KESTANE KOKUSU

Masa toplanmış, üzerinde sadece dün topladıkları çiğdemler duruyordu. Yarısına kadar su dolu bir kavanozun içine konulmuş morlu beyazlı çiğdemler.  Odaya şöminede pişen kestane kokusu yayılırken, üzerine az önce yediği yemeğin ağırlığı çökmüştü. O kadar yorgun hissediyordu ki kendini, masadan kalkamamış hâlâ sandalyede oturuyordu. Gerçi pek de oturuyor sayılmazdı. Sandalyeye uzanır gibi yayılmış, bir ayağını dizinin üzerine atmıştı. Ellerini, yemekten şişmiş göbeğinin üzerinde birleştirmişti. Gözleri kapalı uyku ile uyanıklık arasında gidip geliyordu. Mutfaktan gelen bulaşık sesleri ve şöminede yanan odun tıkırtıları olmasa belki daha çabuk uyurdu.

Bugün epey odun kırmıştı. Sırtı bu yüzden çok ağrıyordu. Yine de seviyordu odun kırmayı. Hep odun kırarken “Stresimi atıyor” derdi. Gerçi zaten bu dağ evine o yüzden gelmişlerdi. Stres atmak ve kafa dinlemek için.

İki odalı, küçük, ahşap bir kulübeydi. Büyük odasını salon olarak kullanıyorlardı. Salonda bir yemek masası bir de şöminenin önünde minderler vardı. Şöminenin üstünde romanları sıra sıra dizilmişti. Duvarlar beyaz boyalıydı. Şöminenin etrafı dumandan biraz kararmıştı. Yemek masasının önünde de küçük yuvarlak bir zigon sehpa vardı. Sehpanın üstünde de yeni başladıkları roman duruyordu.

Yatak odası da sadece bir yatak ve bir küçük kıyafet dolabından ibaretti. Mutfaklarıysa küçük ve şirindi.

Şehrin o debdebeli hayatından bıkıp buraya gelmişlerdi karı koca. Televizyondan, telefondan, internetten ve insanlardan uzaklar. Birkaç aydır bu dağ başında yalnız yaşıyorlar. Gündüz beraber dışarıda geziyorlar. Çiçek ya da mantar topluyorlar. Kulübelerinin bahçesinde ektikleri sebze meyveleri suluyorlar. Temiz hava ve taze yiyecekler onları mutlu etmeye yetiyor.

Mutfakta bulaşıkları yıkayıp gelen genç kadın, kocasını sandalyede uyuklarken görünce mutfağa geri dönüyor. Bir cezve ve iki fincan alıp salona geri dönüyor. Cezveyi şömineye indirip, kestanelerin kabuklarını soymaya başlıyor. Kestaneleri soyuncaya kadar kahvelerde pişiyor. Odada kestane ve kahve kokuları karışıyor. Uyuklayan adam, kahve kokusunu alınca uyanıyor. Sandalyeden kalkıp vücudunu gerdiriyor. Sehpanın üzerinden yeni başladıkları romanı alıp, şöminenin başında mindere oturuyor. Kahvelerini içip sohbet ediyorlar. Her gün sırayla birbirlerine roman okuyorlar. Birlikte romanları bitirip, hakkında konuşuyorlar. Bugün sıra  genç adamda, romanda en son kaldıkları sayfayı açıp okumaya başlıyor. Hem romanı okuyor hem de sıcak kestaneleri yiyorlar. Dışarıda ince ince kar taneleri düşmeye başlıyor. Hayat onlar için böyle basit ve sadeyken güzel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir