SİSTEMİN BİREY ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN DÖNÜŞÜM ESERİNDEKİ İZLERİ

Yaşadığımız toplum, bilincimizi başlı başına kuşatan algısal süreçlerle dolu. Bulunduğumuz coğrafyanın siyasi, ideolojik ve kültürel kodlarıyla harmanlanıyoruz âdeta. Doğumumuzla ailemizin etkisi altına giriyoruz, aksi belli bir yaşa kadar mümkün değil bence. Daha sonra da yavaş yavaş coğrafyanın ve sistemin etkisine açık hâle geliyoruz.

Çeşitli iletişim araçları; gazete, dergi, televizyon gibi kitlelere hitap eden araçların yönetimi kültürel hegemonya alanı oluşturuyor ve insanların algılarını, düşüncelerini kontrol edebiliyor. Eğer bu kontrol aşırı ilerlemişse ve Nazi Almanyası dönemi gibi baskıcı ve dışlayıcı bir hükümet politikasına dönüşmüşse artık birey olmaktan, düşünce özgürlüğünden, sanat ve edebiyatın bağımsızlığından bahsetmek söz konusu bile olamaz. Baskıcı hükümetler bir konuyu desteklemek, dikkat çekmek istediklerinde sanatı propaganda aracı olarak kullanarak kendilerine referans gösterirler. Böyle bir ortamda edebiyat dahil olmak üzere bütün sanat dallarının temeli sayılan ifade özgürlüğü ve yaratıcılık baltalanmış; sanatçılar, siyaset ve toplum düzeyinde tek tipliğe indirgenmiş oluyor. Sanatçının bir eser üretmesi imkânsız hâle gelince yavaş yavaş toplumdan kopmalar, soyutlanmalar ve içe dönüş başlıyor. Öyle ki dış dünyada yaratıcılık sergileyemeyen sanatçılar, zihin dünyalarında çok ilginç figürlerle düşüncelerini sembolleştirebiliyorlar.

 Kafka’nın dev böcek imgesi bunun en güzel örneklerinden biri olabilir. İşte böyle bir ortamda yaşayan Franz Kafka’nın Dönüşüm isimli eserinde toplum baskısı sonucu bir böceğe dönüşme hikâyesi anlatılıyor. Fikirlerimizi ifade ettiğimizde ilk önce aile düzeyinde bir karşılık görürüz. Kafka’nın yabancılaşma sürecinin tohumları da ailevi ilişkilerinde atılıyor. Meslek ve eş seçimleriyle babasından sert ve baskıcı bir tavır görüyor ve yavaş yavaş kendisine de yabancılaştığı süreç başlıyor. Dönüşüm eserinde bu baskıcı babanın izleri görülmektedir. Öyle ki Gregor Samsa böceğe dönüştükten sonra odasından çıktığı ilk anda babasından sert ve kovalayıcı bir tavırla karşılaşıyor.

Toplumlar, insanlar kendilerinden farklı olanı yaşamları için bir tehdit olarak algılarlar. Zira güncel hayattan örnek verecek olursak Suriyeli mültecilerin gördükleri insanlık dışı muamele bunun en net örneğidir. Farklılıklar bizleri korkutur ve korktuğumuz şeye tiksinerek yaklaşırız, ondan uzaklaşmak isteriz âdeta karşımızda bir böcek varmış gibi davranırız. Sistem ve toplum nezdinde yapılan kısıtlamalar, baskılar, dışlamalar Kafka’nın Dönüşüm kitabında böcek imgesi kullanmasına sebep olmuş olabilir. Önce ailesinden, sonra Nazi güçlerinden gördüğü şiddetli baskılar onu toplumdan soyutlamış ve yazdığı karaktere bunu yansıtmış olabilir. Gregor Samsa da önce topluma yabancılaşmış, daha sonra da kendisine yabancılaşarak bir böceğe dönüşmüş olabilir. Ailesinin onu terk edeceğini anladığı an yani umudunun sona erdiği an hayata veda etmiştir.

Bizler birey olarak yaşadığımız toplumdan, zamandan, mekândan soyutlanamayız. Konuşmalarımız, fikirlerimiz, kelimelerimiz güncel olandan etkilenir. Çünkü aslında yaşadığımız toplumdan besleniriz. Bu sebeple sistemin, ülkenin, iktidarın etkileri ürettiklerimize de belli bir oranda yansır. Dönüşüm romanı ve dev böcek imgesi bunu en iyi ifade eden örnek olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir