NURETTİN TOPÇU: HAYATTAN ESERE ESERDEN HAYATA

Tanzimat’tan Osmanlı’nın yıkılış sürecine kadar çeşitli fikirleri, ideolojik hareketleri, rejim arayışlarını, anayasa reformlarını bünyesinde barındıran Türk düşünce dünyası, zengin bir birikimle Cumhuriyet’e ulaşmıştır. Bu zenginliği tasnif edecek olursak, düşünce dünyamızı üç kaynak beslemiştir: Millî, İslamî, Avrupaî.[1] Cumhuriyet’in bazı aydınları, bu üç kaynaktan beslenerek eserlerini ortaya koymuştur.

Nurettin Topçu, bu isimlerin başında gelmektedir. O, içinde yetiştiği çevre itibariyle millî, bir geleneğin evladı olarak İslamî, Batı’da aldığı ciddi eğitim sebebiyle de Avrupaî bir kimliğe sahiptir. Çocukluk yıllarını muhafazakâr bir muhit olan Fatih’te geçirmesi, ona yerlilik ve milliliğin kapılarını aralamıştır. Daha sonra tahsil için Avrupa’ya giden Topçu, burada kazandığı ciddi birikimle kendisini dogmalara, kapalı bir zihne kapılmadan yetiştirmiştir. İstanbul’a döndükten sonra da Nakşibendi şeyhi olan Abdülaziz Bekkine’ye intisap etmesi, ondaki manevi ve psikolojik boyutu ortaya koyar. O, Hallac ve Mevlana’nın şahsında mistik hayata verdiği önem neticesinde Doğulu; eleştirel bir bakış açısı, felsefi birikimi dolayısıyla da Batılıdır. Hem muhafazakâr hem reformist hem rasyonel hem romantiktir; akıl ile kalbi birlikte yürütür. Doğu ile Batı arasında bir köprü işlevi gören Anadolu topraklarının havasını, Topçu’nun şahsında bulma imkânına sahibiz.

Çok yönlü kişiliğini, derin birikimini eserlerine yansıtan Nurettin Topçu, söyledikleri ve yapıp ettikleri arasında bir uyuma sahiptir. O, bir sanatçı edasıyla yazdıklarını yaşayan, eylem-söylem birliğini ortaya koyan bir aydın profili çizer. Bugün birçok kesim tarafından “büyük adam” olarak nitelendirilen Topçu, “büyük adam”ı şöyle tarif eder: “Büyük adam, eseriyle hayatını birleştiren adamdır. Biz onda şu vasıfları görüyoruz: Önce bütün ömründe ayni kanaatin, ayni imanın sahibi olan adamdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez, muhitine uymaz; muhiti kendine uydurur, uydurmazsa çarpışır.”[2] Hayatı boyunca bu söylediklerini yerine getirerek, bugün “büyük adam” nitelendirmesini hak etmektedir,

Bir ilim adamının, bir mütefekkirin, bir sanatkârın eseri çoğu zaman kendi kronolojisinin ve devrinin üstüne çıkmak, onların dışına taşmak istidadı gösterir. Belki büyük eserlerin hususiyetlerinden biri de dar bir zaman ve mekânla sınırlı olmayışları, akan tarihin gerisine gitme ve ilerisine geçme imkânı ve iddiası taşımalarıdır,[3] Nurettin Topçu da eserleriyle bunu başarmıştır. Eseriyle hayatını birleştirip hiçbir otoritenin, zihinsel taassubun, dogmanın boyunduruğu altına girmeyerek özgünlük ve özgürlüğün kapılarını aralamış; kendi çağının sıkıntılarını sistemik bir şekilde dile getirerek çağını aşmayı başarmıştır. O, hükümetlerin politik sansürlerine, içerisinde yaşadığı çevrenin baskılarına boyun eğmeden eserlerini ortaya koymuştur. Çoğunluğa değil, kendi iç dünyasına ve şahsiyetindeki hür iradesine kulak vermiştir; toplumu değil, ferdi ön plana çıkararak özgün eserler ortaya koymanın ilk adımı olan özgür bir ilim adamı olacağını ilan etmiştir.[4]

Nurettin Topçu, akılcı ve eleştirel bakış açısı sebebiyle çeşitli çevreler tarafından sürekli dışlanmıştır. Milliyetçi olmasına rağmen milliyetçiler, gelenek savunusu yapmasına rağmen gelenekçiler, muhafazakâr bir muhitte yaşamasına rağmen muhafazakârlar, Topçu’yu tam olarak anlayamamış ve onu kabullenememişlerdir. Toplumsal hayatın dışında, siyasi ve akademik çevreleri de rahatsız etmiştir. Nitekim, Hareket dergisinin ilk sayısında kaleme aldığı bir yazı yüzünden sürekli takipte kalmış; ilerleyen yıllarında belirli mahfiller tarafından, Türkiye’nin en gözde ve en donanımlı ilim adamlarından birisi olmasına rağmen üniversite kadrosuna alınmamıştır. Kendi döneminde yeterince anlaşılmamış olması, onu sonu gelmeyen bir yalnızlığa itmiştir. Lütfü Şehsuvaroğlu’nun ifadesiyle o, Cumhuriyet’in bir kenarda kalmış ayağıdır.[5]

Yayımlanmış Eserleri:

  • İsyan Ahlâkı
  • Bergson
  • Felsefe
  • Mantık
  • Psikoloji
  • Sosyoloji
  • Ahlâk
  • Reha
  • Taşralı
  • Var Oluş Felsefesi – Hareket Felsefesi
  • Ahlâk Nizamı
  • Büyük Fetih
  • Var Olmak
  • Mehmet Âkif
  • Kültür ve Medeniyet
  • İslam ve İnsan – Mevlana ve Tasavvuf
  • Millet Mistikleri
  • Yarınki Türkiye
  • Türkiye’nin Maarif Davası
  • Devlet ve Demokrasi – İradenin Davası
  • Amerikan Mektupları – Düşünen Adam Aranızda

[1] “Tanzimat ve ikinci Meşrutiyet arasında milli kültür ve maarif hayli ilerlemiştir. Nitekim Meşrutiyet’in ilanı ile ile bir hürriyet çılgınlığı, yabancı milletlerin ayrılış ve hiyanet hareketleri dehşetli bir manzara arz etmekle beraber yeni fikir cereyanları da meydana çıkmış ve yeni bir kültür sentezi gelişmeye başlamıştı.” Osman Turan, Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları, Ötüken Yay., İstanbul, 2012, s. 11

[2] Nurettin Topçu, Mehmet Âkif, Dergâh Yay., İstanbul, 2016, s. 19

[3] Türkiye Yazarlar Birliği, 40 Yıl Sonra Nurettin Topçu, Türkiye Yazarlar Birliği Yay., Ankara, 2016, s. 42

[4] “Hür vatandaş yetiştirmek isteyen, nesilleri sürü haline getirmekten korksun. Her sürü esir sürüsüdür. Ancak fert halinde hür olabiliyoruz.” Nurettin Topçu, Var Olmak, Dergâh Yay., İstanbul, 2017, s. 76

[5] Lütfü Şehsuvaroğlu, Nurettin Topçu ve Türk Sosyalizmi, Elips Yay., Ankara, 2011, s. 146

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir