İLMİN YUVASI

Otobüsteyim… İçerisi hıncahınç dolu. Yaş ortalaması hemen hemen yirmi. Ortalamayı yükseltenlerden biri olarak yüksek lisans dersine gidiyorum. Hafta içi iki gün üniversitedeyim. Hem de sabahtan akşama kadar. Üç yıllık bir aranın ardından üniversite yaşamına yeniden alışmaya çalışıyorum. Fakat yüksek lisans yapmakta olduğum üniversitenin kampüs anlayışı lisans yaptığım üniversiteden çok farklı. İlki tam bir kampüs iken ikincisi daha çok pek çok lisenin birleştiği bir ortamı çağrıştırıyor. Merkeze konulan havuz ise akıllara malum espriyi getiriyor. Üniversite yaşamımın ikinci baharında yapmış olduğum gözlemlerimin ilk saikleri bunlar oluyor.

Otobüs hareket ediyor… Yol uzun, o zaman hasbelkader okuma vakti. Felsefe, tarih, edebiyat ve başka başka konulara dalmak için sabırsızlanıyorum. Ama her zaman dalma imkânım da olmuyor. Otobüste kitap okumaya çalışmak o kadar zorluyor ki ara vermek zorunda kalıyorum. Başımı kitaptan kaldırıyor ve etrafıma bakıyorum. O da ne? Otobüste sadece motor sesi duyuluyor. Oturanlar ya uyuyor ya da telefona bakıyor. Telefona bakanlar yol boyunca telefona bakmaya devam edecekler gibi. Sanki uzuvları gibi. Acaba kulağında hangi müzik çalıyor? Okumaya devam, okumaya devam…

Otobüsün yolcu almak için durmasını fırsat bilip sonunda sayfa çevirebildim. O ara arkadakileri göz ucuyla süzüyorum. Birkaç kişi kitap okuyor. Bazılarının e-kitap okumakta oldukları dikkatimi çekiyor. E-kitaba bir türlü alışamadım diye düşünüyorum. Kâğıt ve kalem her zaman daha cazip oldu benim için. Okuyabilene helal olsun, diye düşünüyorum. Otobüs hareket ediyor. Şükür, önümde rahatça okuyabileceğim iki sayfa var. Acaba bir daha ne zaman duracak? Sayfaları geçme telaşı var, kitap zihnimi öyle sarıyor ki kendimden geçiyorum. Ama otobüs, ama yol, ama dikkatimi dağıtan şeyler. Yine de çoğu zaman sabrediyorum, okumaya gayret ediyorum. Çünkü okumak bir ihtiyaçtır. Peki ya şimdi derse doğru hareket ettiğimiz şu anda birkaç kişi dışında bu insanlar ne yapıyor? Durum stabil. Çoğunun ya uyuduğuna yahut telefona daldığına bir kez daha şahitlik ediyorum. Arkadaşıyla sohbet edenlerin ise acayip konular hakkında konuştuğunu görünce moralim bozuluyor. İçimden “biz nereye gidiyoruz?” diye haykırıyorum. İnsanların aklından neler geçiyor böyle? Memuriyetler bir bir dolarken bazı öğrenciler için okumak, dört yıl dirsek çürütme zahmeti gibi geliyor. Zihniyetleriyle bakış açılarının uyuştuğunu görüyoruz. Dirsek çürütme üniversitesi, burada tam size göre ürünlerimiz vardır. Çürüt çürütebildiğin kadar.

Yol bitmek üzeredir. Bu yola dair olumsuz pek çok şeyden bahsettim. Fakat hadise benim düşündüğüm gibi de olmayabilir. Zahirde görünen batındaki gibi olmayabilir her zaman. Yine de gencecik insanların konuştuğu konular üzerinden üniversitelerimizin haline üzülüyorum. İlim yuvası olacak diye açtığımız üniversitelerimiz gerçekten ilmin yuvası mı? Cevabımız iç açıcı değil.

Geldik… Kafeteryadan dersliklere geçiyorum. O da ne? Bangır bangır bir müzik. Şaşırıyorum. Herhangi bir kafedeki müzik sesinin birkaç katı daha yüksek bir müzik. Her yer inliyor. Allah’tan derslikler kafeteryaya biraz uzak. Yoksa içerisi gazinoya dönerdi.

Derse girdik ama on beş dakika sonra pinpon topunun o sesi kulaklarımızı deliyor. Ya, dersliğin önüne masa tenisi mi konur. Bir yanda ders işlemeye çalışırken diğer yanda top sesi. İnsanın sinirleri bozuluyor.

Görüldüğü üzere üç yıllık bir aranın ardından tekrar kavuştuğum üniversite sıralarının ilk döneminde epey olumsuz durumla karşılaştım. Ancak pek çok olumlu durumla da karşılaştım. Öncelikle müthiş bir hikmet dersi aldım. İlmek ilmek ödev, ahlâk ve fayda konularını dokuduk. Felsefeyi Antik Yunan’a değil, Hint-Çin-Afrika ve Mısır’a dayandırarak yol aldık. O ne güzel bir dersti… Kütüphanesi ise aldı götürdü beni. Ne güzel kitaplar var öyle. Hayran olmamak elde değil.

Üniversite yaşamım boyunca genelde derslerin değil okuma sevdamın peşinde koştum ve koşmaya da devam ediyorum. Üniversitede ve özellikle de sosyal bilimlerde yol almak istiyorsak mutlaka okumalıyız. Okumadan çoğu şey eksik kalıyor.

Otobüsün ilk durağından dersin sonuna kadar aldığımız yol böyleydi. Okumak bir serüvendir ve yaşam satranç oynamak gibidir. Taşları yerine iyi oturtmak gerekir. Son olarak: “Şu üniversitede okumak ayrıcalıktır”, “biz daha iyiyiz” gibi sözlerden önce, sen değerli dostum; ne için okuyorsun ve yaşamında ne olmasını arzuluyorsun? Kanaatimce önce bunun cevabını aramak gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir