SAMİHA AYVERDİ-İBRAHİM EFENDİ KONAĞI

İçerisinde acı tatlı her duyguyu paylaştığımız, bir şehri şehir yapan en önemli unsurlardan biridir evler. Her ne kadar kıymetini uzaklaşınca anlasak da manevi olarak değeri fazladır kültürümüzde. Bir başkasının evine ya da tatile gittiğimizde evimizi özlüyor olmamız ona yüklediğimiz anlamın ne denli yerinde olduğunun bir göstergesidir. Çünkü o mekân her şeyiyle bizden izler taşır.

Bir caddede yürürken ya da hiç bilmediğim bir sokaktan geçerken gözüme ilişen evler pek çok düşünceyi zihnime taşır. Acaba bu evlerde kimler yaşıyor, mutlu ya da mutsuzlar mı, bu insanların paylarına düşen yaşam hikâyeleri nelerdir, merak ederim. Çünkü her evle birlikte iyi ya da kötü yeni bir dünyânın kapıları açılır önümüze. İbrâhim Efendi’nin konağı da bu evlerden biridir. Her ne kadar geçmiş yıllara ait olsa da evin mahiyeti değişmez. Yine içerisinde mutlu ya da mutsuz anlar yaşayan, kimi zaman birbirinden nefret eden, kimi zaman da birbirleri için endişe ve üzüntü duyan insanlar yaşar.

Sâmiha Ayverdi, eserinde bir konağın seneler boyunca şahit olduğu anları yansıtır okuyucuya. II.Abdülhamid döneminde var olan konak, bizlere içerisinde yaşayan kalabalık bir ailenin dramını sunar. Konak sâkinlerine ve ilişki içerisinde oldukları konak dışında yaşayan insanlara dair sunulan manzaralar içimi burkarken, diğer yandan dönemin siyasi ve sosyal hayatına dair verilen isabetli bilgiler zihnimi tazeledi. Zîra o dönemdeki ittihat ve Terakki olgusundan tutun da, Balkan Savaşları’nın ve Birinci Dünya Savaşı’nın etkilerine; Ramazan eğlencelerinden, sünnet ve düğün etkinliklerine dek pek çok konu hakkında güzel bilgiler karşılıyor okuyucuyu. Kitapta geçen olayın gerçek bir hayat hikâyesini anlatıyor olması da kitabı kıymetli kılıyor bana kalırsa.

Yazarın kelimeleri yerinde kullanışı, kaliteli bir üslûba sahip olması sayfaların akıp gitmesini sağlıyor. Türkçe’ye bu denli hakim bir yazarın kaleminden çıkmış bir eseri okumak son derece keyifli. Eserde pek çok Osmanlıca kelime yer alıyor. Cümle dizimi ve üslubuyla size o yılları hissettirecek nefis bir eser. İyi okumalar.

“Âteşîn, ferâgatli , necip bir aşk, insanın duygularının en asillerinden biriydi. Seven, sırasında alacak iken verecek, söyleyecek iken susacak, gülecek iken ağlayacak; mihnetleri minnet bilecek ; ağulara şeker diyecek; ölecek, her nefes bin kere ölüp bin kere dirilecekti. İşte bunun için aşk, kolayına söylenen; gücüne işlenen bir kârdı. Sevgide mühim olan almak değil vermekti.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir