MODERN CAHİLİYE DEVRİ

İnsan, gürültülerin içerisinde yaşayan canlı konumundadır. Kimsenin birbirini dinlemediği ama herkesin bir şeyler anlattığı “bilinçsiz duyarlılık” anlayışıyla yaşıyoruz. Çığlıkları duyacak bir sessizliğe sahip değiliz. Açtığımız televizyon insanlık ile insan arasına perde çekerek zihinleri aldatma çabasındadır. İnternet vasıtasıyla girdiğimiz sosyal medya araçları bizi tarihimizden, özümüzden ayırmaya gayret eden odakların sahipliğini yaptığı mecralardır. Onların duy dediği kadar duyacak, gör dediği kadar görecek seviyeye düştük. Sınırlar çerçevesinde en özgür gibi göründüğümüz çağı yaşıyoruz. Buna sınırlandırılmış özgürlükte diyebiliriz.  Günümüzde modern kavramı oldukça popüler olmuş durumdadır.  Oysa hiçbir çağ günümüz kadar kanlı, şiddet dolu bir olaylar silsilesini içerisinde barındırmıyordu. “İnsan” kavramının artık popülist söylemlerin içerisinde yer aldığı ve üzerinden rant sağlandığı lakin akılların içerisine giremediği bir zamandayız. Teknik, bilim anlamında ötelere giden bir dünyada ahlak, kültür, medeniyet alanlarında anlam karmaşasına sahibiz. Bir gün gayrimeşru bir ilişkiye giren kadının bu davranışını normal kabul eden hanımefendiye karşı toplumsal ahlaki değerlerimizden bahsederken çoğu insanın yüzüne şiddetle çarpacak bir soruyla karşı karşıya kalmıştım, “Ahlak ne ki?”

Toplumumuzda ahlak, merhamet gibi değerlerin yitirilmesindeki en büyük etkenlerden biri doğru ve anlaşılır bir eğitimin verilememesidir. İlkokulda yerinde duramayan, dışarılarda sürekli oyun oynayan küçük çocuğa haftada iki saat beden eğitimi dersi vermek yerine merhametin, saygının, hoşgörünün anlaşılabildiği Sevgi ve Huzur Evleri gibi yerleri ziyaret ederek daha güzel sonuçlar alınacağı kanaatindeyim. Tarihimizde ki Nene Hatun gibi iffeti için mücadele eden kişileri anlatmak hatta mezarlarını ziyaret etmek ahlaki anlamda da neslimize bir şeyler katacağını düşünüyorum. Günümüzde şiddetin bir popülerlik vesilesi olduğu “aşk”ın ahlaktan daha anlamlı olduğunun lanse edildiği televizyon programları ile karşı karşıyayız.  Bilinçsiz, kütüphanesiz bir evde “Ali topu at.” cümleleriyle oynanılacak yer tasviri çizilmiş dünya anlayışıyla yetiştirilen genç bireyler, kendilerini rahat ve eğlenceli yerlere kolaylıkla teslim ediyorlar. Önceleri “Düşünüyorum o halde varım” anlayışını şu an “Tüketiyorum o halde varım” anlayışına bırakmıştır. Bunun sonucu olarak genç bireyler başta olmak üzere insanlık düşünerek değil tüketerek varlığını devam ettirmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi ruhi anlamda insanın kendisine verecek cevapları olmamasıdır. Yaşamış olduğu sancılı zamanların cevabını bulmak yerine zihnini, bedenini uyuşturma kolaycılığına kaçmaktadır.  Bazen de bu duruma zorla sürüklenmektedir . Hayallerini, zihnini uyuşturduğu teknolojik aletlerdeki oyunlara satmaktadır.  Çevresinden, toplumsal sorunlardan hatta kimi zaman kendisinden dahi haberi olmayan insanlık tabiri caizse modern köleliği kabul etmiştir. Medyanın  yönlendirmeleriyle düşünen, trendlere göre giyinen ve reklamı göze hitap eden yiyecekleri tüketen bir insan topluluğu meydana gelmiştir. Sekülerleşen dünya toplumunda “hümanizm” anlayışı ile insanı merkeze alan, yaratıcıyı perde arkasına atan bir düzen anlayışında yeniden kula kul olunduğu gözler önüne gelmiştir. Oysa İslam dininin kula kulluktan tek olan Allah’a kulluğa giden yolu ile birlikte helal-haram çizgisine dikkat etmek, israf etmemek ve “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” prensibini yeniden gündeme almak,  kaybedilmiş çoğu insani duyguyu yeniden kazanmamızın ve eşref-i mahlukat olmamızın şartları değil midir?  

Günümüzde modern bilim bulamadığı mânânın yerine insanı koymuştur. İnsan merkezli bir dünya anlayışı ile insanı tapılacak bir meta haline getirmektedir. Toplum insani duygulardan daha fazla insani bilgilere sahiptir. Önceki insanlar ahlak abidesiyken şimdiki insanlar ahlakın dikilmiş abidelerine sahiplerdir.  Küreselleşen dünya ile insan özgürlük müsveddesi altında medya algısı ile “düşünen itaat” haline dönüştürülmüştür. Genç Werther’in Acıları adlı ünlü edebi eser ilk kez okuyucularla tanıştığında birçok insan kitabı okuduktan sonra intihar etmeye başlar. Kitap bu infial durumundan sonra yasaklanır. Medyanın da bilinçsiz bir topluma aktif bir şekilde girdikten sonra yapılan propagandalar ile ahlaki yozlaşma, insandaki şiddet eğilimi ve ferdiyetçilik gibi sonuçlar belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bir kitabın yayılım gücü ile bir televizyonun yayılım gücü kıyaslanamayacak kadar açıktır. İnsan sınırsız anlayışlı yeni bir dünyada, ölçüye dikkat ettiği takdirde yaşanılacak bir topluma sahip olacaktır. Ne olduğu anlaşılmayan, anlam yüklenilemeyen bir maddenin amacının anlaşılması için yüzlerce deneyde uygulamalı bir biçimde kullanıldığı gibi 14 asır öncesinden verilen “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” ilahi düsturuna bakılmadığı takdirde, idealsiz ve anlamsız bir insanın ağaçtan düşen yaprak gibi savrulacağı ve meta olarak kullanılacağı açıktır.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir