“NİÇİN İNTİHAL YAPILIR?” YA DA ÖZGÜN ÇALIŞMANIN LÜZUMU ÜZERİNE

İntihal kelimesi, hırsızlığın akademik lisana büründürülmüş halinden başka bir şey değildir. Ülkemizde teknolojik imkânların gelişmesi, yüksek lisans ve doktora öğrenci sayısı ile üniversite sayısının artışıyla paralellik gösteren intihal vakasını incelerken sorunun temeline dair kısa bir soruşturması yapacağız. Bir yüksek lisans ya da doktora öğrencisi niçin özgün bir çalışma yapmak yerine intihale başvurur ya da önceki araştırmaların üzerine bir şey katmayan bir tekrar için vakit harcar? Bu sorunun cevabını ararken çemberi daraltmak adına, intihal ve birbirinin benzeri çalışmalar için kar amaçlı ilaç şirketlerinin makale avcısı dergilerle işbirliğine ya da ancak gün yüzüne çıktığında skandal olarak tarihe geçen uluslararası bilim sahnesindeki meşhur etik dışı vakalara değinmeyeceğiz. Konumuz, ülkemizde her geçen yıl binlercesi eklenen ya tekrar yahut intihalle malul çalışmaların altında yatan asıl sebeplere odaklanmak olacak. Hedef kitlemiz, etik dışı yollara sapan ve özellikle sosyal bilimlerde araştırma yapan yüksek lisans ve doktora öğrencileridir.

Örnek olarak YÖK sistemine göre yüksek lisans ve doktora çalışmalarının sayısı 1999’da 11.039 iken 2014’de birden 25.730’a çıkıyorsa bu nicel patlamanın nitelik açısından incelenmesi gerekir (Toprak, 2017: 1). Daha da vahimi, teknolojinin ilerlemesi ve amaç belirtilmeden lisans sonrası eğitimin teşvik edilmesiyle yukarıda verilen nicel artıştan oransal olarak daha fazla şekilde intihalin ve tekrar edegelen çalışmaların arttığını söyleyebiliriz. Bir sosyal bilim olarak eğitim alanındaki % 34 gibi yüksek bir intihal oranı karamsar bir manzaradır (Toprak, 2017: 7). Mesleki yükselme imkânı, askerlikten belirli bir süre için muaf tutulma hali, öğrenciliğin sosyal ve ekonomik avantajlarından yararlanma isteği ya da paralı da olsa yapıldığında sağladığı itibara düşkünlük sebebiyle tercih edilen bir yüksek lisans ya da doktora programının toplam sayı içerisinde yüzde kaçlık bir dilime tekabül ettiğini düşündüğümüzde manzaranın toplumsal ve ekonomik arka planını görme imkânına kavuşabiliriz ancak. Ayrıca “akademik kaygı” terimini bir hayli yanlış yorumlayarak unvan kazanmak uğruna bu yola tevessül eden kişi sayısının çokluğunu da yukarıdaki farazi hesaplamamıza ekleyebiliriz. Üniversitelerde belirli sosyal bilimler bölümlerine yığılan öğrenci çokluğu arttıkça, bir huni olarak hayal edebileceğimiz eğitim sistemimizin çıkış olarak adlandırdığımız dar ağzındaki sayı da artış gösteriyor. Haliyle çalışmaların intihal ve tekrar açısından zafiyetleri de git gide çoğalıyor. Matematik açısından bu kısa hesaplama sorunun yüzeysel bir tasvirini verebilir ancak. TÜBA’nın belirlediği etik kriterleri adeta test etmek gayesiyle yapılan bu kadar ihlalin açıklamasını yapmak için görüşümüzü genişletmeye devam etmeliyiz (Ertekin ve diğerleri, 2002: 35-40).

Nitelikli ve uluslararası alanda kabul gören yüksek lisans ve doktora çalışmalarının sayılarının artması için kopyalamaya ve intihale meyletme sebeplerinin kurutulması gerekmektedir. Aynı zamanda özgün ve etik değerlere uygun çalışmaların sükûta mahkûm edilmemesi, tartışılması, ödüllendirilmesi ve sonuçlarından hakkıyla yararlanılması gerekmektedir. Meslek içi yükselmelerde dikkate alınacak araştırmaların akademik olarak sıkı denetime tabi tutulmalıdır. Makam ve ekonomik getiri sağlayacağı için kabuğundan daha fazla şekilde içeriği de önemsenmelidir. Kötü örneklerin özellikle oluşturulacak etik kurullarca uyarılması mühimdir (Ertekin ve diğerleri, 2002: 63).

Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını yürüten öğretim görevlilerinin bunlara gereken vakti ayırabilmeleri için gerekli üniversite düzeyindeki kanuni düzenlemeler de yapılmalıdır. Böylelikle yeni araştırmaların danışmanlığına ve denetimine daha sağlıklı vakit ayırabilirler. Bu noktada dünyadaki yetkin örnekler gözlemlenebilir. Makale, bildiri ve araştırma projeleri sadece birer sayıdan ibaret görülerek ikbal basamaklarını oluşturan birer merdiven olarak görülmemeli asli olarak bilim dünyasına katkı sağlamanın ve merakın peşinden gitmenin bir vasıtası şeklinde algılanmalıdırlar. Bunun için bir yandan mevcut kadronun imkânları iyileştirilirken öte yandan gelecek nesil için daha lisans düzeyinden başlayan dersler ve ekstra programlar konulabilir.

Yüksek lisans ve doktora, tabiatı itibarıyla, akademik kaygılar dışında mecburen başvurulan bir kaçış yolu olmaktan uzaktır. İşte bu akademi dışı kaygılarla arasındaki mesafeyi korumak adına tedbirler alınması ve yukarıda bahsedilen sebeplerin birer birer elenmesi araştırmaların içeriğinin tartışılmasıyla birlikte düşünülürse anlamlı ve verimli sonuçlar elde edilecektir. Çok yönlü bir teklifle, hem mesafe korunur hem de nitelik için gelecekteki muhtemel lisans sonrası eğitim adayı insanlara gerekli eğitim verilirse bu çok yönlü hassasiyetin meyvelerini toplamak uzun yıllar sürmeyecektir. Suçu öğrenci niteliğinin düşüklüğü, sistemin temelden bozuk olması vb. gibi kolaycı cevaplara atmak bir çözüm önerisi getirmez. Öte yandan temelden başlayan bir teklif yapmadan ve gereken inisiyatifi almak için çabalamadan soyut uzayda kalacak tedbirler ilan etmek de sonuç vermeyecektir (Ertekin ve diğerleri, 2002: 61).

Başkasının emeğini çalmanın ya da tekrar etmenin mevcut düzende kişinin yanına kar kalması imkânı azaldıkça sosyal bilimlerde özgün çalışmaların ağırlığı artacaktır. Zaman içerisinde eğitim yoluyla etik ilkelerin benimsetilmesinin ve günümüzde bu araştırmaların danışmanlığını yaptıran kadronun akademik kaygılarının artırılmasının söz konusu neticeyi vereceğini umuyoruz. Dünyada sosyal bilimler alanında İnalcık örneğinde görüldüğü gibi başarısını kanıtlamış pek çok yeni örneği aynı anda ve çok sayıda sunabilmemiz mümkündür. Aksaklıklar giderildikten sonra, öğrenciler bu potansiyeli haizdir. Sistem, ancak bu noktada düşülecek tuzakları mümkün olduğunca azaltarak ve bilimsel özgürlüğü sağlayarak bize yardımcı olabilir. Gerisi, gündelik hayatın gürültüsünden koparak çalışmasına vaktini ayıracak akademinin emektarlarının işidir. Onlara imkânlar sağlandıktan sonra güzel sonuçlar bir bir gelecektir. Bir ülkede, zorunlu ihtiyaçlarla uğraşanların dışında, birilerinin hayal kurarak dışarıdan bakıldığında tuhaf görülebilecek ve pratik faydası hemen alınamayacak araştırmaların peşinden gitmesi gerekir. Bu sosyal bilimler için de böyledir. Şair ve yazar Enis Batur’un dediği gibi bu ülkede “birilerinin ördek tüyü üstünde çalışması lazım”. Sosyal bilimlerde bu örneğe denk düşen farklı, çok katmanlı yorumlara sebebiyet verebilecek çalışmalara çok ihtiyacımız olduğu aşikâr. Karamsar tablonun dağıtılmasının mümkün olduğuna inanıyoruz.

Genel Okumalar ve Kaynakça

Umberto Eco (Çev: Betül Parlak), Tez Nasıl Yazılır?, Can Yayınları, İstanbul, 2018.

Mehmet Saray, Bilimsel Araştırma Yöntemleri El Kitabı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2016.

Edt: Ayşe Erzan, Bilim Etiği El Kitabı, TÜBA, Ankara, 2008.

Ali Birinci, Tarihin Kara Kitabı, Kopernik Yayınları, İstanbul, 2018.

Edt:Ahmet Şimşek, Alaattin Aköz, Türkiye’de Akademik Tarihçilik, Kronik Yayınları, İstanbul, 2017.

Ziya Toprak, Türkiye’de Akademik Yazı: İntihal ve Özgünlük, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Dergisi, Cilt:34, Sayı:2, 2017.

TÜBA (Komisyon), Bilimsel Araştırmada Etik ve Sorunları, TÜBA, Ankara, 2002.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir