muhafazakârlık ya da sentezcilik üzerinden kurmak bir zaruriyet değildir. “Ben” ve “öteki”nin “ötesi”ne de geçilebilir. Böylelikle Kalın İslam ve Batı ilişkilerini yakınlaşmaların ve uzaklaşmaların yaşandığı dinamik bir süreç eşliğinde analiz etmeyi önermektedir. “Geçmişi ne karanlık ve soğuk bir çatışma ve yıkımlar tarihi olarak görmek ne de romantize edip köksüz ve kimliksiz bir liberal ütopyanın aracı haline getirmek zorundayız.”

Tarihin ana akıl süreçlerini tespit etmeye çalışırken standart eğilimlerin dışına çıkan ve bu yüzden genellikle göz ardı edilen detayları ve nüshaları da ele almak, bize daha sağlıklı ve kapsamlı bir bakış açısı kazandıracaktır. İslam ve Batı toplumlarının tarihi bize bu imkânları fazlasıyla sunmaktadır. Bir sarkaç gibi gidip gelen İslam ve Batı ilişkileri tarihini bir yerde ve bir noktada sabitlemek ve dondurmak yerine, ‘süreç analizi’ yapmak ve olayları, insanları mekânları bu akmakta olan tarihin dinamik unsurları olarak görmenin daha isabetli olacağını bildirmektedir yazarımız. Kalın’ın odaklandığı bir diğer nokta Batı ve İslam toplumlarının birbirini algılama biçimleridir. Batı toplumlarının İslam toplumlarını bir tehdit gibi algılaması, İslam toplumlarının ise kendisini Avrupa merkezli modernleşmenin kurbanı olarak algılaması birtakım ötekileştirme stratejilerini de beraberinde getirmektedir.

Eserlerin yazıldığı dönemleri dikkate alarak ifade edersek Kalın’ın eserinin daha özgüvenle kaleme alındığını ve ben idrakine sahip olduğunu belirtmek gerekir.  Ben, Öteki ve Ötesi adlı eseri okurken sürekli zihnimizde saklı tutmamız gereken bir husus vardır. Bu, İbrahim Kalın’ın hem akademik hem de siyasi bir rol üstlendiğidir. Kalın’ın eserinde fikri olarak ortaya koyduğu tezleri siyasi arenada müşahede etme imkânı taşıdığını söylemek gerekir. Bu tezlerin ve fikir dünyasının akademik dünyadaki ağırlığından şüphe yoktur, fakat tutarlılığının ve olgusal karşılığının biraz da Kalın’ın siyasi tecrübeleriyle mukayeseli bir şekilde yeniden okunması ile açığa çıkacağını söylemek mümkündür.

Velhasıl ince ince, tenkit ve terkiz ile okunacak nefis bir eser olduğu kanısındayız. Akademik okumaları özleyenlere ya da akademik okumalardan bunalıp perspektifini farklı bir alana çevirmek isteyenlere şüphesiz önerimizdir. Keyifli okumalar.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir