KUTLU BİR GELECEK İÇİN

“Gerçekten bu ülkenin en önemli zenginliği insan unsurudur. Bunu iyi değerlendirmek lazım.”

İyiler Ölmez, Mustafa Kutlu

“…Hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur.” Hayatın anlaşılmaz bir sır olduğundan bahsetmişti Uzun Hikâye’de Kutlu, hikâye kahramanının diliyle. Kurduğumuz düzenin bozulmaya mahkûm olduğundan, darmadağın olmaya hazır bir yaşamı sürdürdüğümüzden… Bugünlerde en çok bu cümleleri tartıyoruz zihnimizde değil mi? Hayatı yeniden sorgulama, anlamlandırma sürecindeyken kurduğumuz düzeni kurtarma düşüncesindeyiz. Yeter ki ipler kopmasın…

Dünyanın hazırlıksız yakalandığı bir pandemi ile karşı karşıyayız şimdi, iplerin koptuğu, ışıkların birer birer söndüğü… Neye uğradığımızı şaşırıp geçmişimizle yüzleşmek zorunda kaldığımız, kaybettiğimiz ve belki de kazandığımız bir zamandan geçiyoruz. Kopan bazı ipleri yerinden daha sıkı bağlıyoruz tekrar kopmaması için. Ya da inceldiğimiz yerden daha hızlı kopup dağılıyoruz. Dünyaca bugüne dek evimizden başlayıp ışığın ulaşmadığı yer kalmaması için çabalarken buna gücümüzün yetmeyeceğinin farkına varıp darmadağın olmamak için sokak lambalarının dahi söndürülmesine razıyız. Yeter ki yaşayalım. -Alışkın olmasak da bu uğurda gerekirse evimizde kalırız, dedik. Öyle de yaptık, yapıyoruz da!-  Ancak yaşamak için dünyadan geçip evimizdeki ışığın niteliğini sorgulamak gayretine düşmeliyiz.

Yeni Koronavirüs ile birlikte tüm dünyayı korku ve endişenin sardığı şu günlerde, neredeyse ülkelerinin hepsinin aldığı ilk tedbir seferlerin kontrol altına alınması hatta durdurulması oldu. Ölümü unutmamıza imkân vermeyen ve sık sık ölümü hatırlatan bu yeni salgın için yurt içi-yurt dışı seferlerimiz durdurulmuşken tahammül etmeyi kendimize vazife bilmeliyiz. Bir nebze kuvvet bularak tahammül sürecinde olan hepimiz, daha çok içimize yönelerek uzun süreli seferler düzenlemeliyiz. Tahammül bizim için gerekliyken sefer içimizde bizi bekler! Başarmak için sefere geç kalmamalıyız.

Sosyal mesafeyi koruyarak, temastan kaçınarak, uzaktan severek birbirimize daha da yakınlaştığımız, birlikte başarmak için, bu hasta çağı iyileştirmek ve salgının üstesinden birlikte gelebilmek için savaştığımız bugünleri ömrümüzün başucu kitabında, zihnimizde bir sır gibi saklamalıyız. Bu süreci tamamladıktan, yeni bir normalle tanıştıktan ve yeni bize alıştıktan sonra öncelikle daha çok gökyüzüne bakmalıyız.  –Hem boşa değildi, ‘Durma, göğe bakalım!’ haykırışları Uyar’ın. Zira gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.”(A. Cahit Zarifoğlu)- Hiçbir kire boyun eğmemek için iki büyük şairin gökyüzü çağrısını dinlemeliyiz. En güzel şekilde yaratılan dünyayı kirimizle, çirkin oyunlarımızla daha fazla kirletmemeliyiz. Bunu gökyüzüne bakarak öğrenebiliriz, İbrahim (a.s.) gibi, arayarak, Halil olarak…  Salgınla birlikte ortaya konulan bütün yasakları değerlendirerek kendimizi hesaba çekmeli, attığımız her adımın idrakine vararak mahşer günü öncesinde mahşeri bir havayla yaşamalıyız. Bu yeni normali doğru tanımlamalıyız. Artık yediğimiz yemekler, aldığımız nefesler eskisinden farklı bir hazla bize sahibini hatırlatmalı, bizi değil, bize O’nu. İcra ettiğimiz iş her neyse eskisi gibi çalışamayız. Evet, neyimiz varsa şükrünü eda etmekten her daim aciziz. Ancak bu nankör olup öyle kalacağımız anlamına gelmemeli. Her şey daha güzel bilinmeli, tanınmalı, tadına varılmalı…

Yönümüzü bir türlü kendisinden alıkoyamadığımız Avrupa’nın da temizlik başta olmak üzere çok şey öğrendiği, insana verilen değer ve kıymet hususlarında ders aldığı ya da almak istemediği milletimize bakarak içsel bir sorguya çekilmeleri gerektiği düşüncesindeyim. Bunu yapıp yapmamak onların elinde… Ancak bu süreçte birçok Avrupa ülkesinde susturulmuş olan ezanların okunmaya başlanması, İtalya’da bir belediye başkanının salgını dikkate alarak Kur’an-ı Kerim okutması ümidimi arttırıyor.  Bu gelişmelerle daha da emin olarak; yapılan zulümlerin, işgallerin üzerine yine de biliyor ve iman ediyorum ki -“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saff, 61/8)- nur Allah’ındır, onu tamamlamak onun kudretindedir. Şüphesiz nur tamamlanacaktır eğer biz buna vesile olmak istiyorsak yaptığımız bütün amelleri ve hizmetleri, yönelişlerimizi hassas bir teraziden geçirmeliyiz. Buna fert olarak, aile, toplum, şehir, ülke ve dünya olarak mecburuz. Daha çok gökyüzüne bakarak, içimize dönerek adım atmalı, attığımız adımların daha çok bilincinde olmalıyız. Eğer istiyorsak!

Nurun huzuruna varmak için, huzura varan insanlardan rakamlarla bahsetmeden, daha fazla acı yaşamadan, yaşamak için, bir arada bulunduklarımızın yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmak yani yaşatmak için dikkat etmeliyiz. Belki de en çok bunu öğrendik bu süreçten. Birçoğumuz kendimize zarar vermeyeceğine inandığımız bu salgının çevremizi bizden koparmaması için kendimizden çok yakınlarımızı düşünerek hareket ettik. Kendimizi, çevremizi ve ülkemizi bu pandemiden korumak, kurtarmak için aldığımız önlemlerimizle birlikte bütün insanları yaşatmış gibi olmanın sevinci ve sorumluluğuyla yaşamaya, diğerkâm olmaya çalıştık. Ya da bunu da elimize yüzümüze bulaştırdık, bilemiyorum. Belki de tüm dünyanın dilinden düşmeyen bu salgın bizim umurumuzda dahi olmadı. Yine de bunları düşünmek istemiyorum. Kalbim için, ümitvarım.

Yaşamak ve yaşatmak için ümitvarım. Hâşâ yaratmak başka, yaşamasına katkıda bulunmak yani yaşatmak başka, onun da O’nun izniyle olduğunu bilerek… Hayatın sırrının, insanın canevinden uzaklaşmamak, kalbiyle nurun arayışını sürdürmekte saklı olduğu inancıyla… Birimizin helakinin hepimize olacağı düşüncesiyle… Birbirimizin yaşaması için kendimizi doğrultmaya, buna dua etmeye mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Camiden okunan ezan sesi ile kendimizi teselli etmek durumundayken seccademizle birbirimizi daha iyi tanımak zorundayız. Darmadağın olmamak için muhabbet bağını güçlendirirken sosyal mesafemizi korumanın ehemmiyetinin bilincinde olarak inanıyorum ki başaracağız. Yeter ki kalbimizden çıkmayalım. Ya Tahammül Ya Sefer’de dediği gibi Kutlu’nun, ‘evvela insana kıymet vererek’ başaracağız. Allah’ın kendine muhatap kıldığı, kulluk vazifesiyle şereflendirdiği insana kıymet vererek, kalbin kıymetini bilerek… İmtihanlarla süslenmiş, hastalıklarla yoğrulmuş, çeşitli sıkıntılar, belalar, kazalarla harmanlanmış olan insana kıymetli olduğunu hissettirerek bunu başaracağız. Asırlardır tartışılan insan niçin var, dünya niçin, hangi koşullarla nereye gidiyoruz, sonumuz ne olacak… gibi soruları daha iyi düşünerek; varlığı ve birliği daha iyi tanımlayarak, O’nu kalben tanıyarak, kulluğumuzu gözden geçirerek başaracağız.

Başaracağız, birlikte yeneceğiz, üstesinden geleceğiz… Bu cümleleri Sayın Sağlık Bakanı’mız Fahrettin Koca’da çokça ifade etmiş ve etmektedir. Bugünlerde daha çok farkına varıyoruz ne demek istediğinin, cümlelerinin arkasında neler yattığının… Önce inanarak, sonra kendimize ve insanımıza kıymet vererek sonuca varacağımızı şimdilerde daha net anlıyoruz. Birçok vatandaşımızın, belki salgın öncesinde adını bilmediği ve bu süreçte kalbi bir bağ kurduğu, sarsılmaz bir güven beslediği değerli Bakanı’mızın yola çıkarken dikkatleri buraya çekmesinin idrakine yeni yeni varıldığını görüyorum. Hâlbuki evde kalın çağrısı yaparken çocuklara ve gençlere aslında her bir vatandaşımıza Mustafa Kutlu ve Tolstoy okuyun deyişinin ardında da bu sır saklıydı. Bu süreçte insanımızın ve ülkemizin sağlığı için yapılan bütün özverili çalışmalarla birlikte verilen bu tavsiye Sayın Bakanı’mızın insanımıza verdiği kıymetin en açık deliliydi. Peki, neden Mustafa Kutlu denildi, dünyanın hâlâ tanımakta güçlük çektiği virüse karşı bu süreçte, ilacını ortaya koymak için yoğun uğraşlar sarf ettiği böyle bir zamanda Mustafa Kutlu’nun kitapları niçin önemliydi?

Dergimizde, “Hikâye kitapları genelde bizi alıp uzak diyarlara götürür fakat Mustafa Kutlu okuyorsanız hikâye sizin hayatınızdan bir parça, sizinle birlikte hayat deryasında süzülen bir gemidir.” ifadesiyle tanımlamıştı Zahide Elif, Kutlu’nun öykülerini. Karakterleri ile özdeşleşebileceğimiz öykülere, hayat deryasında yolculuk yapacak kâğıt gemilere ihtiyaç duyanlar için Mustafa Kutlu denilmiştir. Kendisi de bizleri İyiler Ölmez kitabında, Eğer inanıyorsak sanat hakikate giden yolda bize yardımcı olur. Kalbimizi açar, bizi merhamet ve şefkat sahibi kılar. Kâinatın kitabını, yani temaşayı öğretir. Güzelliğin farkına varırız.” sözleriyle güzelliğe çağırmış, sanata ve kitaba davet etmiştir. İşte yeni normalin ilk ve tek rotası: hakikat. Yeni normalde en çok ihtiyaç duyacağımız hissiyat ise merhamet ve şefkat olmalı. Eski normalde de bu durumlar farklı değildi. Sadece eski normalde biz normal değildik! Ve yeni normal sürecinde eskide de olması gerektiği gibi en çok açıp bakacağımız kitaplar ise önce kalbimiz, sonra Kur’an- Kerim ve kâinat olmalı. Güzelliğin farkına varabilmek için okumak zorundayız.

Yazımın başına dönüp sonrasında kalemle buluşan bütün gelişmeleri dikkate alarak cümlelerimi sonuçlandıracağım. “…Hayat dediğin nedir ki? …” Hayat anlaşılmayı bekleyen bir sır ve bu salgın süreci sırra erişmek için müthiş bir kaynak… Çok uğraşmış, gayret etmiş ancak yine de iplerin kopma derecesine geldiysek, Mustafa Kutlu ile birlikte kendimizi okumaya başlamalı, nerede hata ettiğimizi bulmalıyız. Hakikat yolculuğundan bir adım dahi sapmadan yola devam etmeliyiz. İyiliğin peşinde koşarken yolda yorgun düşenlere, huzura varanlara şahit olduysak onlar için ‘iyiler ölmez’ demeliyiz. Kutlu’nun ifadesiyle “Böyledir. Bizde iyiler ölmez. Evliya olup aramızda yaşarlar.” diyerek iyilikte koşmaya, evimizden ve kalbimizden uzak kalmamaya çalışmalıyız. Mustafa Kutlu okuyarak kendimize ve insanımıza verdiğimiz kıymeti delillendirebiliriz. Kutlu’nun kitaplarıyla sefere çıkarak, tahammülü içten içe işleyip, içimize düzenlediğimiz seferlerle hayatın sırlarını yani kelimelerin kendisini anlayabiliriz. Evliya olana kadar böyle…

Sonuç olarak; okuyunuz efenim, okuyan insan iyidir ve iyi insanlar hep var olurlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir