NİMET Mİ? KÜLFET Mİ?

Bu yazımıza “en güzel kelam” ile başlayalım istedik:

“Ey iman edenler!”

Tabii bunun da bir hususiyeti var. Cafer-i Sadık (ra.) der ki:

“Allah Teala’nın ‘Ey iman edenler!’ hitabındaki lezzet, kişiden ibadet ve taatin bütün yorgunluk ve ağırlığını giderir, yok eder (bilakis ibadetleri manevi bir ziyafet hâline getirir).” buyurmuştur.

İdrakine varabilene, bize kelamımızı etmek düşer…

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz “Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” buyurmuştur. Buna ek olarak da iki cihan serveri Efendimiz de (as.): “Faiz yoluyla mal çoğaltan hiç kimse yoktur ki sonunda malı azalmasın.” demiştir.

Nass’dan hareketle, kendisinden faydalandığımız her türlü nimetin asıl sahibi yerlerin ve göklerin maliki olan Cenab-ı Hak’tır. Tabii Yüce Rabbimiz kullarına mülkünden ihsanda bulunmuş ve sayısız nimeti istifademize vermiştir. Ancak bu istifade sırasında dünyada (emir itibarıyla ahirette de) huzuru kaçıracak birtakım kazanç yolları ve yanlış uygulamaları haram kılmıştır. Unutmamalı ki her resmî ve yasal olan şey helal değildir. Bunlardan biri olan faiz; haksız yoldan, emek sarf etmeden, alın teri dökmeden kazanmaktır. Faiz insanların mallarına kattıkları “meşru” olmayan fazlalıktır. “Bizi aldatan bizden değildir.” buyuran Allah Rasulü’nün (as.) getirdiği adalet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma gibi değerleri görmezden gelmektir. Unutmamalı ki faiz, alın terinin mukaddes olduğunu göz ardı etmektir. Faiz, dünyada ve ahirette çetin olan büyük bir günahtır.

İslam, baştan beri bu günahla mücadele etmiş ve faizi haram kılmıştır. Çünkü İslam hukuku ve ahlak sisteminin temelinde yer alan “hak” kavramına aykırıdır. Faiz sistemi, kul hakkını hiçe sayarak insanları kolaylıkla aldatmanın yolunu açar. Bir kimse belki de iyi niyetle ‘’kazanıyorum’’ zannederken aslında aynada kaybeden bir bireyin ve birbirine güvenini yitiren bir toplumun nasıl felakete sürüklendiğinin fotoğrafı vardır.

Faiz yalnızca malın değil, hayatın da bereketini kaçırır. Nice iflaslar, intiharlar, dağılan aileler, heba olan ömürler faizin birer neticesidir. Yüce Allah (cc.), çalışıp çabalamadan haksız yoldan kazanç sağlayanların ibretlik akıbetini bizlere şöyle haber vermektedir: “Faiz yiyenler, kabirlerinden şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu durum onların ‘’Alışveriş de faiz gibidir.’’ demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.’’ Burada ifade edilmeli ki; Rabbimiz ömür boyunca rızkımıza kefil olduğunu bildirmiştir. Bugün faiz ile başımızı derde sokup günaha dalmak, âdeta ahiret yokmuş gibi yaşadığımızın kanıtıdır.

Elbette alışveriş faizle aynı olamaz. Çünkü alışverişte gayret, zahmet, risk ve emek vardır. Helal yoldan nafaka temin etme ve hayatını idame ettirme çabası vardır. Faiz ise; insanları zahmetsiz yoldan para kazanmaya sevk eder, tembelleştirir, duyarsızlaştırır. Nitekim Rabbimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Allah faizden elde edilen malı mahveder; sadakaları ise arttırır, bereketlendirir. Allah hiçbir günahı sevmez.”

Faizi kaçınılması gereken, helak edici yedi husustan birisi olarak sayan Sevgili Peygamberimiz de (as) en yakın akrabalarından başlamak üzere bütün toplumu faiz alıp vermekten men etmiş ve veda hutbesinde insanlığa şu önemli mesajı vermiştir: “Cahiliye’ye ait her şey ayaklarımın altındadır. İyi bilin ki Cahiliye Dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz de amcam Abbas bin Abdülmuttalib’in faizidir.”

Zengin, faiz yoluyla haksız yere malını katlarken zayıf ve muhtacın sırtındaki kambur her geçen gün artmaktadır. Mal, mülk ve itibar hırsıyla bencilleşenler, görünüşte insanlar nezdinde zenginleşmekte ise de ahlaki yönden fakirleşmekte ve Cenab-ı Hak katında değer kaybetmektedir. Küçük menfaatler uğruna dünya ve ahiret hayatları tehlikeye girmektedir.

O güzel adam bu sistemin çarpıklığını şöyle ifade etmişti: “Herkes faiz oranlarının arttığından şikayetçi. Birisi de çıkıp demiyor ki Müslüman ülkede faizin ne işi var?” Evet, böylece normalleşen günahlar bizi biz yapan şeyleri elimizden almış oluyor.

Bizi biz yapan şeylerden sıyrıldığımızda da durumun nasıl olacağını o zarif adam aktarıyor:

“Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslüman’da değil cihad etmek acaba bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?”

Unutmamalı ki bu dünya fanidir ve bir imtihan yeridir. Ebedî olan ise ahiret yurdudur. İlahi huzura çıktığımız zaman malımızı nereden kazanıp nerede harcadığımız elbette sorulacaktır.

Öyleyse başta faiz olmak üzere her türlü haksız ve haram kazançtan sakınalım. Küçük, büyük her türlü faiz içeren ticari uygulamalardan vazgeçelim.

اللهم اغفر لنا وارحمنا بحق محمد مصطفى

Ey Rabbimiz bizi bağışla, Muhammed Mustafa’nın (sav.) hakkı için bize merhamet buyur…

Amin

NİMET Mİ? KÜLFET Mİ?” için bir yorum

  • 26 Haziran 2020 tarihinde, saat 23:48
    Permalink

    Emeğinize sağlık gerçekten güzel anlatmışsınız. Bu çağda hakkı yerine getirmek insana ağır geliyor.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir