NİÇİN SANAT?

Ernst Fischer sanatın gerekliliğini açıklarken, “Sanat insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir. Ama salt özünde taşıdığı büyü yüzünden gereklidir sanat.” cümlesini kullanıyor. Bu cümle insan doğasında sanatın yeri ve önemini en iyi şekilde özetleyen cümledir. Fischer’in da dediği gibi sanat, en çok da insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir. İnsana dokunan, elinden tutan, güç veren doğası sebebiyle gereklidir. En beklemediğimiz anda elimizden tutan sanat, farklı hayatlara götürür bizleri. Bambaşka yaşamlara büyüleyici bir resim, sarsıcı bir roman veya içten bir oyunla tanık oluruz. Onlar hakkında tecrübe edinir, kendimizi şekillendiririz. O hep sırtımızı dönüp konfor alanımıza sığındığımız toplumsal gerçeklerle yüzleşiriz.

Kelimeleri özenle seçilerek bir araya getirilmiş Rus edebiyatının o meşhur eserini bilmeyen yoktur sanırım, Gogol’un Paltosu. Gogol bu eserinde aslında bizlere sadece bir paltoyu ve onun Akakiy Akakieviç için olan önemini anlatmıyordu. Onun anlattığı hikâye bunun çok daha derinlerinde gizliydi. Gogol bu hikayeyle bizlere dönemin Rus ekonomisi hakkında bilgi veriyordu, toplumsal sınıflara bir pencere açıyordu, az kazançlı olan bir devlet memuru için bir palto almanın bile ne kadar büyük bir mesele olduğunu kelimelerin insanı içine çeken dünyasında bizlere anlatıyor ve yaşatıyordu. Hikâyeyi okuyan herkes Akakiy Akakieviç ile aynı gelgitleri ve aynı kararsızlıkları, mutlulukları yaşamıştır şüphesiz. Hikâyeyi okuyanlar olarak hepimizin kendi toz pembe dünyamız dışında birer tecrübesi daha var. Ve Akakiy Akakieviç tecrübe ettiğimiz hayatlardan sadece birisi. Ondan edindiğimiz tecrübe sayesinde belki de günün birinde gerçek dünyadaki bir Akakiy’nin elinden tutarak onu kurtaracağız.

Hemen hepimiz Shakespeare’den bir eser biliriz. Bunlar arasında benim en sevdiğim Othello’dur. Kuşkuculuğu aşkından ağır basan ve en son pişmanlıkla ölen büyük komutan… “Ah benim ruhumun sevinci” diye severken güzeller güzeli Desdemona’yı, kuşkusu ve şüphesine nasıl da yenik düşüp vazgeçmişti biricik sevgilisinden? Onun sayesinde hiç yaşamadığım bir aşkın acısına ve sevincine hatta ufacık bir kuşkunun insanı nasıl kemirdiğine şahit olup bu hislerin tecrübesini yaşamıştım tüm eser boyunca. Ah benim ruhumun sevinci diye seven bir sevgili nasıl da esiri olmuştu ufacık bir kuşkunun? Pişmanlığın aslında benim bu zamana kadar hissettiğimden daha büyük bir şey olduğunu, belki de bu eser sayesinde hiç yaşamadığım bir aşkın, sevgiliyi kaybetme acısını yaşarken tatmıştım.

Okurken, izlerken, dinlerken yahut güzel bir sanat eserinin üzerine tahlillerde bulunurken hepimizin yaşadığı böyle deneyimler vardır. Bizi alıp götüren deneyimler. Farklı hayatları yaşatan deneyimler. Ya da hiç beklemediğimiz anda bir romanı okurken nasihat veren anne hepimizin saçlarını okşamıştır. Olayları farklı bir açıdan bize gösterip hayatın aslında ne kadar da kısa olduğu aydınlanmasını o anne sayesinde yaşamışızdır.

İşte Fischer’inde dediği gibi aslında sanat budur. Sanat bizleri büyüleyici dünyasına çekerek aydınlatan, bize bir şeyler öğreten, hayatımızın yolunda gitmediği en zor noktada elimizden tutan, gözyaşlarımızı silen bir güçtür sanat. Sanat, insanın kendini ifade biçimidir. Sanat, konuşurken dili dolanan kekemelerin bile tek çırpıda hiç takılmadan okuduğu şiirdir. O şiirle aslında içindekileri tek çırpıda haykırmasıdır.

Sanat, belki sadece sanat içindir. Hatta tanımında olduğu gibi önemli olan belki sadece estetik kaygı güdülerek ortaya bir eser konmasıdır. Ama sanat aslında bunlardan çok ötesi, çok fazlasıdır. Tanımında yer almasa da sanat geçmişten günümüze kadar, hayat ne kadar dengeye kavuşsa da daima sırtımızı sıvazlayan bir anne, sığındığımız bir liman, göz yaşlarımızı silen bir arkadaş, bize güvenle sarılan bir baba olarak her zaman gereklidir. Çünkü hayat ne kadar dengeye kavuşmuş gibi görünse de insan hiçbir zaman dengeye kavuşamaz, sürekli kendini aşmak fazlasını yapmak ister. İşte sanat insana istediğin hep bir fazlasını veren o eldir. O el olarak gereklidir.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir