“KENDİMİ BİLDİM BİLELİ” PEKİ SİZ KENDİNİZİ NASIL BİLDİNİZ?

Oturuşun, kalkışın, söylemin, söz konusu söylemlerdeki ses tınısının, kelimelerin, bakışın ve hülasa insanın beden ve ruh üslûbunu sinesinde barındırdığı çok net çizgilerle büyütüldüm. Böyle yetiştirilirken ister istemez; konuşurken, yürürken, bir büyüğümün yanında otururken hep kendimi, hep kendi hareketlerimi, hep kendi dilimi kolladım. Bu nedenle belki de gelişim çağlarımı müthiş bir özgüvensizlikle geçiştirmiş oldum. Öyle ki bir dönem sadece dinlemek üzerine meşguldüm. Dinleyerek yaşıyordum. Çünkü büyükler her daim çok haklı olmalıydılar ki bu yüzden saygı duymam ve susarak yalnızca dinlemek eylemini sürdürmem bekleniyordu. Vakit ilerleyip ben kendimi bilir hale gelmeye başladıkça saygı duyacak birini aramaya başladım bu kez. Öyle zordu ki böyle birine rastlamak. Çünkü çok sonraları bu çocuk, çok fazla büyüğün çok fazlaca küçülüşünü fark etmeye başladı büyük bir sızıyla. Büyürken zihnimde mütemadiyen “Ben büyükleri gözümde çok büyütmüşüm” cümlesi geziniyordu. Sanırım herhangi bir büyüğe sadece büyük olduğu için gösterilen bu koşulsuz saygı, ben hayatı idrak etmeye başladıkça gözümde küçülüyordu. Öyle ki söz konusu bu küçülüşler, bana insanların kalplerinde kendilerini göstermeye başladıkça ben büyümenin acısını çok daha derinden hissediyordum. Önceleri sözümün yeterli derecede dinlenilesi olmadığını düşündüğümden belki susuyordum, evet. Fakat bir dönem bilinçli bir susuşla herhangi bir insanın fikren ve fiilen küçülüşlerinin hudutlarını incelemeye başladım. Bu yüzden aslında çocukken müthiş bir büyüme talebiyle dua niyetine açılan minik ellerimin, sonraları müthiş bir kalp hüsranıyla “insan olmak” dileğiyle açıldığına şahitlik etmeye başladım. Daha okula başlamadan dahi boyu benden büyük her bedenin bana yönelttiği soru “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu idi. Muhakkak yaşamışsınızdır. Hayatım boyunca bu soruya net bir cevap veremedim. İyi olduğunu ruhen hissedebildiğim kim varsa onun mesleği olmalıydı benimki. Ben bir sınıf öğretmeni olmalıydım, çünkü o gün öğretmenim defterime şöyle bir afili bir imza atarak onurlandırmıştı beni. Sınıf öğretmeni olup onurlandırmalıydım minik bedenlerin kalıplarına sığmayan masumluğunu. Ben bir müzik öğretmeni olmalıydım. Çünkü öğretmenim o gün hepimizle birlikte gülmüştü. O gün çok keyifliydi. Keyifli bir meslek olmalıydı benimki. Hizmetli olmalıydım herhangi bir yerde. Çünkü o gün her görüşümde “Kolay gelsin” dediğim hizmetli ağabey, bana bir kitap hediye etmişti. Kitap hediye etmeliydim benim yaşlarda birine aynı tebessümle. Mesleğim de bu olmalıydı. Liseye geçtiğimde anladım niyetimin ‘insan olmak’ olduğunu. Bu yüzden üniversite dönemimde diplomayı yalnızca insan olabilmek adına alacağıma dair kendime söz verdim. Daha fazla büyümek değildi daha fazla insan olabilmekti bize öğretilmesi gereken. Daha fazla kalbi hissedip, daha fazla anlayıp, daha fazla ağlayabilmekteydi herhangi bir gönle hürmet. Hülasa benim kendi dünyamın kendi savaşı bu uğurda devam etmeliydi: “Bir beden olarak girip, bir insan olarak çıkmak bu dünyadan.” Sonuçta gelip geçen bir soluk ise insan, o son soluğu iyilikle vermeliydi. Bu yüzden kendimi bildim bileli ‘İnsan Olmak’ benim niyetim. Peki, Siz Kendinizi Nasıl Bildiniz?

“KENDİMİ BİLDİM BİLELİ” PEKİ SİZ KENDİNİZİ NASIL BİLDİNİZ?” için bir yorum

  • 22 Ağustos 2019 tarihinde, saat 22:03
    Permalink

    Yazıyı okuyup, ben nasıl biriyim ,kendimi nasıl biliyorum diye düşünmedim degil. İnsan sorgulamakla mükellef bir varlık ve kendini sorgulamalı. Kendimi bana sorgulattığın için sonsuz teşekkür ediyorum. Canım dostum. 🌿🌸💜

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir