İKİ YILIN ARDINDAN

Dergimizin 1 Haziran 2018’den itibaren ortaya koyduğu gayreti somutlaştırmaya çalıştık. Edebiyat karnemizi okurun dikkatine sunacağız bu ”gün dökümü” ile. Ne yaptığının farkında olarak ayakları kelimelerle kurulu bir zemine basan Deruhte Dergi, macerasının verimlerini sevinçle sunar.

İmtiyaz sahibi “okur” olan dergimiz, karnesinden memnun. Eksiklerinin ve kendisine dair beklentilerin farkında olarak yeni sayılara ve e-dergi olarak yayımlayacağı yeni eserlere hazır. Ömrü boyunca hem öğrenci hem öğretmen hem de okul olma iştiyakını taşımaya devam ediyor.

Şiirin Serencamı

Şiir, dergilerin can damarıdır. “Şiirinin nabzının dergilerde attığı” doğru bir tespit. Bu karşılıklı ilişkiyi gözeterek geçirdiğimiz zaman diliminde dergide otuz şiir, bir şiirin beyitlerinden kısa bir tercüme, şiire dair yedi yazı, şiir kitaplarıyla alakalı iki yazı ve iki şair portresi yayımladık. Elimizdeki toplam bu. Kendi dilimizi kurma arayışımızı sürdürürken farklı kalemleri de sayfalarımızda ağırladık. Sayının diğer türlere göre azlığı maillere gelen eserler sebebiyle eleğin daha sıkı tutulması mecburiyetinden doğdu. Şiirde izlenen yayım politikası eleştiriye açıktır. (Şiir, bu tartışmaya açıklığından yeni verimler devşirmeye müsaittir zaten.) Gönderilen metinlere yaptığımız dönüşlerle kolaycılığın önünü mümkün olduğunca germeye çalıştık.

Deruhte’nin şiirle ilişkisinde akla gelen kalemlerden birisi altı şiiriyle Onur Çelik oldu. Okur her ne kadar reyini Sivil Şiir ve Tunalı’ya Dair’den yana kullansa da PDF sayımıza aldığımız Kalbim Elinde adlı şiiriyle şiir kalitesi olarak öne çıktı, diyebiliriz. Burak Yasin Taş ilk günlerden Nisan 2019’a kadar Onur’a şiir yayımında eşlik eden isim oldu. Fotoğraf şiiriyle yaptığı açılışın ardından iki şiiriyle devam etti. Sonrasındaki şiire dair suskunluğunu Deruhte Dergi’de yayımlama açısından henüz bozmuş değil. Sevde Nur Yeşil’in X Sokağındaki Arayış adlı güzel şiiri ile aramızda yer aldı. İlk şiiriyle Hayrünnisa Akgün de öne çıkan bir diğer şairimizdi. Henüz on beş yaşında şiire koyulan Zehra Karataş ile genç şairler İrem Nur İnce, Derya Aslanhan ve Alperen Yüksel dergimizin şiir adına umutlanmasına vesile olan eserler gönderdiler. Alperen Yüksel’in şimdilik geleneğin içerisinde değerlendirilebilecek dil arayışı sonraki süreç adına güzel sinyaller veriyor. Şairin hece ölçüsüne olan sadakatini de belirtmek isteriz. Yeliz Yıldız Efrûzâne adlı şiiri ve şerhiyle aruzun sesini duyurdu. Aynı zamanda bir riski de barındıran bu tercihimiz, şiirle birlikte şairin elinden çıkan kısa bir şerhini de içermesi yönüyle mevcut olan şerh geleneğimizi sürdürdü. Ayrıca Kayser Eminpur’dan tercüme ettiği beyit ile de çeviri kategorisinin işaret fişeğini yakmış oldu. Şiirleriyle dergimizde yer alan diğer isimler ise Yakuphan Güleç, Emine Akgün, Fatma Kahraman Yıldız, Hacı Eren, Niyazi Karabulut, Eda Şerife Candan, Emrullah Tokkuşoğlu, Sevde Özdil, Ülkücan Sütbaş, Ahmet Yetik ve Asım Korkmaz oldular.

Aldığımız e-postalara yapılan dönüşlerden de anlaşılacağı üzere dergiye gönderilen şiirleri olumsuz olarak değerlendirirken eser gönderen isimlerin benzer hataları yaptığını gördük. Sosyal medya ve magazinsel şiir dergileri vasıtasıyla dolaşıma sokulan şiirlere vakit ayırmaktan payını alan metinlerin çoğunluğu oluşturduğu bir manzarayla karşı karşıyayız. Kitap endüstrisinin(!) menfaatleri doğrultusunda piyasada(!) köşe kapan isimler şiir okuru olmak yolunda kendi gündemi olmayanlara epey zarar verdi, vermeye de devam ediyor. Şiirin can damarı olan dergilere kulak kesilerek günümüz Türk şiirini dinlemeden ve yeni çıkan eserlere eğilmeden kolaycılığa kaçmak benzer metinlerin üretilmesine sebep oluyor haliyle. Bir edebiyat dergisi olarak, ciddiyetle şiire eğilen arkadaşlarımızın Deruhte ile birlikte Kaygusuz, Dergah, Aşkar, başka dünyalar, Pathos, Edebiyat Ortamı, Fayrap, Söğüt vb. yayımda olan pek çok matbu edebiyat dergisinden merak ettiklerini ve güzel bulduklarını seçerek takip etmelerinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunun yanında son yıllarda daha da hızlanan şiir kitapları dünyasına da göz atmalıyız. Ebabil, Edebi Şeyler, Ötüken, Everest, Kırmızı Kedi, Ki Yayımları vb. şiir kitaplarına yer ayıran yayımevleri de takip ettiğimiz mecralar olmalı.

Şiir dünyasındaki mühim haberler de merak alanımıza dahil olmalıdır. Yayımlanmaya başlayalı Yunus Emre’nin yeni bulunan on yedi şiirinden de Dede Korkut’un on üçüncü hikayesinin bulunmasından da büyük mutluluk duyduk. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının prestij baskı kalitesinde yayımladığı divanlar ve şerhler kadar Zarifoğlu’nun henüz keşfedilen şiirleri ve Ergin Günçe’nin tamamlanan şiir külliyatı da önemliydi bizim için. Of Not Being A Jew hitama erdi, görsel şiir adına yeni arayışlar oldu. Cevdet Karal şiirin başından bir an ayrılmadı, Osman Konuk ve Süleyman Çobanoğlu yeni eserler yayımladı. Eleştiriye açık pek çok yanıyla birlikte deneysel şiir hızını kesmeden devam etti. Sevgili şiir okurunu ciddiye aldığımızı göstermek adına bu manzarayı çizmenin önemine inandık.

Öykümüzün Kısa Öyküsü

Son yıllarda şiirden sonra en çok dikkat çeken edebi tür kuşkusuz öykü. Buna birçok gerekçe sıralamak mümkün. Fakat birkaç örnek vermek gerekirse; öykünün romana göre daha kısa oluşu, günümüz hız ve bıkkınlık çağı insanı için yenilir yutulur bir imkân sağlıyor. Aynı zamanda öykünün yoğunluk noktasında romana göre daha sıkı örülmüş olması ayrı bir tat veriyor. Bunu dizi ve sinema filmleri arasındaki ilişkiye benzetmek mümkün…

Yüzyıllardır devam eden bir anlatı geleneği mevcut. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde yer bulamamış ama “anlatmak” insani bir ihtiyaç. Oldukça verimli bir edebiyatçı hocamız bir sohbet esnasında Kur’an’daki kıssalardan yola çıkarak, Allah’ın insanlara seslenirken de hikâye anlatma yolunu seçtiğini ifade etmişti. Mağara duvarlarına çizen insanların gelecek nesillere bir şeyler anlatmak derdinde olduğu bilindiğine göre edebi bir tür olan öykünün kökleri tarih öncesi diye adlandırılan çağlara kadar uzatılabilir. Hatta, Türk Kültürü’nde önemli bir yere sahip olan halıları, dokuyan kişinin bir şeyler anlatmak gayesiyle desenler seçmesi yönüyle değerlendirince öykü tarihine katmak mümkün.

Bu kadar derinden girince öykü tarihi adına bir kitap yazmanın yolu açılabilirdi. Fakat bizim amacımız Deruhte Dergi’nin ikinci yılında, dergimizin öykü dünyasına sağladığı katkılara şöyle bir bakmaktır. Öyleyse devam edelim.

Deruhte Dergi olarak toplamda altmış üç öykü yayımladık. Bunların dokuzunu kısa öykü olarak kategorize ettik. Dergimiz öykücülerinden Ahmet Yetik’in başlattığı “Küçürek Öykü” soruşturmasıysa -kendisinin tembelliği yüzünden- henüz tamamlanmış değil. Soruşturma için şu ana dek küçürek öykü yazarları İzzet Koçak ve Zeynep Kahraman Füzun sorularımızı yanıtladı. Devamının gelmesi ümidiyle…

Bunların dışında elbette arka planda kalan, yani kalitesi gereği veya daha evvel başka mecralarda yer bulduğu için reddedilen birçok öykü de e-postamıza düştü. Bunlar için mümkün olduğunca yapıcı eleştiriler barındıran dönüşler sağlamaya çalıştık.

Dergimizde yer bulan on iki öyküsüyle Ahmet Yetik, sekiz öyküsüyle Yasin Akteke, altışar öyküyle Semih Uzun ve Süleyman Çınar başlıca öykücülerimiz olmayı başardılar. Bu dörtlüyü üçer öyküyle Yakuphan Güleç ve Neslişah Uğur; ikişer öyküyle Elif Aslan, Fatma Nisa Ertekin, Nuran Baydar ve Sevde Nur Yeşil takip ediyor. Dergimize öyküleriyle katkı sağlayan diğer isimler ise şu şekilde; Furkan Yılmaz, Munise Polat, Sıdıka Erel, Abdulsamet Yaşar, Nadide Doğru, Bahar Atay, Asiye Betül Ceyhan, Zehra Nur Yılmaz, Selçuk Şakır, Aleyna Kayım, Meryem Çıralı, Beyza Nur Doğan, Rümeysa Savran, Raziye Kaya, Özlem Akyol, Sultan Solakoğlu, Gürhan Gürses…

Yayımladığımız öyküler arasından en sevilenler: Ahmet Yetik’in “Hoca Bekir” ve “Kısa Hikâye”, Beyza Nur Doğan’ın “Eylül Rüzgârı”, Abdulsamet Yaşar’ın “Zombi Günlükleri I”, Yasin Akteke’nin “Hakikat Şehrine” ve Gürhan Gürses’in “Yama” adlı eserleridir.

Sürekli söylediğimiz üzere; dergiyi kurma amaçlarımızdan birisi edebi anlamda kendimizi geliştirmek. Bu durumu, aynı zamanda nicelik bakımından da en verimli öykücümüz olan Ahmet Yetik üzerinde gözlemleyebiliriz. İlk dönem yazdığı öykülerin içerik, kurgu ve biçem bakımından son dönemde kaleme aldıklarına göre zayıf olduğu kolayca görülebiliyor. Aynı şey Yasin Akteke öykücülüğü için de söylenebilir. Özellikle son dönemde işleyen kalemiyle, güzel denemelerinin yanı sıra öykü için de başarılı işler ortaya koyması tezimizi kuvvetlendiriyor. Süleyman Çınar öykücülüğü için diğerleri kadar olmasa da benzer bir yorum yapılabilir. Onunla tanıştığımız ilk günden beri iyi bir öykücü olduğunu hissettiren yazarın özellikle son iki öyküsündeki başarısı takdire şayan. Diğer verimli ismimiz Semih Uzun içinse aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmüyor. Zaten kalitesi belli bir seviyede olan Semih Uzun en son yayımladığımız öyküsü “Gecenin Sabahına Uyandım” ile bizleri selamlayalı hayli zaman olmuş. Kim bilir, belki yakında bu tezimizi kuvvetlendirmek için yeni bir öykü gönderir bize? Yakuphan Güleç öykücülüğünü de aynı yoruma almak mümkün. Kendisi daha çok kurgu dışı metinler kaleme almayı seviyor. Fakat ara sıra uğradığı öykü durağında, ki uzun bir ara uğramamıştı, önceki seferkinin üzerine koyarak ilerliyor. Dergimizde yayımlanan son öykünün sahibi Gürhan Gürses ise tecrübesiyle aramızda bulundu. Gürhan Bey’in aynı zamanda yayımlanmış bir romanı ve bir şiir kitabı var. Henüz tek öyküsünü yayımladığımız isimlerden Özlem Akyol, Zehra Nur Yılmaz, Sultan Solakoğlu ve Rümeysa Savran bizleri yeni öyküleri için sabırsızlandıran yazarlarımızdan birkaçı…

Diğer yazarlarımız için de benzer yorumları yapabileceğimiz nice öyküleri Deruhte Dergi olarak yayımlamak için can atıyoruz…

Denemelerimiz Hakkında

Deneme, herhangi bir konuda yeni ve kişisel görüşlerin açıklandığı bir yazı türüdür. Deruhte Dergi olarak iki yıllık yayım hayatımız süresince doksan bir tane deneme yayımladık. Nicelik olarak baktığımızda Deruhte Dergi’de en aktif tutulan edebi tür olduğunu görüyoruz. Bu denemeler içerisinde bir olay veya durum üzerinden yazarın kişisel görüşlerini açıkladığı veya bir iç dökme seansı olarak bizleri ruhun derinlerine götüren denemelerin yanı sıra araştırma zemininde hazırlanan denemelerde makale tadına yaklaştığımız da oldu. Bir olay veya durum üzerinden yazılan denemeye Burak Yasin Taş’ın “Suların Toplamı” başlıklı eseri iyi bir örnektir. Yine aynı yazara ait “E- Dergiler Ne Âlemde?” inceleme-araştırma havasında yazılmış bir eser. Dergimizin verimli denemecilerinden Sena Akdoğan, kaleme aldıklarıyla bizleri bir iç sorguya yöneltirken, Yasin Akteke her seferinde zarif dokunuşlarıyla bizi güzelliğe sevk ediyor. Ruha iyi gelen üslûbuyla Semih Uzun denemeleriniyse oldukça uzun süredir bekliyoruz. Dergimizin başarılı bir diğer denemecisi Yakuphan Güleç; araştırmacı yönünü her daim diri tutmayı biliyor. Yazarın büyük bir emek harcayarak, distopya türü kitaplardan yola çıkarak kaleme aldığı ve “Distopyalardan Bir Dünya Kurulabilir mi?” diye sorduğu seriyi her ne kadar kitap kategorisine alsak da, ortaya koyduğu fikri dolayısıyla başarılı deneme örnekleri olarak göstermek mümkün. Kamil Kurt’un şu ana dek iki deneme olarak yayımlanan ve devamını beklediğimiz “Paranoyak Yazılar” serisi, Hayrunnisa Akgün’ün “Meryem’e”, Hüseyin Hakan’ın “Mevsimlerin Rengi” ve “Demeye Çalıştığımıza Yetmiyor” ile Halil Ecer’in “Bir Derviş Sabretmekten Az Önce Vazgeçti” adlı eserleri dergimizdeki başarılı deneme örneklerinden sadece birkaçı…

Deneme deyince her birimizin aklına Montaigne gelir. Fransız yazarın denemelerinde “yenilik, yıkıcılık, inkılâp aleyhine sözler vardır. Toplumun düzenini birdenbire değiştirmenin ortalığı büsbütün karıştıracağına inanır; fakat korktuğu şey yenilik değil, kargaşalıktır. Bir de eski değerlerin büsbütün ortadan kalkmasına razı değildir. İnsanlığın varlığı müspet sonuçların yeni hayata mal edilmesini ister.[1]

Deruhte Dergi denemelerinin tam anlamıyla bu minvalde olmadığını itiraf etmekle birlikte okuruna yeni şeyler söyleyen yanlarıyla özgün çalışmalarına devam edecektir. Günümüz toplumuna verilen sayısız isim içerisinden her birine eleştirel bir tutum ile yaklaşan dergimizin asıl gayesi insanlığın inşasında bir nebze de olsa yol almasını sağlamaktır. Bunun için mektep olma gayret ve hevesi ile hareket eden Deruhte Dergi, denemelerine durmaksızın devam etme niyetini taşımaktadır.

Anı, Mektup, İnceleme ve Diğerleri

Deruhte Dergi’nin lokomotif niteliğindeki üç edebi türden gayrı elbette demeye çalıştıkları var. Örneğin kaleme alınan on dört inceleme yazısı bunlardandır. Elbette, ayrıca açılan kitap, teknoloji ve hukuk kategorileriyle birlikte bu sayıyı çoğaltmak mümkün olabilirdi. İnceleme türünde yayımladığımız eserler alanları bakımından çeşitlilik göstermekle birlikte derinlemesine araştırma yapılarak hazırlanan Şeyda Özdem’in “İnsani Bir Analiz Yahut Seng-i Mezar” yazısı başarılı bir örnek olarak gösterilebilir. Kamil Kurt’un İsmet Özel şiirleri üzerine yazdığı üç inceleme, Nur Aydoğan’ın “Geçdi Gâlib Dede Candan Yâhû” ve Burak Yasin Taş’ın Türk Şiiri’nin nabzını tuttuğu denemeleri edebiyat açısından önemli yer tutuyor. Onur Çelik’in “Selefiliğin Kökenleri ve Çağımızdaki Konumu” ilahiyat ve dinler tarihi alanına iyi bir örnek oluştururken, Çağlar Özkan’ın kalemi ilahiyat alanında işlemeye devam ediyor. Burak Yasin Taş “Sinemanın Temeli ve Bizde Sinema” adlı inceleme yazısıyla Sinema Tarihine Giriş-101 diye adlandırılabilecek, özet niteliğinde bir inceleme yazısıyla okuruyla buluşuyor.

Portre olarak kategorilendirdiğimiz fakat önemli şahsiyetlerin yaşamlarını ele alması dolayısıyla inceleme türüne de yakın olan bu alanda ise şu ana kadar misafirimiz olan isimler şöyle; Ülkü Tamer, Ara Güler, Bahaettin Karakoç…

Dikkatleri çeken bir diğer tür ise anı. Genelde çocukluk hatıralarını paylaşan yazarlarımız bizleri anılarına şahit tutuyorlar.

Mektup türünde yayımladığımız eserler de göz ardı edilmeyecek kadar kıymetli. Bu türde en başarılı ismin dergimizin Mürettebat kısmında yer alan Nazlı Solmaz olması da önemli. Nazlı Solmaz en son “Mecnun’dan Mektup Var” ile selamladı bizleri. Zahide Elif Ataseven’in dedesi için yazdığı mektup ise okuduktan sonra tesirini bir süre üzerinizde hissedeceğiniz denli kıymetli bir eser. Yakuphan Güleç’in teknoloji alanıyla ilişkili eserlerinin başarısıyla birlikte Google’a yazdığı mektup da görülmeli…

Dergimizde en sert şekilde eleştirmemiz gereken iki nokta ise eleştiri alanındaki verimsizliğimiz ve sayfalarımızı yeterince röportaj ile dolduramamış olmamız. Yine de alanında yayımlanmış tek eser olarak yalnız kalan Burak Yasin Taş’ın “Türkiye’de Sanat (!)” adlı eleştiri yazısı oldukça kıymetli noktalara değiniyor. Yine başarılı bir şekilde yürütemediğimiz, bir süre üzerine eğildiğimiz fakat sonradan ilgimizin dağıldığı haber kategorisini açmamızdaki asıl niyet edebiyat dünyası için merak edilen güncel haberleri derlemekti. “Neler Oluyor” adlı köşemizi de aynı niyetle açmıştık lakin daha sonra kitaplarda rastladığımız önemli ve güzel pasajları sizlere aktardığımız bir köşe hâline geldi.

Dergimizin en kıymetli köşe taşlarından birisi de “Gemimizde Bu Ay” adıyla yayımladığımız seçkiler. Burada mutfağımızdaki isimlerin her ay farklı alanlarda seçtiklerini okurlarımıza sunmaya devam ediyoruz. Ayın Şiiri, Ayın Sözü, Ayın Kitabı, Ayın Türküsü alanlarında istikrarımızı sürdürürken Ayın Filmi, Ayın Kültür-Sanat Etkinlikleri, Ayın Şehri, ayın Tiyatrosu ve Ayın Şairi -Ayın şiiriyle birlikte düşünüldüğünde belki burada bulunması uygun düşmeyebilir.- alanlarındaysa uzun süredir sessiz kalmışız.

Dergimizde en çok okunan sayfalardan birkaçı da Ayın Türküsü olarak paylaştığımız Eklemedir Koca Konak, Hacel Obası ve Bülbülüm Altın Kafeste türkülerinin hikâyeleri olmuş. Deruhte Dergi olarak bu sayede, bizim için kıymeti aşikâr olan halk türkülerimizin hikâyelerini okurumuza ulaştırmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Özellikle yazılı olarak hiçbir yerde göremediğimiz Hacel Obası türküsüne ait hikâyeyi, tesadüfen bir radyo programında İhsan Öztürk’ten dinleyip dergimize aktaran ve bu köşeyi hazırlamakla sorumlu arkadaşımıza teşekkür ediyoruz.

Dergimizde son zamanlarda halis bir niyetle açtığımız bir diğer köşe ise kötüye karşı iyinin görünürlüğünü arttırmak amacıyla işitebildiğimiz gönle ferahlık veren haberleri derlediğimiz; İyilik Köşesi. İlk yayımladığımız günden beri ilgiyle takip edilen köşeyi nam-ı diğer Portakal Sulu Ördek hazırlamaya devam ediyor.

Deruhte Dergi, geride bıraktığı iki yılda olduğu gibi bundan sonra da aynı heyecan üzere yayım hayatına devam edecektir. Takipte kalınız…


[1] Montaigne, Denemeler. İş Bankası Yayımları, 21. Baskı, s. 11.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir