KENDİ İÇ ÂLEMİNE

Delilere selam olsun…

Ruhu çalınmış bu çağın zindanlarında belki de en özgür olanlar, deliler. Yaşadıkları zindanda âlemin çamurundan korunanlar. İçinde oldukları kendi iç âlemlerinde kurdukları dünya ile huzuru bulanlar. İçten içe özendiğimiz en aklıselim insanlar. Hayatımızın her köşe başında bize selam veren, bir anda önümüze geçip öylece ruhumuzu izleyenler. Baktıkça ruhumuzun kötülüğünü bulaştırmaktan korkup, masumane haliyle aniden size bir soru yöneltip, ustaca sizi hayal dünyanıza pazarlayan insanlar.

Deliler, en konukseverler…

Bir delinin dünyasına konuk oldunuz mu hiç?  Oturup baktınız mı onların gözünden bu âleme?  Bence bu alemde yaşayıp üstüne bulaşan çamuru temizlemek isteyenler, bir deliye konuk olmalı. Köşe başlarında aramalıyız onları. Şöyle bir silkelenip kendimize gelmeliyiz tıpkı Akif’in dünyasına adım atmaya çalıştığım gibi. Akif, bizim mahallenin göbeğinde oturan, daima tertemiz kıyafetler ve taranmış saçlarla elleri cebinde gezen bir aklıselimdir. Her gördüğüne gözlerini dikip adeta “üstündeki çamuru temizle ey yolcu” diyen biridir. Bakışlarına karşılık verip dik dik baktığınızda ise üzerinize yürüyüp “ne bakıyorsun abla, deli misin?” diye inatla tartışacak biridir Akif. Adından mütevellit bir işte sebat ettiğini de söyleyebiliriz aslında. “Deli misin?” derken öyle bir inanç ve sebatla dile getiriyor ki, beynimin içinde “acaba?” demeden kendimi alamıyorum ve başlıyorum Akif’in hayatına misafir olmaya.

Mahallenin göbeğinde oturduğundan etrafındaki herkes bilir onu, tanır. Yeni taşınanlar hariç. Gerçi hakkında duyduğum şeylerden sonra tanıyanların da çok tanıdığını sanmıyorum. Misal, onu sorduğum mahallenin gençlerinden biri ciddiyetle: “Abla matematik yüzünden delirmiş bilmiyor musun?  Matematik bilim adamıymış. Çok fazla matematik çalıştığından delirmiş. Hatta yanında oturunca bize bir sürü formül söylüyor. Valla bak!” demiş, yarım bıraktığı maçına devam etmişti. Dediklerine karşı kahkahayla gülmek istedim, zira Akif’ten çok kendini, derdini anlatıyormuş gibiydi. Merakla araştırmaya devam ettiğim günlerde mukabeleye gelen kadınlardan biri -kendisi mahallenin ilk yerlisiymiş-: “Abooo! Kız, o karısını ondan aldılar diye delirdi. He çok güzel kadındı. Yazık. Adam da delirdi.” demiş, bir diğeri:  “Olur mu? Akif küçükken başının üstüne düşmüş dediydi anası. Ben biliyorum kız, zehir gibiydi oğlan!” diyerek son noktayı koymaya çalışmıştı.

Sakince köşeme çekilip pencereden elleri ceplerinde mahalleyi kolaçan eden, gireni çıkanı inceleyen Akif’e baktım. Herkesin baktığı ama göremediği bu kişi, bütün ilgimi üstüne toplamıştı. Her şeyi bilen tavırları, kendine olan öz güveniyle gerçekten görmek istedim onu. Belki de bu çağı gördükten sonra ruhunu alıp, iç âlemine kaçmış biriydi. Bizim ona yakıştırdığımız binlerce kimliğin aksine en çok da kendinden kendine kaçmış biri…

Bizim başaramadığımız ama onun ustalıkla üstesinden geldiği kesindi. Bunu size her baktığında anlayabilirdiniz gözlerinden…

Delilere, meczuplara, ruhuna sahip çıkan her aklıselim kişiye sevgiyle ve selametle…

KENDİ İÇ ÂLEMİNE” için bir yorum

  • 22 Mart 2020 tarihinde, saat 20:07
    Permalink

    Çok güzel bir yazı olmuş, kalemine sağlık Hatice Başak. 🙂

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir