PARANOYAK YAZILAR 2 -PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER-

Serimizin ikinci yazısıyla karşınızdayım sevgili dostlar. Allah bana güç, kuvvet, akıl ve nefes verdiği sürece yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Tabii bir de sizin okumanız ve yorumlarınız önemli. Çünkü bir nefis taşıyorum içimde. Bu nefsin kamçılanması lazım ki güzel şeyler ortaya koyabileyim. “Nefis ve güzel şeyler” insana zıt şeylerin birlikte anılması gibi bir çağrışım yapıyor öyle değil mi? Değil. Siz hükmetmesini bilince, o (nefis) da size itaat edecektir. Buradan “Oooo Kamil bey, nefsinize hükmedebiliyor musunuz?” yargısı çıkmasın. Tabii ki edemiyorum. Sadece sizlerin yapıcı ve düzeltici eleştirileri ile daha güzel işler yapmak için içimde arzu ve heves olacağını söylüyorum.

Neyse, girizgâhımızı desteklerinizi isteyerek yaptığıma göre sırada başlığımıza uygun yazıya başlamak var. Leyla ile Mecnun dizisinde Yavuz abimizin bu konuyla ilgili bir sözü vardı. Masallar diyarında Mecnun ile birlikte gezerlerken cücelerin prensesi yediğini görüyor ve orada diyordu ki, “Pamuk Prenses’i Yedi Cüceler”. Şimdi gelin hep beraber yine paranoyak düşüncelere dalarak yorumlayalım bu masalsı çizgi filmi. Acaba gerçekten Pamuk Prenses’i cüceler yiyecek mi, yoksa Pamuk Prenses çoktan mideye indirdi mi cüceleri?

Önce karakterlerimizi görelim, hatırlayalım:

Bilgili (bilgiç) cüce, huysuz cüce, mutlu cüce, uykucu cüce, utangaç cüce, meraklı cüce, salak (şapşal, şakacı) cüce: Bu cücelerin tümünü Müslüman devletler olarak alabiliriz. Alabiliriz değil mi? Bize engel olacak olan ne? Bütün özellikleri taşıyoruz Maşallah. Küçücük Ortadoğu’da her şey, bütün özellikler bizde.

Pamuk Prenses: Buna batının getirdiği herhangi bir icat diyebiliriz. Ben teknoloji diyorum. En somut örnek de Televizyon olsun.

Cadı: Cadıyı bir kurtarıcı olarak mı görmeliyiz, yoksa bilinçsiz bir katil olarak mı? Buna siz karar verin.

Prens: Ölümü gösterip de sıtmaya razı edildiğimiz bir alet. Bu da Telefon olsun.

Masalımızı hatırlayalım. Kendi halinde yaşayan 7 cüce (niçin yedi? Yedi bizim için büyük anlam ifade ediyor. Yedi uyurlar, gökyüzünün yedi kat olması, Rasulullah’ın toplantılarına genelde yedi ulema çağırması, İstanbul’un yedi tepeli diye anılması ve daha niceleri. Olabilir mi?). Hayatları gayet düzenli gidiyor bu cücelerin. Odunculuk yaparlar, kendileri çalar kendileri oynarlar, dış dünya ile ilişkileri yoktur. Ne dışarıdan birini kabul ederler, ne de kendileri dışarıya açılırlar (aaa ne kadar da biz!). Sonra tutar, ne olduğu belirsiz bir prenses çıkar gelir. Önce yatar yataklarına, sonra güzelce kandırır onları, sonra da onlarla dost olur. Cücelerden bir kısmı istemez bu yeni kişiyi, bir kısmı ona karşı çıkar (Televizyonun ilk geldiği zamanlarda kimlerin isteyip kimlerin istemediğine bakabilir miyiz sevgili dostum? Bu şeytan icadıdır diyenlerle, onları suçlayanlar aynı milletten –bizden- değiller miydi?). Sonra Televizyonun (afven, prensesin) zararlı bir alet olduğunu söyleyen, ama içten içe de onu kıskanan, ona benzemek isteyen bir kurtarıcı (!) (aman işte Cadı / Kraliçe, siz anlayın) çıkar gelir ve ona zehirli elmayı verir. Prenses çok iyi niyetli (!) olduğundan o elmayı yer, sonra bayılır, sonsuz uykuya yatar. Tam her şey bitti, aha masal da Prenses uyudu kaldı diyeceğimiz zaman, onun elinden tutacak bir teknolojik alet olan Telefon (beyaz atlı prens) ortaya çıkar ve onu bir öpücükle uyandırır (Burada yine bir L&M repliği düşüyor aklıma. Leyla’yı öperek uyandırmak isteyen Mecnun’a, “Öperek iyileştirme olsaydı, önce biz öperdik” diyen doktor, sen çok yaşa) ve sonsuza kadar mutlu mesut yaşarlar, tabi cüceler de yanlarında.

Yahu bu masalın amacı nedir? Neyi anlatır? İçinde iyilik yapmak varsa bile yarım yamalak. Hadi bizde olmayan özellikleri kıskanmayalım desek, cık o da olmaz. Ben ne anlattığını zaten küçükken de anlamamıştım, şimdi de anlamıyorum. Daha doğrusu onların anlattığı şekilde anlamıyorum. Parantez içlerini gördünüz, okuduk hep beraber kafamın içindeki şeylerin ne derece karman çorman ve paranoyak olduğunu. Şimdi sizin aklınızda iki soru var:

  1. Bunlar gerçek olabilir mi?
  2. Gerçekse nasıl düzelteceğiz?

Gerçek olabilir mi, bilmiyorum. Olabilir. Şu sıralar “gerçek” dediğimiz çoğu şeyin yanlış çıktığını görebiliyoruz. Asıl sormamız gereken “Hakikat mi?” olmalı bence. Gerçekler değişiyor sürekli ama hakikat her zaman tek kalıyor.

Yazımızın başlığı her şeyi açıkça ortaya koyuyor sevgili okur, “Paranoyak Yazılar” yani ciddiye alman gereken benim bundan önce bahsettiklerim değil, bundan sonra bahsedeceklerim olacak. Masalların ve çizgi filmlerin hitap ettiği kesim zihinleri tertemiz olan çocuklarımız, yavrularımız. Onların aklına “buse” işlevini çok rahat bir şekilde sokan bir masal bu. Ya da bir hanımın yedi erkeğin arasında kalmasında (ne kadar cüce olsalar da en nihayetinde erkek bunlar) bir sakınca olmadığını gösteren bir masal. Tanımadığın insanlardan bir şey almamasını öğütlemesi gibi güzel bir yanı da yok değil, tümden hakkını yemeyelim. Ama dediğim gibi ölümü gösterip sıtmaya razı etmek değil midir bunun adı? Sen elmayı yedin ama bir prens geldi ve bir buse ile seni ayağa dikti. Ve neden elma? (Allah’ım aklıma mukayyet ol)

İlk yazıda bahsettiklerim aynen geçerlidir. Çocuklarınızı batının eliyle büyütmeyin. Youtube annesi, Disney Channel babası olmasın bu çocukların. Çocuklarınızın neler okuyacağına, neler izleyeceğine siz karar verin. Diretmeyin. Asla diretmeyin. Önüne birden çok seçenek sunun ve o seçsin içlerinden birini. Kendi kararı olduğunu bilerek yapsın bunu. Yani ufak bir demokrasi uygulayın onlara karşı. Seçme şansı verin ama neyi seçerlerse seçsinler sizin istediğiniz bir şey olsun bu (ulan benden korkulur ha. Nasıl da laf çarptım sisteme).

“Dolar yükseliyor, aman piyasa kötü oldu, stokçulardan dolayı başımız belada, ne yapacağız bu krizde, gördün mü bak Amerika’nın sadece bir isteğini yerine getirmedik diye neler neler oldu, devletimiz devlet olsaydı böyle bağımlı hale gelmezdik” diyeceğimize sağlıklı bireyler yetiştirerek, hep tüketmeyip bolca üreterek, sürekli ortaya yararlı eserler koyarak işleri düzeltmeye ne dersiniz? Dünyanın düzelmesi için insanın önce kendini, sonra ailesini, sonra da çevresini düzeltmesine ihtiyacı var. Buna çocuklarımızla başlamaya ne dersiniz?

Elindeki telefonu doğru kullandır. Doğru yerlerde gezdiğini sürekli gözetle. Onları sen eğit, seni sevmeyen batı eğitmesin.

Mesajımızı verdiğimize göre masalla devam edelim:

Televizyon ülkemize giriş yapıyor. Önce elimizden düşürmediğimiz Kur’an’ın yerini kumanda alıyor. Sonra zihinlerimiz tamamen televizyonla yatıp kalkıyor. Öyle ki onsuz bir an bile geçiremiyoruz. Sonra, kurtarıcı gözüyle baktığımız biri geliyor ve televizyonu bizden uzak tutuyor. Ama biz televizyonun bizden gitmesine öyle çok üzülüyoruz ki, elimizde önceden Kur’an’ın olduğu aklımıza bile gelmiyor. Ardından, tam her şey bitti derken, tutuyor bir telefon geliyor. Sonra televizyona bir “hayat busesi” ve birlikte el ele iyice içimizdeler.

Yazının sonunu bir soruyla bağlıyorum: “Neden ısırılmış bir elma var, bilindik bir markanın logosunda?”

Haydi sen bir dahaki yazıya kadar kendini parala dur, “ulan hakikaten doğru mu söylüyor bu” diye. Doğru söylüyorum diyemem ama ya doğruysa? Dedim ya, tek olan hakikattir; gerçekler her zaman değişir.

PARANOYAK YAZILAR 2 -PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER-” için 2 yorum

  • 21 Nisan 2020 tarihinde, saat 20:00
    Permalink

    Dediklerinize katılıyorum. Güzel bir bakışınız var ve doğru yerden yakalamışsınız ipi. Masallar konusunda haklısınız. Masal ya da hikaye diye okuttuğumuz çoğu eser çocuklara uygun değil ve her okuduğumuzda metnin içindeki gizli mesajı net görebiliyorsunuz. Özellikle batı kaynaklı eserler böyle. Ne kültüre ne de çocuğun yapısına uygun değil.
    Elma konusuna gelince de bu konu Tevrat’ta geçer. Adem (as) elma yediği meselesi. Yani başka dinlerden islama girmiş birçok bilgiden sadece biri ama her şeyinde en başı. Zira Adem (as)’ı kendi kaynağımızdan araştırmayla başlarsak, bence bu ipi yakalarız ve fark atarız. O cevher müslüman gençlerde var çünkü😌

    Yanıtla
  • 3 Mayıs 2020 tarihinde, saat 17:54
    Permalink

    Ellerinize sağlık. Bağlantılar harika.

    Külkedisi de devasa bir yazı konusu olabilir. (Nitekim birileri bu işe el atmış).

    Bir de Mavi Sakal vardır ki evlere şenlik. Okuduğumda ilkokula gidiyordum ve dehşete düşmüştüm. Batı kaynaklı masalların bazısı kesinlikle sıkıntılı ama doğu da çok masum değil. Binbir Gece Masalları zavallı Şehrazat’ın can havliyle hayal gücünü kullanarak ürettiği şeyler değil mi? Niye bir kral evlendiği her kadını öldürür Allah aşkına?!

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir