KÜRESELLEŞME MESELESİ ÜZERİNE

“Dünya küresel bir köy artık.” sözünü on yaşımdan beri duyuyorum. Enformasyon çağı, teknoloji çağı, insan sonrası yaşam… Bilumum pek çok isimle karşımıza çıkan günümüz küresel medeniyetinin üzerine bir mesele de ben açmak ihtiyacı hissettim.

Günümüz sosyal ilişkilerinde ve yalnız kaldığımızda düşüncelerimizi şekillendiren bilgiler yoluyla aslında çağdaş kafalar olarak adeta öz kütlesi daha çok olanın üstte kalması gibi tek bir medeniyetin gözünden dünyaya bakmıyor muyuz? Düzenin değil karmaşanın yurdundan baktığımız hayatlarda gördüğümüz şeyler nedir? Güçlü olanın zayıfı ezdiği, kötü olanın iyi olana göz açtırmadığı, mazluma yardım etmek için tweetlerin atılıp zalimlerin kınandığı, doğa elden gidiyor diyenlerin doğayı kirlettiği bir dünyadayız sanki. Bu örneklerin sayısı katbekat artırılabilir.

Küreselleşme, son dönemde çok fazla kullanılmış bir kavramdır. Böylece bu kavramın tek bir anlamı yoktur. En basit anlamıyla küreselleşme; “yerkürenin farklı bölgelerde yaşayan insan, toplum ve devletler arasındaki iletişim ve etkileşim derecesine göre ‘karşılıklı bağımlılık’ kavramı çerçevesinde giderek artmasıdır.[1] Küreselleşemeye bu tanım çerçevesinden baktığımızda, iletişim kaynakları yoluyla gerçekleşen etkileşimlerin insanlar üzerinde karşılıklı bir bağımlılığa sevk ettiğini ifade etmektedir.

Bugün küreselleşmeye atfedilen özel bir anlamın var olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki, küreselleşme pek çok sorunu halledecek sihirli bir değnek gibidir. O, doğuya demokrasiyi, batıya istikrarı getirir, üretimi artırır ve kültürler arası etkileşimi hat safhaya çıkarır, insanî değerlere dair pek çok uluslararası kuruluşun kurulmasında yardımcı olur ve eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temasında birleştirir. Artık bir devlet hata yaptığında uluslararası kuruluşlar “bak burada hatalısın, bunu düzeltmelisin. Eğer düzeltmezsen seni kınar ve hala düzeltmezsen yaptırımlar uygularım.” diyebilmektedir. Mesela Beşer Esad kendi halkını katletmeye başladığında Birleşmiş Milletler (BM) Esad’ı kınamıştır. Ve bu kınamalar (!) peyderpey yapılmaktadır. On seneye yakındır kınanan ama bu kınamanın hakkını vermeyen (dikkatinizi çekerim veremeyen değil) bir uluslararası topluluktan bahsediyorum. Aynı BM, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ndeki tutumuyla ikiyüzlü bir faaliyet yürüttüğünü açıkça göstermiştir. O zaman diyebiliriz ki, küreselleşme güçlünün zayıfı tahakküm altına almaya çalıştığı bir silah gibidir.

Küreselleşme kavramının ortaya çıktığı döneme bakacak olursak XIX. yüzyıldaki Sanayileşmenin getirdiği iktisadi devrimler yoluyla gerçekleştiğini görmekteyiz. Ardından XX. yüzyılın ilk yarısında yaşanan savaşlar ile bir buhran dönemi ve ekonomik zorluklardan dolayı insanlığın küreselleşme yolunda gerilediğini söyleyebiliriz. XX. yüzyılın ikinci yarısından bu zamana geçen yetmiş yıllık süredeyse küreselleşme müthiş bir değer kazanarak bugünkü seviyesine ulaşmıştır.

Enformasyonun arttıkça toplumların iletişimde yaşanan kolaylık ile birlikte bağımlıkların artması yanında etkileşim ve etkilenme kavramlarının da gündeme gelmesi gerekmektedir. Küreselleşmeyi bağımlılıklar noktasından irdelediğimizde özellikle ekonomik boyutta girift bir birliktelik yaşanmaktadır. Örneğin Çin ürettiklerini ihraç etmese dünyanın hali (Çin de dâhil) ne olur düşünemiyorum bile. O yüzden küreselleşmenin oluşturduğu düzen bir giriftliğe neden olmakta bu da bir düzen gibi görünse de aslında her an kaosa hizmet edebilecek bir yapıya iştirak etmektedir. Sistemin çarkları yerinde olsa da her an kaosa meyyaldir. Ayrıca bağımlıklar satılan ürünlerin tüketilmesi zorunluluğuna da temas etmekte ve ortaya bir tüketim toplumu çıkarmaktadır. Steven Flusty’nin deyimiyle: “Geleneksel kamusal mekânların yerini, (genelde kamu desteğiyle olmakla birlikte) özel olarak inşa edilen, özel olarak sahiplenilen ve yönetilen kamusal yığılma mekânları, yani tüketim mekânları almıştır.. Bu mekânlara giriş, ödeme kabiliyetine bağlıdır. Buralarda dışlayıcılık hüküm sürer, ticaretin düzenli akışına müdahale edebilecek düzensizliği, kestirilemezliği ve verimsizliği önlemek için zorunlu olan yüksek düzeyli bir denetim sağlanmıştır.[2] Tüketim için gerekli olan şey ekonomik güçtür: “Homo homini lupus.”

İletişimin kolaylaşması ile birlikte birey, toplum ve devlet nezdinde artan etkileşim sayesinde bilgi ve düşüncelerin dünya üzerinde hızla yayıldığını ve etkilendiğini görmekteyiz. Örneğin tarihin yeni baştan yazılmasına sebep olan Göbeklitepe’de, arkeolojik çalışmaların tüm dünya üzerinde tesirleri olmuştur. Bilgi ve düşüncelerin bu kadar çabuk yayılmasının avantajları olduğu gibi dikkat çeken bazı dezavanatajları da bulunmaktadır. Her şeyden önce akıl saf bir halde kalamamakta ve her an değişmekte, kafası karışmakta ve düzenin çarkları onun kaosuna sebep olmaktadır. Bir başka örnek inanç temelleri üzerinden verilebilir. Dinini laboratuvara (veya araştırma çalışmalarına) girmeden evvel çıkaran ve salt bilim için uğraşan bir insanın elde ettiği bilgiye bir Müslümanın yaklaşımı bu bilim insanı gibi olamaz. Müslümanların bilime yaklaşımındaki tehlikeyi Abdurrahman Arslan şu şekilde ifade etmiştir: “Zira kanaatime göre dışarıdan değişik bilgi türleri bizim akletme faaliyetimize müdahalede bulunmakta ve bizi iğvaya sevk etmektedir. Bu, çözemediğimiz son derece ciddi bir problem olarak karşımızda duruyor.[3]

Küreselleşme meseli son iki yüz yıldır gündemde olmuş, özellikle XXI. Yüzyılda “klişe” haline gelmiştir. Bu meseleye İslam dinine inananlar olarak Müslümanca bir görüş çerçevesinde yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Küreselleşme mefhumunun güçlü ve zalimin elinde olduğu bir dünyada Müslümanın söyleyecek çok sözü vardır.

[1] Bayar, Fırat, “Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye”, Uluslararası Ekonomik Sorunlar Dergisi, Sayı: XXXII, 2008,s.25-34

[2] Bauman, Zygmunt. Küreselleşme: Toplumsal Sonuçları, s. 28. Ayrıntı Yayınları, 4. Baskı. 2012, İstanbul.

[3] Arslan, Abdurrahman. Kalbin Akletmesi, s. 20. Beyan Yayınları, 1. Baskı. Nisan 2017, İstanbul.

KÜRESELLEŞME MESELESİ ÜZERİNE” için 2 yorum

  • 13 Ocak 2020 tarihinde, saat 16:58
    Permalink

    Kalemine sağlık Yakuphan Güleç,
    İyi hizmetlerinizi Rabbimden niyaz ederim.

    Yanıtla
    • 13 Ocak 2020 tarihinde, saat 17:58
      Permalink

      Teşekkür Ederim Sinan Abi,
      Allah razı olsun, inşallah daim olur.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir