KALBİN MEDYASI

Sosyal medya olgusunun internetin yerel tabanlardan ulusal ve uluslararası tavana geçişiyle birlikte hayatımıza girdiğini söyleyebiliriz. Okyanuslara yerleştirilen kablolar ile çevrilen dünyamız farklı bir çağa adım attı. Bu yeniçağ post-küresel koşmaların da adıdır.

Küreselleşme ile birlikte tek tip insan formu olmaya iten dinamikler tefekkür dünyamızı da etkiledi. Aynı kıyafetler, aynı makyajlar, aynı yürüyüşler, aynı düşünceler ve aynı ölümler… Yeni dönem insanının hayattan beklentileri aynılaştı, farklı olanlar ise budandı. Bu yürüyüşün sonunda uygarlığımızı bekleyen tehlikeler her nasılsa göz ardı edildi. Çağı yakalamak uğruna girdiğimiz mücadelede bölündük ve parçalara ayrıldık. Son yüz elli yıllık gerçeklik söylediğimiz hususları açık bir şekilde göstermektedir.

Yirminci yüzyılda yaşanan iki büyük savaş aslında yeni katliamların habercisi oldu. Bir uygarlık inşası onlarca uygarlığın yıkımıyla sonuçlandı. Güçlü olanın zayıf olana karşı her türlü tahakküm ve baskıya hakkı olduğu düşüncesiyle katledilen nice insanın ardından ağıtlar yaktık.

Gün geçtikçe değiştik. Güçlü olanın anlattığı masala inanmaya başladık. Yiğitliğin, dürüstlüğün ve insanlığın destanını yazdığına inanılan sömürgeci güçlerin propagandasına kandık. Ama olan oldu. Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kuzey Afrika’da ve Orta Doğu’da tahakküm ve baskılar yoğunlaştı. Vatanını savunmak için dimdik duran kahraman halklara olmadık zulümler yapan zalimler mazlumları sömürmeye devam etti. Nitekim Asya, Afrika ve Güney Amerika’da yaşanan katliamlar daha dün olmadı mı?

Kendileri gibi olmayan, inanç ve düşüncelerine itaat etmeyen toplumları adeta dünya tarihinden silen bir uygarlığın iktidarında yirmi birinci yüzyıla girdik. Bu sefer karşımızda ellerinde yalnız mavzerleri değil en keskin silahı (yani bilgiyi) da tutan bir akıl vardı. Dünya’yı yeni bir tehlike bekliyordu.

Silah yoluyla dünyayı düzleştiren küresel uygarlık, bilgi silahı ile narin vücutlarımıza yeni bir darbeler indirmek üzere hazırdı. Her şeyiyle tek tipleşip aynı akılla yol alan bir dünyaya uyanmak üzere planlarını kurdular. Onların filmleriyle büyümüş, onların reklamlarıyla yemek yemiş, onların şarkılarıyla uyumuş nesiller şimdi de onların sosyal medyalarıyla kimlik ve düşüncelerini inşa ediyorlar. Yüz elli yıl önce en ağır bombardımanlarla yıkılan kültür ve uygarlıkların varisleri, miraslarını unuttukları yetmediği gibi atalarının üzerine pisliklerini bulaştırarak kemiklerini sızlattılar. Öyle ya artık burası özgür bir dünya. Bu yüzden atalara da, insanlığa da, ana ve babaya da ve dahi şahsiyete de hakaret etme imkânı da vardı. Geri kalmalarını sadece atalarının uyuşukluğuna bağlayan nesiller de aynı yolda yuvarlanmaktadırlar.

Perdelerin arkasından atıp tutmanın özgürlük olduğu sosyal medya organlarındaki serbestlik bir inşa değil yıkımın habercisi. Burada var olmak için kendi kimliğinize ihtiyacınız olmadığı gibi ruhsatsız bir şekilde istediğiniz gibi at koşturabilirsiniz.  Örneğin Twitter’da sahte bir hesap açabilir, algı ve manipülasyonla herhangi bir düşünce ve inançtan insanları nefret ettirebilirsiniz. Instagram’da insanların mahremini paylaşıp onu rencide edebilirsiniz. Ve tabi Allah’a iman eden bir milletin tevhidine, tekbirine, ezan ve duasına karışabilir, değerlerimize hakaret edebilirsiniz. Bu örneklerin hepsi kötü insanların başının altından çıkan ve adına özgürlük, eleştiri ve serbestlik denilen saçmalıklar silsilesinin adıdır. Yıllardır yıkılan uygarlıkların enkazına inşa edilen krallığın geldiği uç noktaya şimdi hepimiz tanıklık ediyoruz. Ekranların ardından “insanlık değerlerimize” dil uzatan zavallıların başlarını ellerinin arasına alıp geçmişe dönüp bakmalarını, kalplerindeki kir ve pası çıkartmak için gayret sarf etmeleri bir insanlık vazifesidir. Gelin yıkan değil yapan olalım. Hala geçmişten ibret almayacak mıyız? Kötülüğün sıradanlaştığı bir dünyada iyilik ve doğruluğun anahtarının kalbimizde olduğunu ne zaman göreceğiz?  

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir