JOSEPH CONRAD: KARANLIĞIN YÜREĞİ

Bu ay sizlerin takdirine sunduğumuz eser, dünya sömürü ve emperyalizm tarihi için önemli bir dönüm noktası olmuş bir kitap; Karanlığın Yüzü. Öncelikle kitap ve yazar için bir iki cümle söylemek yerinde olacaktır, Conrad gibi Batının içinden bir yazar olarak Afrika ve sömürü topraklarına karşı körlüğünü gidermiş ve insanlığa bunu bildirmeye çalışmış yazarların varlığını bilmek bizleri sevindiriyor. Batının Afrika’da ne denli acımasız davrandığını, bölgeyi anlamak ve kendi gerçekliğinde değerlendirmek yerine bölgeyi vahşi kabileler bölgesi olarak benimsemesi ve dünyaya bu şekilde tanıttığını kitap çok başarılı bir şekilde gözler önüne seriyor. Günümüzde maalesef, sömürünün nimetleriyle kurulmuş, aydınlanmış Avrupa ve Amerika’da halkın büyük bir kısmının bu körlük içerisinde olduğunu biliyoruz.

Kitabı okuduktan sonra akıllarda beliren en büyük soru ve problem, bir medeniyetin(!) bu denli faydalandığı coğrafyaya karşı nasıl bu derece acımasız olabileceği, günümüzdeki pozitif ve korumacı yaklaşım neden yarım asır önce yoktu? İnsanların ve devletlerin yaklaşımları neden değişti? Bu tamamen bir politika mı yoksa insanlık (batı ve sair yaklaşıma sahip bütün insanlık) tabiri caizse akıllandı mı?

Kitap boyunca Marlow’un gözünden dehşet, işkence ve sömürü çok başarılı sergilenmiş ve yine onun gözüyle bölgeye dair bilinçlenme ile sonlanmış kitap. Kitabın yazıldığı dönemde ve ilerleyen yıllarda dünyada etki uyandırdığı da aşikârdır. Zira çok akıcı bir dille yazılmamasına rağmen çok okunan ve okutulan bir eserdir. Deyim yerindeyse batının bölgeye sömürüsünü gerçekleştirmek ve denetlemek için gönderdiği fildişi avcısının bölgede aydınlanışının hikâyesidir bir bakıma. Bu vahşetin içinde akıl sahibi olarak kalmak mümkün olmadığını yerinde görmüştür karakterimiz Marlow.

Yıllarca aleni sömürülen ve işkence edilen topraklar bugün aslında meşru bir kılıf uydurularak sömürülmekte. Afrika’daki en gelişmiş ülkelere dahi baktığımızda yabancı yatırımcıların ekonomilerini elinde tuttuğunu ve ülkelerin ne ekonomileri ne de demokrasileri konusunda söz sahibi olabildiğini söyleyebiliyoruz. Aslında insanlığın akıllandığını söyleyebiliriz zira kurnazlık konusunda akıllanmış durumda. Dünya medyasında “Gariban/Aç/Fakir Afrika” imajını kendi eliyle çizen Batı ve bu zihniyeti taşıyan her grup Afrika’nın nimetlerinden yine kendi yararlanmaktadır.

Kitaba döndüğümüzde, Marlow denizlere açılmış, dünyayı tanımış, deneyler, düşünceler edinmiş, dağarcığını genişletmiştir. Kongo’daki yaşadıkları onu emperyalizm hakkında bilgi sahibi yapmıştır. Bu konuda aydınlanmış olarak İngiltere’ye döner. Artık sokaklarda dolaşan o kendini beğenmiş insanlara tahammül yoktur. Onlar dünyaya meydan okumadan yoksun ve tehlikeden habersiz yaşamlarını sürdürenlerdir. Öldürücü bir uyuşukluğun pençesindedirler. Hayat anlayışları sadece rahatsız edici bir gösteriştir. Bu yüzden onları değerli bulmaz ve onlara serüvenini aktarmada isteksizdir. Conrad’ın bunları kaleme alıyor oluşu bile büyük bir devrimdi aslında. Nitekim “Batı” diye söz ettiğimiz insan topluluğu baştan sona emperyalist değildi, içlerinde insaflı ve gerçek anlamda adalet içgüdünü barındıranları da vardı, elbette toplum üzerinde büyük etkiler de uyandırdı. Sonuç olarak diyebilirim ki Conrad’ın bu eseri herhangi bir roman olmaktan çok uzak “gerçeklerin bir izdüşümü” niteliğinde bir eserdir.

Kurgular dünyasından bir kitap değil gerçeklerden bir kitap okumak isteyen dostlarımıza önerimizdir, üzerine çok konuşulacak bir eser. İyi okumalar.

JOSEPH CONRAD: KARANLIĞIN YÜREĞİ” için bir yorum

  • 12 Ekim 2020 tarihinde, saat 00:19
    Permalink

    Teşekkürler Elif, okuduğum bir kitaptı senin güzel değerlendirmelerini okumak hoş oldu. Maalesef batı pozitif, korumacı yaklaşımının altında gizlediği yüzüyle beraber insanları sömürmeye devam ediyor. her yerde müzeler, anma toplantıları vs ile toplumsal bilinç eskiyi anma ritüeli üzerinden diri tutulmaya çalışılıyor gibi görünse de aslında bütün bu sahteliğin arkasında hala daha sömürülen katledilen topraklar ve insanlar var. Ne sömürülen devletler ne de katledilen halklar geçmişte, müzelerde kaldı. İnsanlar sömürülen veya öldürülen insanları görmek için artık kıyı şeritlerine, sahillere, mültecilere bakabilir.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir