KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ

Din, Yüce Allah tarafından peygamberlere vahiy yoluyla gönderilen ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutluluğa eriştirecek emir ve yasaklar manzumesidir. Tabii Peygamberler ise Allah’ın kulları arasından seçtiği ideal anlamda örnek insanlardır. Yüce Allah’ın ilahi kitaplarda emrettiği ve kullarından yapmalarını istediği ibadetler, peygamberlerin hayatında sembolleşmiş, “nasıl güzel bir kul olabilirim?” diye düşünenler, Allah’ın kendilerinden razı olduğu peygamberleri kendilerine örnek alarak bu arzularına kavuşabilirler. Kur’an-ı Kerim’de: ” Andolsun, Allah’ın Resul’ünde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için uyulacak en güzel bir örnek vardır.” buyrulmuştur.1

İki cihan güneşi efendimiz aleyhisselam veda hutbesinde müslümanlara iki emanet bırakmış ve bunlara sıkıca tutunulacağı takdirde dalalete düşmeyeceğimizi bildirmiştir. Bu hadisten haraketle dinimizin iki kaynağı vardır ki bunlar: Kur’an ve sünnettir. Kur’an’da emredilenlerin ibadet halinde tezahürü ancak Hz. Peygamber’in Kur’an’ı anlaması, yorumlaması ve uygulamasıyla ortaya çıkmıştır. Nitekim Yüce  Rabbimiz ayet-i kerimede “İnsanlara, kendilerine indirilenleri açıklamak için ve düşünüp anlasınlar diye, sana da bu Kur’an’ı indirdik.” buyurmuştur.2  Kur’an ve sünnet bütünlüğünün dengeye konulmuş olduğu başka bir ayet-i kerimede ise “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resul’üne götürün. İşte bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.” buyrulmaktadır.3  Ayetlerde meselelere çözüm ararken Kur’an’a ve sünnete müracaat etmemiz istenmekte, Kur’an’ı anlama ve uygulama konusunda Hz. Peygamber’in en büyük rehber olduğu vurgulanmaktadır.

Bir peygamberin varlığı, bir sünnetin oluşu, vahiy destekli ağızdan çıkan bir hadis bizim için hayati öneme sahiptir. Yani Kur’an’ı anlamada ve ibadetleri uygulamada Hz. Peygamber’in olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir mevkisi vardır. Hz. Peygamber olmaksızın Kur’an ayetlerinin gönderiliş sebeplerini ve hangi manaları ihtiva ettiğini anlamamız, hayatımızda son derece büyük önemi haiz olan ibadetlerin yapılış şekillerini bilmemiz mümkün değildir. Yüce Allah, Hz. Peygamber’in dindeki bu önemli yerini, Kur’an-ı Kerim’de kendisi tayin etmiştir. Yani Hz. Peygamber’i sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak, yasaklarından kaçınmak, hepsi Allah’ın emridir. Kur’an’ı Kerim’de: “…Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.”⁴ buyrulmuş; başka bir ayette de “O kötü arzularına göre konuşmaz, O(nun konuşması, kendisine) vahyedilenden başkası değildir.” buyrularak Hz. Peygamber’in sözlerinin ve davranışlarının bizler için ne derece önemli olduğu vurgulanmıştır.⁵

Bugün üzülerek takip ediyoruz ki hadisler yalanlanıyor, Peygamber efendimizin görevinin bittiği, dolayısıyla postacı konumuna indirgendiği, mübarek annelerimizin namusundan tutun diğer peygamberlere atılan iftiraların nerelere vardığı ve nerelere hizmet ettiği gün gibi ortadadır.

O halde Hz. Peygamber’in dindeki yerini bilmemek ve dikkate almamak, Yüce Allah’a ve Kur’an’a muhalefet etmek demektir. Çünkü Hz. Peygamber, yetkisini Kur’an’dan almaktadır. Bütün bunlara ilaveten, din samimiyet ve sadakat ister. O, başta kalp olmak üzere, bütün azaların huzur bulduğu bir müessesedir. Bu huzurun ve manevi atmosferin sağlanması ve devamı ancak Allah’a ve Resul’üne inanmak ve onları sevmekle mümkündür. İnancımızı, sadakatimizi bozacak her türlü şüpheden uzak durmamız gerekmektedir.

Kısacası dinimizi Kur’an ve sünnet üzere öğrenip amel etmemiz icap eder. Çünkü yeterli bilgiye sahip olmazsak, ortalıkta dolaşan, kimi zaman da aslı esası olmayan, sünneti hafife alan sözler bizim inancımızı zedeleyebilir, ibadet ve samimiyetimizi, sadakatimizi gölgeleyebilir.

Peygamber(a.s.), bir hadislerinde adeta bugünleri işaret ederek, “herhangi birinizi rahat koltuğuna yaslanıp da kendisine benim emrettiğim veya yasakladığım bir şey geldiği zaman ‘biz Kur’an’dan başka bir şey bilmeyiz. Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız’ derken kesinlikle bulmayayım.”⁶  buyurmuş, bu tehlikenin varolduğunu çok öncesinden belirtmiştir.

Yüce Rabbimiz de ayet-i kerimede “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” diyerek⁷ böylesi insanların -Allah korusun- nasipsizliğine işaret etmiştir.

Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî sellim…

1) Ahzab,21.

2) Nahl, 44.

3) Nisa, 59.

4) Haşr, 7.

5) Necm, 3-4.

6) Ebu Davud, Sünnet 5, nr.4605; Tirmizi, İlim 10, nr. 2663; İbni Mace, Mukaddime 2, nr. 12,13.

7) Sebe, 28.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir