MERAKLISINA FARKLI BİR YOL HARİTASI

-Çağırıl’an Yakup’a-

“Erdem başı til”

Kaşgarlı Mahmud\Divan-ı Lügati’t-Türk

Savruluyoruz. Elbette bu savruluşlar da hayata dâhil. İyi veya kötü bütün tecrübelerimizle kendimizi inşa ederiz. Bu inşa faaliyetinde dilin yeri yadsınamaz. Dilimiz bir yandan bu tecrübelerden etkilenirken öte yandan insanlığın bütün yolculuğu boyunca yanı başında etkin bir role sahiptir. Konuşma yetisi insanı diğer canlılardan ayırır ve dil, yol boyunca yaşadıklarımızın hikâyesini taşıyan bir emanetçidir. Her millet bu emanetçiye kendiliğinin sırlarını taşıtır. Her kelime bir nevi yük vagonudur aslında. Mademki kelimeleri hikâyelerle dolu yük vagonlarına benzettik, bu vagonların birbirine bağlı olduğu lokomotifleri sözlük olarak tarif etmemizde bir sakınca olmasa gerek. Sözlükler, konuşurken büyüsünün farkına varmadığımız dilin, kalem erbabınca sayfalarda kilit altına alınmasıdır. Bu bir bakıma tutsaklık olarak görülebilirse de aynı zamanda hazinelerin değerli sandıklarda muhafaza edilmesine de benzetilebilir. Öteden beri milletler bu hazineleri, yani hikâye hafızalarını değerli sandıklarda muhafaza etmişlerdir. Asurların kil tabletlerindeki sözlüklerden modern zamanların Oxford Dictionary’sine kadar tarihe iz bırakmış milletlerin devasa abideleri meraklısına kapısını açmaktadır.

Türkçe, milletler sahnesinde gezgin bir millet olan Türklerin dili… Binlerce yıllık sözlü, on beş asırlık yazılı tarihiyle dünyanın belli başlı dillerinden biridir. Tarih boyunca farklı coğrafyaları vatan edinmenin hem lütfunu gören hem kahrını çeken bir dile sahibiz. Çinceden İngilizceye birçok dille karşılıklı kelime alışverişi yaptığımız için zengin bir kelime dağarcığımız var. Sözlüklerimizden her birisi millet maceramızın bir safhasından haberler taşır. Sözlüklerimizin tarihine baktığımızda özellikle son iki asırda zengin bir külliyatla karşılaşırız. Bu külliyat üzerine kısa bir inceleme yaparak meraklısına dilimiz adına kabataslak bir yol haritası sunmayı amaçlıyoruz. Çünkü erdemin başı dildir ve dil asla ihmale gelmez.

Sözlükçülüğümüzün piri Kaşgarlı Mahmud’tur ve abidevî eserinin adı Divan-ı Lügat’it-Türk’tür. Müellif eserini 1057-1072 yılları Türk boyları arasında dolaşarak yazıp Bağdat’ta Halife El-Muktedi Biemrillah’a sunmuştur. Divan, Türkçe-Arapça bir sözlük olmasının yanı sıra gramer, coğrafya, şiir gibi pek çok alanda bilgiler içeren ansiklopedik bir eserdir. Sekiz bin kadar kelimenin anlamını veren Kaşgarlı Mahmud, Türk dilinin en edebi ve zarif lehçesi olarak belirttiği Hakaniye lehçesini esas alırken en kolay lehçe olarak adlandırdığı Oğuz lehçesine de önem verir. Eldeki tek nüsha Muhammed bin Ebubekir ed-Dımaşki tarafından 1266 tarihinde istinsah edilmiştir. 1915 yılında Ali Emiri Efendi’nin bir sahafta tesadüf edip otuz üç liraya satın aldığı sözlüğü ilk kez Besim Atalay 1943 yılında dilimize tercüme etmiştir. İçerisindeki Türk dünyası haritası da eserin değerini artırır.

Kâşgarlı Mahmud’un “Dîvânü Lûgati’t-Türk” eserindeki dünya haritası.

Karadeniz’in kuzeyindeki Kıpçak mirasından kalma yegâne eser olan Codex Cumanicus ise 1294 yılında yazılmıştır ve İtalyan tüccarlardan Alman rahiplere kadar farklı bir yazıcı kadrosuna sahiptir. Latince-Farsça-Kuman Türkçesi bir sözlük olan eserin Latince kısmı İtalyancaya yakındır. Kuman Türkçesi kısmında Hıristiyanlığa dair dualar ve ilahiler yer alır. Sözlüğün en ilginç yanı yazımında Gotik-Latin-Yunan harflerinin kullanılmasıdır. Eldeki tek nüsha 1303 yılına aittir. İçerdiği farklı bilgilerden dolayı ansiklopedik mahiyette bir sözlüktür.1880 yılındaki ilk neşrinden sonra ikinci kez G.Güner ve M.Argunşah tarafından Türkçe neşredilmiştir.

İlk olarak Kıpçakların daha sonra ise göçebe Türkmenlerin hakimiyetindeki Memluk Devleti’nde kaleme alınan Kitabu’l-İdrak li-Lisani’l-Etrak adlı Arapça-Türkçe sözlük 1312’de büyük dil âlimi Ebu’l-Hayyan el-Endülüsî tarafından yazılmıştır. Müellifin Türkî olarak adlandırdığı dil, Oğuz özellikleri taşıyan bir Kıpçak diyalektidir. Eserin ikinci kısmı gramere ayrılmıştır. Ebu’l Hayyan gibi ünlü bir Arapça uzmanının Türkçe üzerine kaleme aldığı bu ve diğer eserleri, dönem itibariyle Türkçenin kudretini göstermesi açısından önemlidir.

Tercümesi aslından daha ünlü olan Burhan-ı Kat’ı, Mütercim Asım Efendi’nin tercüme ettiği Farsça-Farsça bir sözlüktür. Asıl eser yirmi bin kelime taşır ve Halef-i Tebrizî tarafından 1652’de yazılmıştır. Fakat Mütercim’in tercümesi kelimelerin yeni baştan tertip edilmesi, yeni maddeler eklenmesi ve içerdiği folklor malzemesiyle telif bir eser sayılabilir. 1797’de tamamlanan sözlük Türkçe kelimeleri kronolojik olarak tasnif eder. Çocuk oyunları, tanıklarıyla deyimler, yiyecek ve içecek adları gibi farklı bilgiler barındırmasıyla sözlükçülük tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Asım Efendi Firuzabadî’nin ünlü Arapça-Arapça sözlüğü olan altmış bin kelimelik el-Kamusu’l-Muhit’ini de el-Okyanusu’l-Basit adıyla tercüme etmiştir. Bu tercümesi de yeni baştan tertip edilmesi, yeni maddeler eklenmesi gibi sebeplerle telif bir eser sayılabilir.

Sir James William Redhouse’un 1842’de tamamladığı Müntehabat-ı Lügat-ı Osmaniye adlı sözlüğü, Osmanlı Türkçesindeki Arapça ve Farsça kelimeleri içerir. Bu eserin ardından 1857’de ilk baskısını İngiltere’de yapan Lexicon adlı İngilizce-Türkçe sözlüğü yazarın şaheseridir. Bu şaheserin karşılığı 1890’da İstanbul’da Misyoner Heyeti adına Kitab-ı Meani-i Lehçe li-James Redhouse el-İngilizî adıyla basılmıştır. Alanında henüz aşılamayan bu iki eserin güncel baskıları yapılmaya devam edilmektedir. Ayrıca müsveddelerini devlet erkânından destek görmek üzere İstanbul’a gönderdiği, fakat destek görmediği için yazmaktan vazgeçtiği Küllliyat-ı Aziziye adlı, kelimelerin Arapça-Farsça-Türkçe ve Avrupa dillerindeki kökenlerini gösteren bir çalışması daha bilinmektedir. Fakat bu eserin müsveddeleri maalesef kayıptır.

Türkçenin belli bir düşünceyle hazırlanan ilk sözlüğü Kamus-i Türkî’dir. Farklı alanlarda sözlükleri ve ansiklopedik eserleri olan Şemseddin Sami’nin bu eseri Batılı sözlüklerin sistematiğine uygun olarak hazırlanmıştır.1901’de yazılan eser, yazarın tarifiyle lisan-ı Türki’nin lügatidir. İfade-i Meram adlı mukaddimesinde dil hakkındaki görüşlerini belirtir. Sözlükte yer alan yirmi dokuz bin kelimenin üçte biri Türkçe, diğerleri ise Arapça, Farsça ve Batı dilleri kökenlidir. Türkçenin ıslahı için aslî dilimiz olan Şark Türkçesinden kelime türetmek gerektiğini ve gereksiz Arapça-Farsça terkiplerin dilimizden atılmasını savunan Şemseddin Sami, bu eseriyle sözlükçülüğümüzde bir dönüm noktasıdır.

Türk Dil Kurumu’nun ilk baskısını yirmi beş bin kelimeyle 1945’te yapan Türkçe Sözlüğü günümüzde en çok kullanılan sözlüktür.8.Baskıda(1988) düzenli hâle gelen eser daha sonraki baskılarda uygulanan aşırı ve sunî kelime türetme politikasıyla son baskısında(2012) her ne kadar yetmiş yedi bin kelimeye ulaşsa da maalesef niteliğinden çok şey kaybetmiştir. Dilimiz kelime türetmeye çok müsait bir yapıya sahiptir. Fakat dilin ıslahı ve zenginleştirilmesi hususunda doğal seyrinin gözetilmesi ve ölü doğan kelime yığınlarına rağbet edilmemesi gerekir.

Ferit Develioğlu’nun 1962’de yazdığı Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Osmanlı Türkçesi alanında büyük rağbet görmüştür. Dönemi itibarıyla bir boşluğu doldurması ve altmış bin madde içermesi bu yönelişte etkilidir. Fakat kullanılmayan pek çok kelimeye yer vermesi ve Farsça terkiplerin madde başı olarak alınması sözlüğün eksikliklerindendir. Bu sözlüğe sözlükçülük açısından bakıldığında bütün başarısına rağmen derleme bir eser denilebilir.

Bir heyet tarafından 1971-2005 yılları arasında hazırlanan Misalli Büyük Türkçe Sözlük, XIII. asırdan günümüze taranan yüzlerce eserden de faydalanılarak titiz bir çalışmayla hazırlanmıştır. Ayrıca yüz bin misal ve etimolojik açıklamalar eserin değerini artırmaktadır. Altmış bir bin maddelik bu abide, Türkiye Türkçesinin elimizdeki tam bir sözlüğü denebilir.

Matbaamızda basılan ve bir Osmanlı müellifine ait ilk basma kitap olan dönemin çok satan kitabı Vankulu Lügati, dünyadaki ilk yapma dil olan Baleybelen Sözlüğü -ki Mustafa Koç’un titiz emeğiyle basılmıştır-, en çok maddeyi içeren Ötüken Büyük Türkçe Sözlük ve sürekli güncellenen Doğan Büyük Türkçe Sözlük dilimizin diğer abideleridir.

Güzel Türkçemizde sözlük alanında yapılacak pek çok çalışma gayret gösterecek kalem erbabını beklemektedir. Örneğin Yunus’tan günümüze Türkçenin seyir defteri tam manasıyla masaya konulmamıştır henüz. Yine sözlük sahasına dâhil edebileceğimiz şairlerin kelime varlıklarını gösteren sözlüklerimiz için birkaç iyi niyetli adımdan öte çalışma yapılmamıştır. Fuzuli’nin, Namık Kemal’in veya Mehmet Akif’in kelime dünyalarına ilişkin sözlüklerin çoktan yazılmış olması gerektiğini düşünüyorum.

Sözlükler, kamuslar, lügatler merak edene kendisi hakkında farklı bir yol haritasını sunmak potansiyelini haiz eserlerdir. Onları okumak, onlar ile cebelleşmek ve sonunda kalemi eline alıp onlara dair “bir şeyler” yazmak, kendi sesimizin yolunda olduğumuza bir işarettir. Bütün edebiyatçılar varlık sahasından anladıklarını kendi seslerine “uydurarak” söylemişlerdir, bu böyledir. Şikâyet etmek güçsüzlük alametidir. Kalemi eline alıp bu yolda mesai harcamadıktan sonra ne denilse nafiledir. Dergiler, edebiyatta mevcut seviyeyi göstermekten başka ilerisi için işaret feneri işlevi de görürler. Dünya yolculuğunu yakın zamanda sonlandıran Mehmet Genç Hoca’nın deyimi ile bize düşen “hac yolunda karınca” misali çalışmaktır, gerisi teferruattır sevgili okur.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir