ORMANIN ÇAĞIRDIĞI ATLAR ÜZERİNE

Zihnimin içinde çok kalabalık bir topluluk var. Kimin hangi güruha mensup olduğu belli değil. İsmet Özel’in Şivekâr ile Yusuf’un yolculuğunu yazarken, muhtemel ki kendisinin bile ifade edemeyeceği bir an’a sıkıştığında kullandığı o müthiş ifadedeki gibi; “edebiyat burada bize yardım edemez.” Edebiyat bazı yerlerde bize yardım edemiyor. Kelimeler bazı anlamlara gelmiyor, anlıyorsunuz biliyorum.

Hangimizin zihni değil ki bu konuşan? Senin de aklında bir cambaz yok mu mütemadiyen o ipten diğer ipe atlayan, düşmemek için pür dikkat olması gereken ama sürekli dengesi bozulan. Sen de iş yerine gittiğinde, sabahın ilk ışıklarıyla evden çıktığında içindeki at şahlanmıyor mu ofisin tam aksi istikametinde koşmak için? Kim durduruyor o atı? O atın koşmasına engel ne? Sen misin, ben miyim, sistem mi? Yoksa bir apartman dairesinde yaşayabilmek uğruna her gün kendimizle ve atımızla verdiğimiz kıyasıya mücadele mi? Kim kazanıyor bu mücadeleyi? Her gün kim kaybediyor? At mı sen mi ben mi?

Neden hepimizin aklında çılgınca geziniyor suya yakın bir köy evinde kitapların içinde bir yoldaş ile delirme fikri? Sürekli gitmek isteyişimiz; göçebe yaşam tarzını benimsemiş atalarımızın yerleşik hayata geçip kabileler halinde yaşamaya başlamış olmalarıyla beraber, çoktan sona ermiş olması gerekmiyor muydu? Yoksa biz; atını sürekli başka köylere sürenlerin kavminden miyiz? O modern ağızlarınızla medeniyet dediğiniz zibilyon katlı binaların arasında, ormana kaçmak isteyen atlarımızı suçlayabilir misiniz? Bir şiirinde yılkı atlarının ormanlara dönmesi gerektiğini deliler gibi savunan cânım sevgilim çok haklı değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir