MEÇHUL DİYARLAR, DÜŞMAN AYNALAR

İsmail elini kalbine koyup uzun müddet öylece kalmıştı. Aynanın karşısında baktığı çehre, saçlar, sakallar, gözaltı çukurları, her biri sanki başkasına aitti. Aynanın yanındaki tabureyi altına çekip oturdu. Kocaman bir gövde, başkasına ait olan bir gövde görüyordu sanki. Duraksadı; geçirdiği yılları, acımasız insanları, karşılıksız sevdaları bir bir düşündü. Bunca yıl boşuna mı yaşanmıştı, boşuna mı bozulmuştu bu kalbin ritmi?

Bir hışımla oturduğu yerden kalktı ve aşağı sofaya indi. Kardeşi Hayrunnisa elindeki bezle toz alıyordu, bir müddet durup ağabeyini izledi. İsmail hiçbir şey görmüyordu. Tek istediği kendini dışarı atmaktı. Hava soğumaya başlamıştı. Taksim’den Beyoğlu’na yürüyordu. Hızlı ve büyük adımlarla Galata’ya geldi. Kafasında epeyce soru vardı. Son zamanlarda kendini huzursuz hissediyordu. Ne zaman kendini dinlese fark etmeden meçhul diyarlara gidiyordu. Ne bir kadın, ne memuriyetteki görevi, ne de ailesiydi onu huzursuz eden. Garip bir şey vardı içinde ama ne olduğunu çözemiyordu.

Fark etmeden Karaköy’e kadar gelmişti. Biraz denizi izlemeyi düşündü. Galata Köprüsü’ne yürümeye başladı. Saat geç olduğu için insan sayısı azdı. Yerdeki ıslaklığı görünce birkaç saat önce yağmur yağdığını anladı İsmail, hiç fark etmemişti. Sağında yarabandı, çakmak, kibrit gibi ıvır zıvır satan amca tezgâhını topluyordu. Solunda bir kadın hızlı adımlarla yürüyordu. “Ya bir yere yetişmeli ya da saat geç olduğu için hızlandı.” diye düşündü İsmail. Tam o sırada kalp ağrısı yine nüksetti. Olduğu yerde öylece kalakaldı. Ivır zıvır satan amca yanına koştu. “İyiyim” anlamında başını salladı İsmail. Adam arkasını dönüp giderken İsmail tekrar düşüncelere daldı. Onu bu hâle sokan belli olmuştu, kalbiydi. Onu huzursuz eden kalbiydi tabii. Kalp İsmail’in otuz yıllık yaşamındaki tüm soyut acıların toplandığı yerdi.  Vedalar, sebepli sebepsiz ayrılıklar, yaşamak zorunda olduğu acılar ne kadar soyutsa, kalp o kadar somuttu. Acısını ve pişmanlığını kalbine atan insanoğlunu, kalbi bir gün muhakkak yarı yolda bırakacak. İsmail de o günü bekliyordu.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir