KIRK

Babamdan eksik gecelerde, ben de ertesi gün işe gitmeyeceksem, annemle diz dize oturur, sabahlara dek söyleşirdik. Gerçi söyleşme denemezdi buna pek. O anlatırdı, ben dinlerdim. Öyle bir dinlerdim ki, sanki hikâye upuzun bir tren yoludur. Sözcükler sanki annemin yorgun ağzından çakıl taşları gibi dökülür, sonra birbirine eklenerek uzayıp giderdi. Annem sanki oyalanırdı bu sözcüklerle. Halifesiz bir Şehrazat; sırf kendi umutsuz varlığını oyalamak için anlatırdı. O vakit ben geçmiş acı günleri unutur, kendimi hikâyelerin büyüsüne bırakarak orada saatlerce uzanmak isterdim. Çok geçmeden gözlerimin önünde görüntüler birbirine girerdi de. Terlik odanın içinde uçuşmayagörsün. Sinbad’ın gemisi gibi dalgalanıp dururdu bir yandan.

Sonunda gözlerim uyuşur, gözkapaklarım ağırlaşır, sözcükler zihnimde irileşerek dağılmaya başlardı. O zaman rahat, düşlerle dolu bir uyku çekerdim. Annemin ne vakit uykuya daldığınıysa bilmezdim hiç. Ertesi günü evin yarı karanlık odalarında geçirirdik genellikle. Annem titreyip ürpererek sessizce dolanır, arada burnunu çeker, sonunda kim bilir, can sıkıntısı içinde mutfağa girerek bakla kavanozları arasında oyalanırdı. Arada mutfağın penceresine uzanır –sanki burnuyla görecek- perdenin arasından burnunu gösterir geri çekerdi. Sonra gidip bir duvar dibinde bir zaman bekler, havayı koklar, zaman, dediğimiz işkencenin gelip geçmesini böylece isterdi.

*Bu metin Faruk Duman’ın ‘Kırk’ adlı romanından alıntılanmıştır.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir